...Ve hafta sonu! Yine geldi çattı. Demek ki biraz 'mola' gerekli. O halde 'yazı' modunu değiştirelim. Şöyle zihinleri 'zindana' çeviren hadiselerden uzak duralım. Ve kendimizi 'az da' olsa; dinlemeye alalım. Sabah kahvaltısının keyfiyle; 'biraz' eğlenceli takılsak ne olur? Olmaz mı?
* * *
Nitekim uzmanlar boşuna demiyorlar mı 'stresten' uzak durun. Ve kendinizi 'gülümsemeden' uzak tutmayın. Sürekli 'gülümseyin ve gülün'. Ki ne kadar çok gülerseniz o kadar çok uzun ömürlü olursunuz. Bir gülücük bir 'ömür' kazanımdır. Öyle ise; hafta sonu yazısını bu minvalde 'kurgulayalım'.
* * *
Peki, bizleri en çok 'güldüren' ne olabilir? Yani 'zihnimizi' bu yönde dinlendiren ne olur? Elbette ki bu yöndeki 'hazine' fıkradır. Öyle size alın size bir bir demet fıkra silsilesi. Ha! Laf fıkradan açılmışken; size çağrım var. Özellikle Diyarbakır'la ilgili 'fıkralarınız' varsa; benimle paylaşabilirsiniz. Hafta sonu 'eğlencesine' sizin de katkınız olsun. Ve buradan onlara yer verelim. Bekliyorum. Fıkralar alıntı. Haydi, bakalım 'bir demet fıkralarımızda' neler var?
* * *
CEZAEVİNDEN ÇIKIŞ? Bizim Kırık 12 Eylül'den sonra cezaevinden çıkmış. Biraz ağır abilere takıldığından ona da, siyasi muamelesi yapmışlar tabi cezaevinde. Üç yıl yatmış. Üç yılın sonun da ezberlemediği marş, Atatürk şiiri falan kalmamış. Bildiği Diyarbakır şarkılarından fazla şiir, marş vs ezberletmişler, onca dayakla birlikte. Tahliye olur olmaz. Demiş artık buralarda durmak olmaz, atlamış trene ver elini gurbet diyerek. Trende kompartımana yerleşmiş. Kompartımanda sohbet açılmış.
* * *
Bakmış ki çok konuşan bir tane Cezaevi görevlisi var. Ona olan bütün kini ve nefreti ayaklanmış. İntikam duygulu ile tutuşmaya başlamış. Kompartımanda görevliden başka bir tane genç kız. Bir tane ihtiyar bayan, bir tane de yaşlı bey varmış. Derken tren bir tünele girer. Karanlık olur her taraf. Önce bir öpücük sesi gelir. Arkasından okkalı bir tokat sesi gelir.
* * *
Tren tünelden çıktığında herkes şöyle düşünmeye başlar. Yaşlı bey: Genç çocuk, genç kızı öptü ve tokadı yedi tabiî ki. Genç kız: Birisi benim yerine yanlışlıkla yaşlı teyzeyi öptü ve tokadı yedi tabiî ki. Cezaevi görevlisi: Ulan ne şans yahu, genç kızı öptüler, tokadı ben yedim. Bizim Qırık: Ohhh beee. Yüreğim soğudu. Önce bir öpücük sesi yaptım. Arkasından görevliye 'eyicene' patlattım tokadı. GÜLMEKTEN ÖLMEK? Adam kısa bir süre önce ayrıldığı evine telefon acar. Bahçıvana sorar? Nasıl her şey yolunda mı? Yolunda. Yalnız küreğin sapı kırıldı, onu tamir etmeye çalışıyorum. Neden kırıldı ki? Köpeğinize mezar kazarken, zorlamışım bu yüzden kırıldı. Nee! Köpeğim mi öldü? Havuza mı düştü öldü? Benim köpeğim çok iyi yüzerdi; nasıl havuzda ölür? Ama havuzun suyu boşalmıştı, betona çakıldı bu yüzden hayatını kaybetti. Daha havuzu yeni doldurmuştum? Neden boşalttınız? Biz değil! İtfaiyeciler boşalttı. Çünkü evdeki yangını söndürmek için ilave suya ihtiyaç duydular.
* * *
Nee! Evde yangın mı çıktı? Evet efendim. Annenizin vefatı dolaysıyla çok sayıda insan geldi. Bir sigara izmaritinden kâğıtlar, ardından da perde tutuşmuş. O kalabalıkta farkına varamadık. Annem nasıl öldü? Sapasağlamdı. Haklısınız. Biz de şaşırdık. Ama sizin yatak odanızda bir şeye bakmaya gitmiş. Yatakta karınızla en yakın arkadaşınızı görünce kalbine inmiş. Yahu hiç pozitif bir haber şok mu? Bunaldım. Olmaz olur mu? Var gecen gün siz AIDS testi yaptırmıştınız ya. Eee! İşte onun neticesi pozitif çıktı.
ELEKTRİK KESİK! Amerikalı bir hükümet yetkilisi Şili'deki darbenin hemen sonrasında ülke hapishanelerini incelemek için Şili'ye gitmiş. Herhangi bir hapishanede bir süre inceleme yapan yetkili infaz yerlerini merak etmiş ve hep birlikte hapishanenin mahzenine inmişler. İner inmez çığlıklar duyan misafir yetkili görevlilere bunun nedenini sormuş. Görevliler de ölüm cezalarını uyguladıklarını söylemiş. Amerikalı yetkili, kendi ülkelerinde elektrikli sandalye kullandıklarını ve bu konuyu daha kolay hallettiklerini söylemiş, aynı uygulamayı yapabileceklerini uyarıcı bir dille ifade etmiş. Hapishane görevlisi "efendim, biz de elektrik kullanıyoruz ama elektrikler kesik olduğu için şimdilik mumla idare ediyoruz" demiş. NASRETTİN HOCA BU? Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış. Hanım en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur. Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim? İyi ya Azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.
* * *
CENNETTE YER KALMADI? Bir gün padişah vezirlerine. Gidin bana hocayı çağırın demiş.. Nasrettin hoca gelmiş. Padişah: Hoca ben cennete mi yoksa cehenneme mi gitcem demiş. Hoca: cehenneme Padişah: neden demiş Hoca: boş yere öldürdüğünüz insanların hepsi cennete gitti cennette yer kalmadı
* * *
TEMEL'İN UYKUSU? Sabah kahvaltısında Fadime Temel'e anlatıyordu: "Geceki gök gürültüsünü duymadın mı?" Temel: "Hayır duymadım" Fadime hayretle: "Nasıl duymazsın? Bir şimşekler çaktı, bir gökler gürledi kiii Aman Yarabbi" Temel öfkelendi: "Niye beni uyandırmadın? Benim şimşek çakarken uyuyamadığımı bilmez misin?"
* * *
Nasıl! Keyif aldınız mı? İnanıyorum ki; 'kısa bir zaman dilimi' olsa bile. 'Beyinlere ve midelere' kramp getiren; 'gündemin' atmosferinden uzaklaştınız. Yüzünüzde 'gülümseme' hâsıl olmuştur. Eee! Ne demişler; 'güne neşeyle' başlarsan, günün neşeyle geçer. Güzel bir hafta sonu dileğiyle. Pazartesi buluşmak umuduyla.