İfadesi güzeldir.
Hükmü de selamettir!
Hele ki, "hakikat" üzerineyse!
Derler ya; O zaman hüküm karşısında baş kıldan ince olur diye!
İşte Adalet, bu hikmetin, "ürünü" olarak var olur.
Terazisi de, "hassastır", ölçüsü de derindir.
***
Tartar.
Sık dokur, ince eler.
Değil kilo, gram, hatta milimetreyi gözetler.
Hukukun üstünlüğüne, Adaletin eşitliğine "halel" gelmesin diye!
Doğru tartar!
Evet, Adalet ve terazisi böyle bilinir.
Böyle de beklenir, beklenilmesi de, kaçınılmazdır.
***
İnanılır.
Güvende, zerre-i miskal, taviz verilmez!
İnsanlığın.
Toplumların.
Ülkelerin.
Devletlerin.
Velhasıl, "dünya" hkimiyeti, bunla nizam bulur!
Aksine; "insanlık" yaşamaz!
***
Huzuru da, istikrarı da.
Eşitliği ve Özgürlüğü de onda bulur.
Malın da, Mülkün de, teminatıdır.
Ki tahakkümü "Adalet" terazisindedir!
Boşuna söylenmiş bir vecize değildir; "Adalet mülkün temelidir" diye!
***
Malumunuz üzredir!
Adaletin sembolü "terazi" olduğu gibi, onu tutan da gözü kapalı "bir peridir".
Neye hikmet derseniz?
Yani Peri'nin gözleri neden bağlı?
Nedeni; etki altında kalmadan, vicdanının sesini duyabilsin.
Işık için de; gözlerin kapalı olması gerçeklerin "ışığında" ölçüm yapabilsin!
***
Ne; sanığı, ne mağduru?
Ve ne de karşısındakinin "kimliğinin" üstünlüğünü görebilsin?
Görmesin!
Önemli değil, huzurda kimin olduğu?
Herkes eşittir; O kürsüde ve mahkeme salonunda!
Önemli olan; suçlunun ve mağdurun varlığı, hazır olu!
Hakkaniyet penceresinde; dürüstçe adil ve doğru kararla "eşitlik" ilkesiyle, "hükmü" terazide tutabilmek
***
Ve tabi ki; bu terazi ve perinin hükmü!
Yani Adalet!
Herkese lazım olduğu gibi "tarafgir" olamaz/olmalı!
Hele ki; Adaletin "terazisini" elinde tutanlar.
Hükmü verenler, "ne hassasiyetten, ne ölçüden" taviz veremeyeceği gibi zafiyetleri de "kabul" edilemez!
Af dahi edilmez!
***
Eğer ki; bu "eşitsizlik" ağına düşülmüşse!
Oturduğu kürsüden, vereceği hükümden, yazacağı karardan; "bir milim" dahi adaletin hakkaniyetinden bahsedilemez!
çünkü taassup var, kayırma var hukuksuzluk var!
Güvenilmez, itibar edilmez!
Üstatların ifadesiyle; saygı bile duyulmaz, bu adaletin hükmüne!
***
Malum.
Uzun yıllardır ki son yıllarda da durum aşağı değil.
Yargı düzeyinde, özellikle davalara ilişkin kararlarda, "ciddi" bir serzeniş duyarız; "Bu nasıl adalet" anlayışı diye?
İki zıt karar.
Ve daha; nice başlık muhteva içeren, haber-yorumlar!
Pek tabi ki; karar makamında bulunan "yargıçların" hal-i yaşamları!
Toz-duman!
Enva-i gayri meşru ilişkiler ağı!
***
Hiç kuşkusuz ki;
Yasal gerçeklerden ayrılmayan,
Vicdanı ile cüzdanı arasında sıkışmayan,
Adaletin; terazisini şaşmaz bir şekilde elinde tutan,
Kararlarını, mazlumdan yana veren,
Suçluyu kayırmayan, "taassuba" kapılmadan!
Özellikle, toplumsal değer ölçeğinde güven tesis eden; "çok yargıçlarımız" var.
***
Hele ki.
Makam.
Mevki.
Unvan ve görev yeri noktasında; "zafiyete" düşmeyen!
Ülkenin "her karış" toprağı hizmet alanımdır diyen.
Kimliğine,
Rengine,
İnancına,
Kapital gücüne, feodalitesine zerre-i miskal eğilim göstermeyen "yargıçlar" yok değil.
Varlaaar!
***
Zaten!
Bu gerçeğin ifadesiyle;
Onların varlığı ve sayesinde değil midir ki, bugün "yargıya" olan güvenin varlığı!
Tabi ki
Vicdanının yerine, cüzdanının sesini duyan,
Terazinin eşitliği yerine, kazancım ne olacak düşüncesine yenik düşen,
Akıl, mantın ve insafı "taassupta" görenler de yok değil.
Varlaaaar!
***
Nitekim.
Onların yüzünden değil midir ki?
Toplumsal araştırmalarda "yargıya güvenin" yüzde yüz olmayışı!
Yüzde 70 ila 75 arasındaki seyir "bu zafiyetten" ürünü olsa gerek.
Öyle ya.
Boşuna;
Yargıtay Başkanı tepki koymuyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı da; "mekanizma" dişlileri, tekliyor demiyor!
Kamunun vicdanı "rahat" değilse.
Demek ki, "Adalet" terazisinde, yamukluk söz konusu!
***
Velhasıl diyeceğim;
Kendine yapılmasını istemeyenler, başkasına yapmamasına özen göstermelidir.
Eğer, bu anlayış hükmü cereyan ederse; işte o zaman memleket ve insanlık huzura ereceği gibi.
Adaletin terazisi de şaşmaz!
***
Bakınız!
Önceki gün;
Ki Söz gazetesi kendi yorumunu yaptı!
Diyarbakır eski Başsavcısı Durdu Kavak.
Malum, Diyarbakır'dan İzmir'e atanmıştı.
Şimdi; HSYK tarafından İzmir'den Manisa'ya atandı.
Tenzil-i rütbeyle!
***
Veda töreninde bir konuşma yapmış atamasına yönelik!
Eleştiri getirirken, duruma "dost kazığını" ima etmiş.
Demiş ki;
"Hayatta en zor şey, dost bildiklerinizin size yaptıklarıdır"
Şimdi; bu ifade ne anlama geliyor?
***
İki anlamı olsa gerek!
Birincisi.
Dost bildikleri;
Tenzil-ü rütbe sayılan Manisa'ya atamasında istenilen performansı göstermemiş oldukları.
Yani, Manisa yerine başka büyük bir kentte atanmasını sağlayamamışlar.
Hayal kırıklığı.
Ya da; ikincisi!
Dost dediği kişilere "yaptığı" kayırma, gün yüzüne çıktığı içindir ki, "bu atama" oldu.
Dosttan gelen kurşun, gül diye kabul edilir sözü bunun için mi dedi.
***
Dün;
Söz bu meyanda bir yorum yapmıştı.
4 yıl süreyle;
"Tozlu raflarda" tutulan 19198/2006 Esas sayılı hazırlık dosyası için.
Şikyetlere.
Tepkilere, eleştirilere rağmen; "koruma-kollama" hissiyatı uyandıran, bir zihinle dosya "gözardı edilmişti".
Eee.
Etme-bulma dünyası!
Bir sıçra, iki sıçrar, üçüncüsünde yakalanır.
***
Sonuç itibariyle,
Hukukta,
Adalette,
Eşitlik de, "herkes" içindir.
Onun için adalet terazisini kim yamuklaştırırsa.
Elinde tutan bile olsa; er ya da geç "muhtaç" olur.
Ama yaptığıyla, karşılaşırsa o zaman "serzenişe, eşe-dosta" laf atmayla, sureti haktan görünmez.
Hele ki; "mağduriyet" kabil bile değil.
Deyeceğim adalet herkes için vardır; "o da" eşitlik ilkesiyle!
Eş-dostun değil!