Sosyal, siyasal, ekonomik ve Kültürel adaletsizlik. Gelir seviyesindeki dengesizlik! İşsizlik, yoksulluk ve geri bırakılmışlık. Şiddet, terör, işkence ve karanlık yapılanmalar. Adaletsizlik, hukuksuzluk, keyfiyet ve zulümkarlık icra eden bir güç dengesi. Aile içerisindeki uyuşmazlık. Bölünmüşlük, uyuşturucu, Fuhuş! Rüşvet, suistimal ve haksız kazanç elde etme gayreti.
* * *
Kültürel yozlaşma. İnanç, milli değerlerin erozyona uğratılması ve mahalle baskıları. Eğitimsizlik, cehalet, kör düşünceleri dayatmak. Eğitim ve Öğretim müfredatında "siyasal düşünceye" özgü, yapılanmalar! Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet ve adam kayırma. Ve daha nice "olumsuzluklar" zincirini ihtiva eden, "çirkin" yaşam koşulları. Velhasıl; Tüm bu enva-i çürümüşlük hal, ne hazindir ki bugün yer küremizde aktif bir şekilde hayat bulmaktadır. Nesil diye övündüğümüz gençlik te; Bu aktif "erozyonun" içerisinde debelenip duruyor. Vahim; Düzeyde "benliğinden" ve geleceğinden darbeler alarak, "sürükleniyor" bilinmeyen meçhule doğru.
* * *
Ki bizlerin "eseri" olarak, yansıyor kendilerine bu harap hal! Ve duyarsız, Bir düşünceyle "önemsizleştiriyoruz" olup-biteni. Bakınız; Genç kızlarımız! Daha lise çağında "karanlık fuhuşun" bataklığına sürükleniyor! Kültürel yozlaşmanın, Tahribatı, televizyondaki diziler ve internet vasıtasıyla "yem" olup gidiyorlar. Ahlak ve edep mefhumu unutulmuş. Bizi biz yapan en büyük değerlerimiz olan; dilimiz, dinimiz ve tarihimizle gençlerimizin bağları koparılıyor. Yani; "Mankurtlaşmış" bir gençlik için bütün oyunlar oynamakta. İşin tuhaf yanı fazilet addedilmesi gereken konular dahi; Dürüstlük, doğruluk, haram yememek gibi değerler, alay konusu ve zayıflık gibi algılanıyor. Gelecekten ümitsiz. Sigara ve kumar alışkanlığı had safhada, gençlerimiz kahve köşelerinde zamanlarını boşa geçiriyorlar. At yarışı, kumar, toto, loto gibi "şans" oyunlarına müptela olup, emek harcamadan zengin olmak istiyorlar. Eğitim seviyesi ve kalitesi ise, yerlerde itibarsız şekilde sürünüyor. Herkes popülist bir yaklaşım içerisinde. Geçmişinden habersiz, geleceğe ait hayalleri ve idealleri olmayan bir nesil gelişiyor ve geliştiriliyor.
* * *
Bakınız sevgili okurlar! Bir süre önce, Emniyet'in "uyuşturucu" kullanımıyla alakalı önemli bir raporu kamuoyuna yansıdı. Ki orada; Diyarbakır'la alakalı veriler de vardı. Bu kayıtlara göre; Uyuşturucu kullanım yaşı ilköğretime kadar düşmüş. Alkol ve uyuşturucu ağında "6 yaşındaki" çocuk bile, bugün yemlik, bu zehir solutanlara! Veriler, Toplumun ve gelecek neslin ne kadar "tehlikeli" bir sürece dâhil olduğunu gözler önüne seriyor. İstatistikleri, Aile ve gençler açısından "uyarı" niteliğinde aktarmak istiyorum. Çünkü; Uyuşturucu kullanan kişilerin ortalama yüzde 75'inin yaş ortalaması; 16- 30 yaş grubu. Son üç yıllık istatistiklere göre; 16 yaşından küçük çocuklar ise uyuşturucu kullanımında yüzde 10'a yaklaşan düşündürücü bir oranı zorluyor.
* * *
Uyuşturucuya başlama nedenlerine gelince. İki temel neden belirlenmiş; Merak ve Arkadaşlık. Sorunlar ve eğlence düşkünlüğü de uyuşturucuya başlama nedenleri olarak gösteriliyor. Malum; Merak, insani bir yönelim olarak aynı duyguyu paylaşan diğer insanlarla bir araya getiren etken. Bu da ilişkilerin odak noktasındaki çekirdek ilginin belirleyici gücünü alevlendirmektedir. Özellikle arkadaş gruplarında üstünlük kullanıcı ağırlıklıdır. Verilerde en düşündürücü bulgularından biri de, uyuşturucu madde kullanan gençlerden yüzde 80'inin aileleriyle oturuyor olması. Satır arası ifadeyle; Bu sonuç, anne ve babaların çocuklarıyla ne derecede ilgilendiklerinin bir nevi karne notu.
* * *
Bölgemizde, Yani Diyarbakır'da en fazla tüketilen uyuşturucu cinsi esrar. İçiciler arasında, yüzde 85'lik bir ortalamaya sahip olan esrar kullanımı diğer uyuşturucu madde kullanımına geçişte aslında bir köprü. Çünkü; Esrardan sonraki merhale eroin. Hap kullanımının artışının nedeni raporda şu sözlerle anlatılıyor. "Herkesin bir şekilde tablet kullanımını doğal karşılaması, kullanım kolaylığı, temin ve gizleme kolaylığı. Sosyal ve kültürel etkileşimler. Tabletlerin şekil ve renk olarak özendirici görünüm taşıması. Kişinin yaşamak istediği grupla yaşantısını özdeşleştirme isteği. Gibi etkenler ön plâna çıkarıyor, hap kullanmayı.
* * *
Geçtiğimiz hafta Cuma günüydü, İl İnsan Hakları Kurulu'nda İl Emniyet Müdürlüğü yetkilileri vardı. Bir önceki Kurul toplantısında dile getirilmişti. Okul önlerinde "uyuşturucu" satıcılarının varlığı. Ve Okul çevrelerinde polisiye tedbirlerin yetersizliği. İl Vali Yardımcısı Ahmet Dalkıran, Emniyet'ten bu konuda "bilgi" alalım diye, ortak fikirde karar alınmıştı. İl Emniyet Müdürlüğünden; Çocuk, Asayiş ve Kaçakçılık Şube'den bilgilendirme babında, brifing aldık. İyi de oldu. Diyarbakır'da, Narkotik polisi önleyici görevleri çerçevesinde, risk grubuna dâhil şahısların yoğun olarak bulundukları yerlerde... Uyuşturucu madde kullanımını engellemek ve sokak satıcılarıyla daha etkin mücadele etmek için; "Sokak timleri" oluşturmuş. Sokak timleri, okul yöneticileriyle de işbirliği içerisinde. Öğrencilerin yakın temasta bulundukları okul çevreleri. Öğrencileri uyuşturucu kullanımına teşvik etme arzusundaki uyuşturucu tacirleri. Başta olmak üzere "kontrol" altında tutma noktasında, gözetim yapılıyor. Özellikle kafeterya türü yerlerde ve seyyar satıcılar üzerinde çalışmalar "sürekli" yürütüyorlar. Hatta iki hafta önce; Bu minvalde yürütülen operasyonda "torbacı" diye tabir edilen çok sayıda, tacir yakalanmış.
* * *
Bu bilgiler aktarılırken; Son iki yıldır "esrarın" üretim merkezi olarak görülen kırsal kesime önem veriliyor. Yani yerinde "uyuşturucuyu" imha etmek, engellemek. 2010 yılında; sadece 3,5 ton esrar maddesi ele geçirilmiş! Eroin, Kenevir, hap, kubar ayrı! Önemli bir ayrıntı da; Diyarbakır E Tipi cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin yarısı "uyuşturucu" suçundan bugün içerdeler. Yani; Kullanım fazla, yasadışı yolda tez zenginlik hevesi fazla!
* * *
Bakın. Uyuşturucu, Kullanan genç bir kızın öyküsü! Henüz 1718 yaşındaydı. Babaannesi ölmüştü. Çok sevdiği babaannesinin ölümü onu derinden sarsmıştı. İşte, bu en zayıf anında, en büyük kötülüğü kuzeninden gördü. ''Bir kez dene, acıları unutacaksın'' dediğinde itiraz edemedi. O da, ''Bir defadan bir şey olmaz'' dedi. Ve başladı. Ama öyle olmadığını fark ettiğinde iş işten geçmişti. Önce okul harçlıklarıyla, sonra anne ve babasının cüzdanından çaldıklarıyla temin etti. Yetmedi, evindeki eşyaları gizli gizli sattı. Sonra en yakın arkadaşlarını bile dolandırmaktan çekinmedi. Dolandıracak kimse, evde satılacak eşya kalmadığında tek bir çare kalmıştı: Hırsızlık, gasp, soygun, cinayet, yaralama! Ve cezaevi müdavimliği.. Ardından, kendisi "satıcı", zehirle de zehirle. Bir gün; "batakhanenin" umumi hela'sında "cansız" bedeniyle karşılaşıldı. Polis kayıtlarına da; Uyuşturucu bağımlısı diye geçip, aşırı uyuşturucudan öldü adli rapor düzenlendi.
* * *
Sonuç itibariyle; şunu unutmamak lazım. Anneler, babalar, ağabeyler, bacılar. Ve tabi ki öğrenci arkadaşlar. Pek tabi ki; Çevresine duyarlı biz vatandaşlar. Şunu iyi bilmeliyiz; Uyuşturucu, zihinleri "en çabuk" zehirleyen, etkendir! Zihni, Zehirlenen bir vücudun "istikameti" elbette ki salih-i selamet değildir.