Öncelikle!
Önceki gün, Dağkapı'da yaşanan "provokatif" iftar ve eylem!
Öncesi ve sonrasındaki "şiddeti" körükleyen, zafiyetler zinciri.
Ve dünkü; "demokratik" tepkiler!
Yeknuyla, "dünkü" makalemde, irdeleyip ifade etmiştim!
Birileri; "sinsice" Diyarbakır'ın "hassasiyetleriyle" oynayıp, huzuru bozmak istiyor.
Yine birileri de, "bilerek veya bilmeyerek" bu oyuna, alet ve meze oluyor.
***
Ne BDP/DBP.
Ne HÜDA-PAR.
Ne de, İslami ve Sol fraksiyona sahip, STK'lar!
Kimse de "toplumu geren" bu hadise üzerinden siyasi "pay" çıkarma gayretine girmesin!
çünkü çözüm süreci yeni demokratik hamlelerle, kıvama geliyor.
Tabiri caizse ete-kemiğe burundu.
Onun için, "barışın yaşaması" ve kalıcı ömre sahip olması için kadim şehir Diyarbakır misyon-vizyonuyla; hassasiyetini ortaya koymalı.
Pirim ve zemin imknı tanımamalı.
Sonuç itibariyle!
Şiddet kimden gelirse gelsin!
Düşünce, konum, oluşum hiç ama hiç önemli değil.
Resmi, gayri resmi. İllegal veya legal olsun!
Lanetlenmeli.
Karşı "dik duruşla" sağduyu iklimi içerisinde, tavır konulmalı!
Ve şu "ifadenin" etrafında yekvücut olunması gerekir.
Kimse bizi eski günlere götürmesin, eski günleri lanetleyerek istemiyoruz!
***
Mevzuuyu da!
çok dillendirmek, "provokatörlerin" iştahını kabartır.
Diyerek; Diyarbakır'ın huzuru ve istikrarını bozmayın gerisi; "başka ihsan istemiyoruz."
***
DEMİRTAŞ'IN TEMSİLİYETİ?
Ve HDP'nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş!
O da önceki gün, "manifestosunu" deklare etti!
"Yeni Yaşam çağrısı" sloganıyla!
Demirtaş.
Olması halinde "ilkeler ve politikaları" anlatırken, kilit vurgusu önemliydi.
Ama, öncelik profilinde.
Karizmatik. Kendine güvenen.
Özgür. Yaratıcı, ikna edici.
Hoşgörülü, benimsenen bir imajla sunumunu yapması gerçekten, önemliydi.
Ki bu izleyenleri, dinleyenleri hayli etkiledi diyebilirim.
***
Temel vurgularına gelince.
Özellikle;
Kimlik. Toplumsal ve Kültürel çoğulculuk.
Özgürlükçü laiklik.
Kadın.
Ve "çevresel" hassasiyete olan dikkat çekiciliği.
Hiç kuşkusuz ki; bu vurgular.
Sıralanan "kilit kavramlar" yabancı değil.
Sanmıyorum ki sizler için de olsun.
çünkü birçok siyasi harektın dillendirdiği, savunduğu mevzuular.
***
Hani bir deyim var; "Söyleyene değil, söyletene bak."
Onun için; kapsayıcılık önemli.
BDP'nin, DBP'nin.
HDP'yle farklı bir siyasi "solukla", Türkiye'nin yönetimine talip!
Yani, "Kürt kimliği ve Kürt sorununa" odaklı siyasetle değil.
Bunu aşarak tüm "kimlikleri" bir çatı altında gören, benzer mağduriyetleri yaşayanları "kucaklayan" bir duruş.
Kısacası; Ülkenin A'dan Z'ye meselelerine yönelik "çözüm üretebilen" iç ve dışta; "siyasi" mekanizma işletebilen bir profil ortaya koydu.
***
En önemlisi!
Türkiyede "var olan" ana muhalefet boşluğunu doldurmak.
Ve bu boşluğu doldurmada hal-i hazırdaki muhalefette rakip "aday" olarak kendini ifade etmesi.
Kısacası, Demokratik zeminde "bu yarışta" bende varım diyor artık, HDP!
Bu harekt tartışmasız olarak; Türkiye'de yeni bir siyasal "iklim" yaratacak.
***
Aslında Demirtaş'ın şu cümlesi herşeyi anlatmaya yetiyor.
Ne diyor, Demirtaş?
"Türkiye demokratikleştikçe çözüm hız kazanacak.
Bunu sağlayacak irade, yıllardır barış mücadelesini yürüten bizlerde, Türkiyenin demokrasi güçlerinde vardır.
Türkiye'nin baştan aşağı top yekn demokratikleşeceği radikal demokrasinin kökleşeceği bir sürece talibiz!"
***
Sonuç derseniz!
10 Ağustos'ta; her ne kadar, "üç aday" yarışıyorsa da!
Eğer ki.
Siyasetin kitabında, ilke, irade ve temsiliyet yazıyorsa!
Ekmeledin saha startın başında, siyasetin raconu gereği "saf dışı".
Demek ki bu yarış; Erdoğan ve Demirtaş "arasında" geçecek?
Her ne kadar, "sonucu" belli ise de!
Bu yarışta, Kürt siyasal harektının ortaya koyduğu tavır Türkiye'nin "güçlenen demokrasine" önemli katkı sunacaktır.
Asıl görülmesi gereken bu!
Bölen değil, bütünleştiren.
***
GÜL BAKALIM NE YAPACAK?
Gül ikna mı edildi?
Yoksa. Evet, yoksa "alternatifleşme" kararı mı aldı?
Doğrusu, iki soru da muğlk cevaba sahip!
Nedenine geleceğim!
Ama önce, "neden bu iki soru" ikmale geldi, gelişmesine bakalım!
Yani, "senaryo" üreten etken nedir?
***
Şöyle ki!
Gül, önceki gün TOBB'un iftar yemeğindeydi.
Burada genel bir konuşma yaptı.
Ancak sözlerinin arasında gelecek zaman dilimi açısından; bir imada bulundu.
Dedi ki; "Milletime hizmet etmeye devam edeceğim."
Bu sözün hemen devamındaki tamamlayıcı cümlesi de şu oldu.
"Bakalım nasıl edeceğiz."
***
Öncelikle!
Bu ifadeden anlaşılan odur ki; 10 Ağustos sonrası!
Türkiye için.
Ve tabi ki Gül için "siyasi arenada" yeni bir rüzgr esintisi olacak?
Ama bu, AK Partide mi olacak?
Yoksa yeni bir "parti oluşumuyla mı" olacak, doğrusu net ifade etmek zor!
***
çünkü Gül bundan kısa süre önce şöyle demişti!
Özellikle, Başbakan Erdoğan'ın şu ifadesine istinaden.
Erdoğan; "Köşk'e çıkarsam, tüm yetkilerimi kullanırım" demişti.
Gül de bu ifadeye karşılık şu mesajı vermişti.
"Bu şartlarda, siyaset kulvarında yer almam mümkün değil?
***
Hiç kuşkusuz ki!
Gül'ün "Başbakanlık" görevini alması.
O koltukta oturması!
Gerek, AK Parti yönetiminde.
Milletvekillerinde.
Ve tabi ki, tabanda çoğunluğun gönlünde "yatan" ilk isimlerden biri!
Halkın ekseriyetin de durum farklı değil.
***
Zaten, genel itibariyle bakıldığında!
Erdoğan sonrasında!
Gül dışındaki 'isim" her kim olursa olsun, fark etmez!
Partide "toparlayıcı" ve tabiri caizse "çimento" vazifesi görecek isim yok.
Üç dönemi de göz önüne aldığımızda.
Ağabeylik, yapacak pek ismin kalacağı görünmüyor.
***
Gül'ün "siyasi" ilke ve karakteri!
Erdoğan'la "yol arkadaşlığı".
Ak Parti'nin 'kurucu" isimlerinden olması!
Özellikle; "Yeni bir parti" oluşumunu, pek güçlü bir olasılık olarak, görünmüyor.
Ki buna yanaşması da mümkün değil.
Düşüncesi bile; kendisine olan güven noktasında arıza-i durum yaratır!
Derler dün nerdeydin, bugün nerde?
***
Nitekim benzer girişiminde bulunanlar oldu.
Hatta Parti'den ayrılıp, "Parti kuranlar" dahi mevcut.
Ama "bir adım" ileriye gitmediler!
Şimdi "esamileri okunmuyor!
Galiba!
Gül, Erdoğan sonrası için; "ikna" edildi.
Siyasete dön.
Ve Başbakanlık "görevini" sen al!
***
Bu "ikna" şu siyasi sürecinde yol haritasına vesile oldu diyebiliriz.
Senaryo şöyle gelişecek?
Erdoğan sonrası.
Yani 10 Ağustos'tan sonra; "geçici bir başbakan" atanacak?
O isimlerde muhtemelen;
Ya Mehmet Ali Şahin olacak (ki parti tüzüğüne göre o'nun olması lazım)
Ya da Bina Yıldırım!
Hemen bir ay sonrasında, Parti Kongresinde Gül aday olup Parti Genel Başkanı seçilecek?
***
Bu kongrede, sürpriz bir gelişme de!
Ki AK Parti "kulislerinde" yoğun bir şekilde telaffuz ediliyor.
Partide "kan kaybı" yaşanmaması için!
Üç dönem "koşulu da" bir önerge sunumuyla, kaldırılacak!
2015'te, Gül milletvekili seçildikten sonra; "Başbakan" olacak!
Ve bu dönem!
Türkiye'nin, "demokrasi çıtasını" yükselten dönem olacak?
Yönetim şekli değişecek.
Anayasa "sivilleşecek?"
Kürt sorunu, "köklü" bir çözüme kavuşturulacak?
***
İşte tüm bunlar;
4 yıllık zaman dilimi içerisinde, "hayat" bulacak?
Son nokta da!
Cumhuriyet'in 100'üncü yılında!
Türkiye "yepyeni bir yönetim kimliğiyle" buluşturulacak.
O da, "Başkanlık" seçimi!
Gül de.
Erdoğan'da bu "senaryonun" başaktörleri olarak, "tarihe unutulmaz" isimler olacak geçecek?
Sanırım!
Gül'ü "ikna" ettiren senaryo tamamen bu!
Sizce!