İSLAM ÜLKELERİ LİDERE MUHTAÇ!
Eklenme: 18.10.2016 00:00:00

Ne diyor?

Şeyh Edebali, Osman Gazi'ye hitaben..

Diyor ki…

"Ey oğul!

Bey’sin…

Bundan gayrı öfke bize; gönül almak sana.

Suçlamak bize; katlanmak sana.

Acizlik bize; hoş görmek sana.

Kem göz, şom ağız bize; bağışlamak sana.

Üşengeçlik bize, gayretlendirmek sana.

Bölmek bize, bütünlemek sana.

Çatışma, geçimsizlik, anlaşmazlık bize; adalet sana düşer"

***

Ve yine seslenerek, der ki…

"Ey oğul!

Bey’sin, güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın.

Ancak, bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen; öfken ve nefsin bir olup aklını yener."

"Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açma.

Açık sözlü ol, her sözü de üstüne alma.

Sevildiğin yere sık gidip gelme.

Ananı, atanı say; bilesin ki, bereket büyüklerle beraberdir."

***

Bir kez daha seslenir..

"Oğul!

Üç kişiye acı:

Cahiller içindeki âlime,

Zengin iken fakir düşene,

Hatırlı iken itibarını kaybedene…

Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…"

***

Edebali, hitabesini şöyle tamamlar..

"Ey oğul!

Yaşça, bilgice senden büyük olabiliriz, ama sen Bey’sin.

Biz senin yanında, senin emrindeyiz.

Bunu bilesin…"

"Lakin unutma!

Yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğuna inanıyorsan mücadeleden korkma, yılgınlık gösterme.

Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.

Yolun uzun, işin çetin, yükün ağırdır.

Allah yardımcın olsun"

***

Evet…

Devlet adamı olmak..

Milletin lideri olmak..

Makam ve mevkiye nail olmak..

Velhasıl, ahalinin "idaresinde" ön safta yer alan, zevat için ders-i ibret "nasihat... "

Ne diyelim…

Hal-i hazırdaki, en büyük ihtiyaç "dirayetli devlet adamlarına sahip olabilmek!”

Ama nerdeeee?

***

İşte İslam ülkeleri..

Ve işte Ortadoğu'daki devletlerin hal-i pür melali..

Hepsi..

Bilaistisna, yekûnuyla…

Kabiliyetsiz…

Yetersiz…

Keyfiyete sahip…

Hakkın, hukukun, adaletin gaspıyla; "milletini tarumar" ediyor.

***

Geriyor…

Kamplaştırıyor…

Çatıştırıyor…

Ve dış güçlere hazır lokma haline getirtiyor…

En aşağılık halleri de…

Emperyalizme…

Sömürgeci küresel, haçlı zihniyete, figüre olmalarıdır..

Kendi sonları gibi…

Ülkesinin de…

Milletinin de "yok olmasına" sebep oluyorlar…

Var mı ötesi!

***

Suriye'de olanlar..

Irak'ta olanlar..

Mısır'da olanlar..

Yemen'de..

Lubnan'da,

Filistin'de..

Yani İslam ülkelerinde; olup-bitenler tamamen "lider yoksunluğundan" değil midir?

Buralarda; "ülke" namına bir şey kaldı mı?

Baksanıza, Suriye için ikinci bir Lozan hezimeti..

Irak için, "İbadi" ihaneti..

***

SARI İNEK!?…

Hepsinin tarihsel hikayesi!..

Tıpkı, Sarı ineğin "kurtlara" teslim edilmesi gibi..

Oradan başladı..

Bu hikayeyi bilir misiniz?

Bileniniz vardır..

Ama bilmeyenler noktasında..

Hele ki, yaşadığımız zaman dilimi göz önüne alırsak..

bilmesi..

Ve bir ders-i ibret levhası olarak, görüp asması gerekir..

***

Çünkü ülkemiz..

Coğrafyamız..

Bu "hikayenin" gerçeğini ne yazık ki, yaşamaktadır..

Onun için..

Diyorum ki, belki akıllanırız..

Belki de, ders çıkarıp, "hakikatlerimize" yüzümüzü döneriz..

Yoksa daha çok kaybederiz..

***

Evet..

Sarı inek hikayesine dönersek..

“Vaktiyle aynı ormanda yaşayan bir aslan ve bir inek sürüsü varmış.

Aslan sürüsünün gözü inek sürüsünde ama inek sürüsü kendini savunacak kadar kalabalık ve güçlü.

Aslanlar açlıktan yorgun, halsiz, güçsüz kalmışlar.

Düşünüp taşınıyorlar; sürü kalabalık ve güçlü saldırırlarsa karşılık bulacakları kesin.

Çaba sarfetmeden, enerji harcamadan nasıl karınlarını doyurabilirler, bunun yollarını arıyorlar…

Ve aralarında konuşup anlaşıyorlar, içlerinden ineklerin sürüsüne bir elçi gönderiyorlar.

***

Elçi diyor ki;

– Size saldırırsak ne olacağını biliyorsunuz.

Mutlaka aranızdan birini alıp yiyeceğiz, buna engel olamazsınız.

Gelin; ne kendinizi, ne bizi uğraştırın.

Aranızdan birinin rengi çok sarı, sizden de farklı, bizim de gözlerimizi alıyor.

Onu bize verirseniz size saldırmadan onu alıp gideriz ve bir daha gelmeyiz.

Bundan sonra da güzel güzel geçiniriz.

***

İnekler düşünmüşler, taşınmışlar, bilge ineğe sormuşlar…

“Olmaz” demiş bilge inek..

“Aramızdan hiçbirini vermeyin”

Ama aslanlar ısrarlı.

En sonunda razı olmuş inekler; nasıl olsa saldırırlarsa birimiz gidecek, hem biz de çok yorulacağız.

En sonunda peki demiş inekler, bir inekten ne çıkar diyerek?

Biz büyük bir sürüyüz, bize bir şey olmaz…

Vermişler "sarı ineği"…

Aslanlar da sarı ineği bir güzel yemişler, karınlarını doyurup kendilerine gelmişler.

***

Derken..

Bir kaç gün sonra aslanlar yine acıkmışlar…

Ve yine gelmiş aslanların elçisi ineklerin yanına;

Aranızda boynuzu kırık bir inek var, sinirimizi bozuyor, verin onu…

Ne kendinizi ne bizi uğraştırmayın demiş…

Barış yanlısı inekler, ikinci tavizi vermişler, o inek de verilmiş.

***

Aslanlar artık işi öğrendi..

Sürünün de "zayıf" noktasına vakıf…

Peş peşe, "emri vaki" istemişler..

Benekli inek, kuyruğu kısa inek, şöyle inek, böyle inek deyip inekleri bir bir almışlar sürüden.

Sürü de günden güne iyice azalmış.

Artık aslanlar elçiye gerek kalmadan açık açık saldırmaya, istedikleri ineği sürüden götürüp yemeye başlamışlar.

Sürünün ileri gelen inekleri, panik içinde tekrar bilge ineğe koşmuşlar.

“Biz nerede hata yapıyoruz, sürümüz yok olacak!“ demişler.

Bilge inek cevabı vermiş,

“Siz hatayı sarı ineği verirken yaptınız…““

***

AĞLAYAN KİM?

Diyorum ya!..

Kılıçdaroğlu..

"Sen çok yaşayasııın" emi!…

AK Parti için..

İktidar için..

Hele ki, olmayan muhalefet için; "bulunmaz" bir nimetsin!..

Ama ülke için..

Millet için..

Bu vatan için de, aynı minvalde "ne bela, musibet" bir siyasi lidersin!..

***

Baksanıza!..

Çiftçilere gitmiş..

Tam da Hükümetin; Mazot- gübre desteğini açıkladığından bir gün sonra..

"Milli Tarım" politikası…

Artık yılda iki kez destek verilecek..

Çiftçilerle görüşmüş..

Çiftçiler de şikayet, tepkilerini dile getirmiş..

Tarıma da dair..

Girdilerin, yüksek olduğuna ilişkin..

Desteklerin yetersizliğine dair…

Yani, "çiftçi mağdur" diye..

***

Serzenişe..

Taleplere..

Çiftçinin beklentilerine de..

Kılıçdaroğlu ne yapmış dersiniz!..

Yine bildik, klasik ifadesiyle..

Demiş ki…

"Hem ağlıyorsunuz, hem de AKP'ye oy veriyorsunuz"..

Yani, "bana ne diyorsunuz?" diyor..

***

Eee be Kılıçdaroğlu!…

Çiftçi eleştiriyor..

Çiftçi tepki veriyor..

Çiftçi mağdurum..

Aç perişanım, malımı satamıyorum..

Tarlada bir kuruşa satıyorum, piyasada 5 lira..

Sömürülüyorum..

Bir litre mazot, 5 kilo buğday!..

Çiftçi bunları söylüyor..

Ama "oyunu" gidip, AK Parti'ye veriyor..

***

Peki bunun hiç mi, sebeb-i mucibesine..

Nedenine,

Niçinine kafa yormuyorsun da..

"Kendi düşen ağlamaz" siyasetini güdüyorsun..

***

Eğer ki..

Bir ülkede ahali "iktidarı" eleştiriyorsa..

Memnun değilse..

Serzenişini yüksek sesle ifade ediyorsa…

Her şeye ama her şeye rağmen..

Sandıkta..

Olası anti demokratik tutumda..

Sivil siyaset kulvarında; "tercihini" bu iktidardan yana koyuyorsa..

Oyu'nu ona veriyorsa!..

***

Demek ki!..

İktidar olabilmede; alternatif parti yok..

Muhalefet becerikliliği yok..

İktidarı..

Milli iradeyi..

Temsil edecek güven verici "başka" bir siyasi akım yok..

***

Yani çiftçiler orada serzenişte bulunurken..

Diyorlar ki..

Kılıçdaroğlu derdimizi anlatıyoruz..

Ama sana güvenmiyoruz!…

Açık ifade bu..

Lakin sen, ne yapıyorsun "kendi düşen" ağlamaz haliyeti içerisindesin!…

***

Kendine şunu sorsan gerekmez mi?

Çiftçisi de,

İşçisi de,

Memuru da,

Öğrencisi de,

Yani toplumda bu kadar "ağlayan" var iken..

"Bunları neden kendi tarafımıza" alamıyoruz..

Onların oyunu kendimize çekemiyoruz? demiyorsun da..

"Ağlayan" oluyorsun..

***

EBE YUH!

CHP zihniyetinden yeni bir üçkağıtçılık oyunu sahnede...

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve yine CHP’li Narlıdere Belediyesi'nin ortaklaşa yürüttüğübir proje..

Narlıdere 2. İnönü Mahallesi'ndeki Beyaz Vadi'de;

“Yaşar Kemal Kültür Sanat Vadisi Rekreasyon Alanı…”

Açılışı; Kılıçdaroğlu yapacak..

80 bin metrekarelik bir alan…

Projede düğün salonları, kafeteryalar ve çeşitli spor aktiviteleri yer alıyor.

Herşey güzel buraya kadar..

Lakin,

Eğimli arazideki tepede yapılan kazıma ve teraslama sonrası ortaya çıkan manzara birileri tarafından hoş karşılanmamış olacak ki, kel kalmış yamaçlar açılış töreni öncesi yeşile boyanarak bu 'çirkinlik' örtülmeye çalışıldı.

Belediyelerin "Prestij projesi" olarak tanıtılan ve toplam 7 milyon TL'ye mal olması beklenen peojede tahrip olan yamaçlar bitki ve ağaçlarla yeşillendirilmek yerine, yeşil boya ile makyajlanarak açılış törenine hazırlanıyor olması..

Bu nasıl bir "uçağıtçılık" dedirtiyor..

Akmayan tutkal boya ile yapıldığı söylenen bu uygulama görenleri hayrete düşürdüğü gibi; "ebe yuh" dedirtiyor…

***

NASIL BİR TOPLUM OLDUK?

Anlamak zor..

Hele yaşanılan hadiseler karşısında..

Der demez soruluyor..

"Biz insan mıyız?"

Vaziyet, "hiç de öyle" olmadığımızı söylüyor..

Baksanıza, "ruh" halimize..

Enva-i sapkınlık vaki..

***

Kocaeli'de yaşanan olay..

A.C.K isimli çocuk için..

Yüksekten düştü denildi..

11 gün sonra hastanede öldü..

Adli tıp raporu; "sırrı çözdü?"

Çocuk…

"Cinsel istismar..

Hırpalanmak..

Sert cisim vurularak, öldürülmüş!

Çocuk 3 yaşında..

Fail kim; öz anne ve üvey baba!…

Kim bilir nasıl işkence yapmışlar..

Kim bilir kim ve kimler o yavruya "aşağılıkça" sapkınlık yapmışlar..

Sapık baba..

Katil anne!..

İkisi de; tutuklandı…

***

Ya Antalya'daki sapıklık!..

Mağdur..

Yavru bir erkek kedi..

Veteriner hakimin beyanına göre..

Önce defalarca tecavüze uğramış..

Bir kaç yerinden de bıçaklanmış…

Kedi, Rus bir bayan tarafından korumaya alınmış..

Tedavisi sürüyor..

Peki failler meçhul?…

Şuan elini kolunu sallayarak aramızda geziyorlar..

***

Bu nasıl bir sapkınlık,

Bu nasıl bir iğrençliktir..

Anlamak zor..

Aslında anlıyoruz da, "kafa kuma" gömülü olduğu için anlamamazlıktan geliyoruz..

Çünkü,

Bir toplum inancından,

Dini değerlerinden,

İmanından,

Kitabından,

Gelenek ve göreneklerinden,

Saygıdan,

Sevgiden,

Beşeriyetin kudsiyesinden "soyutlanmışsa.."

Batının,

Dünyevi hayatın aşağılık "çukuruna" düşmüşse!..

Ki düşmüştür..

Benliğini yitiren bir toplumdan zaten ne beklenir?