İki farklı mekanda, iki kare resim. Çok iyi 'okumak' ve analiz etmek gerekir. Öncelikle 'kendimizi' şöyle bir silkeleyelim. Ve 'derin' düşüncelerden de arınalım. Sonra da, 'yalın ve objektif' bir yaklaşım gösterelim. Resim 'neyi ifade ediyor?'. Ya da neyi 'ifade etmeli?'! Resmin 'aktörleri' kim? Niyetleri de nedir? Tabi hepsinden öteye; 'bundan sonrasına' dair beklentiler. Doğal olarak da; 'anlatılanlar'! Çok önemli!
***
Resim 'aslında' olması gereken bir görüntü içeriyor. Yani çok 'enteresan' değil. Ancak resim Diyarbakır 'mahreçli'! Bundan dolayı da; 'açılım' önem kazanıyor. Şöyle ki; 'travmatik' olayların 'yaşandığı' bir bölge. Özellikle de; 'siyasal' kavgalar. Varlık gösteren 'sen-ben, siz'! Ve de 'ötekileştirme'. Düşüncelerin 'iç çekişmesi'! Kısacası; olup-biten olaylar nedeniyle varlık gösteren 'gerginlikler'! İşte tüm bu 'gerginlikler', yerini diyalog zeminine alabilir mi? Barış ve uzlaşı geliştirebilir mi?
***
Evet! Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir. GAP'tan sorumlu Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz. Resim de görüldüğü gibi; 'önceki gün' bir karede buluştu. Ziyaretler ve akşam da aynı sofrada yemek. Karşılıklı 'jestler'! Hiç kuşkusuz ki, ilk adımı 'olması gerektiği gibi' Baydemir attı. Bakan Yılmaz'ı havaalanında 'karşılamaya' gitti. Ve burada kendisine 'Diyarbakır'a hoş geldiniz' diyerek saygısını gösterdi. Bu 'jeste' karşılık da Bakan Yılmaz, yanında İl Valisi Hüseyin Avni Mutlu. AK Parti Milletvekilleri Abdurrahman Kurt ve Kutbettin Arzu olmak üzere. Tüm 'efradıyla', Belediye'ye gitti. Kapıda karşılayan Baydemir'i ziyaret edip, 'nasılsınız' diyerek; sohbet etti. Kentin ve kendilerinin sorunları hakkında 'fikir' alış-verişinde bulundu.
***
Baydemir Bakan Yılmaz'a burada 'hediyeler' sundu. Göç'ten etkilenen gençlerin ürettiği Belediye Amblemini simgeleyen 'çift başlı kartal' ve Surların motifi olan 'tabak ve kilim' hediye etti. Bu ziyaretin ardından akşam da, yemekte bir araya geldiler. Diyarbakır Organize Sanayi İşadamları Derneği (DOSİAD) tarafından, Kuruluşunun 6. yıldönümü nedeniyle verilen yemek. Burda birer de konuşma yaptılar. Baydemir, Bakan Yılmazla yeni tanıştığını ve artık Diyarbakırın 2 bakanı olduğu jestini yaptı. "Sayın bakanım siz de artık Diyarbakırlı oldunuz ve sürekli kapınızı çalacağız" Bakan Yılmaz ise 'ekonomi' mevzuları kadar, demokrasi 'açılımı' üzerinde de durdu. Diyarbakır'ın 'imajıyla' alakalı olarak; ''Diyarbakır'da olumsuzluklardan bahsedenler var. Bunlara yatırım yapanları örnek göstermek lazım" Yılmaz, "Özgürlük hak ve hürriyetlerin sağlandığı yerlerde sadece demokrasi değil, ekonomi de gelişir".
***
Şimdi diyebilirsiniz ki; 'bu kadar' ballı laflarla anlattığınız resim ne olmuş ki, bu kadar önem arz ediyor. Zaten olması gereken bir karşılama ve ziyaret. Niye bu kadar 'büyütüldü-büyütüyorsunuz'! Sanki ülkenin diğer bölgelerinde bu tür 'tablolar' oluşmuyor? Evet. Haklısınız. Ve doğru bir yaklaşım. Ama ne var ki; burası Türkiye. Burası Güneydoğu. Takdir edersiniz ki; 'doğru' işler yıllardır bir türlü mecrasında 'işlev' görmüyor. Görmediği için de; Güneydoğu açısından 'ilk kez' değil de ender oluşan 'bu resim', nitelik kazanıyor. Çünkü ülke, millet ve kurumlar, siyasiler olmak üzere; 'diyalog' noktasında, çok kısır ve anlaşılmasız. En büyük eksiğimiz de; 'uzlaşıya' gelmeyişimizdir.
***
Bakan Yılmaz'ın 'Belediye' ziyareti sonrasında Başkan Baydemir beni telefonla aradı. 'Sesini duymak için aradım' dedi. Bir kaç haftadır 'görüşmemiştik'! 'Hal-hatır, ne var ne yok' derken; konuyu Bakan Yılmaz'a getirdik. Fikrimi sordu; 'nasıl gördün' diye? 'Olması gereken' dedim. Ve bu tür 'halkta' olumlu hava yaratan. Kentin 'argümanlarına' güç veren. Sorunların çözümündeki 'yol haritasına' ışık olabilecek, adımların daimi olmasını istedim. "Evet" dedi. "İnşallah bu adımlar ve karşılıklı diyaloglar 'Liderler' düzeyinde de gerçekleşir" Evet. Bizden de 'temenni'! İnşallah. DTP ile AK Parti. Veya DTP ile Hükümet 'arasındaki' siyasi diyalogun 'ilk hamlesi' büyür. Erdoğan ve Türk 'bir araya' gelip, Kürt sorunu noktasında 'birinci ağızdan', dertleşirler.
***
Yoksa 'olması gereken' görüntüye 'bağlanan' beklenti 'monolog' olur. Bilirsiniz 'diyalog ile monolog'un hayat nizamını. Örnek verirsek. Miting meydanlarında parti liderleri 'kürsüye' çıkar. Başlar 'nutuk' atmaya. O söylenir, söylenir, sonra da, kendisini dinleyen 'ahaliye' sorular yöneltir. Cevabı beklemeden, kendisi sorduğu soruya cevap verir. Yani kendin pişir-kendin ye misali. Sonra da; döner gördün mü 'halkla nasıl diyalog kurduğumu?'. Ben 'halkımın' arasındayım, onunla bir bütünüm. Ve kendini 'böyle' rahatlatır. İşte bu 'diyalog' değil, monolog'luktur. Bir ölçüde 'diyalogun' taraflarından birini 'susturmaktır'. Bizim de tek 'derdimiz', gelişen 'diyaloglar', 'monolog' düşüncelere 'büründürülmesin'! Çünkü yıllardır 'hep' böyle kandırıldık. Artık 'doğrular' hep icra edilsin.
***
TARAF'IN BOMBASI!
'AK Parti ve Gülen'i Bitirme Planı'. Yani 'Andıç' vakası. Önceki gün Taraf'ın 'bomba' manşetiydi. Haber ve 'andıç', insanı dehşete düşürüyor! 'Psikolojik' savaş. Kime karşı, kimler? Siyasal 'iktidara' Bizans oyunlarını geride bırakan 'tezgâhlar'! Ve toplumu 'geren', inanca yönelik 'saldırı' planları. İnsanın 'kanını' donduruyor. Daha önce; birçok 'andıçlar' yaşadık. İhtilaller gördük. Darbeleri 'yaşadık'! Demek ki; 'o günlerden bugünlere', Türkiye'de halen 'değişmeyen' bir zihniyet var. O da; 'halka' rağmen halkın 'temsilcisi' olmak isteyenler. Çevir Bir mi? Erol Özkasnak mı? Ya da; bireysel andıçlar mı? Diyarbakır'da, 'kapital' menfaate dayalı 'fişlemeler mi?'. Veya 'hayali' çatışma ve dokümanlar icra ederek, 'suç' isnat edilmesi mi?
***
Aslında; millet ve ülke olarak 'bu andıçlara' alışığız. Yıllardır da, yaşıyor ve yaşatılıyoruz. Ama ilk kez; böylesine 'dehşetengiz' bir andıç söz konusu. Şu an için; kamuoyunda 'doğruluk' derecesi tartışılıyor. 'Eylem Planını' Deniz Piyade Kurmay Albayı Dursun Çelik'in 'kaleme' aldığı söyleniyor. Nisan 2009'da Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanlığı'na sunulmak üzere. Plana göre, hem hükümet hem de "Fethullah Gülen Hareketi" aleyhine çeşitli tertipler yapılacak. Suçsuz ve masum insanların evine silah konulacak. Sonra da bulunmuş diye 'lanse' edilecek. Yasadışı 'kanlı' eylemler yapılacak. Ve bir anda; "Türkiyede laik rejimin yıkılmak istendiği" izlenimi yaratılacak. Yani 'Askeri Darbeye' zemin yaratılacak.
***
Mehmet Altan'ın ifade ettiği gibi; 'Türkiye Garnizon Cumhuriyeti mi?'. Garip bir durum da; 'mevzuya' getirilen yayın yasağı. Ve 'sessizliğe' girilmesi. Bu tavır sizce 'demokratik midir? Bence hayır! Hukuki midir? Bence hayır. Öyle ise! Türkiye artık demokratik tarihsel açılımını. Her 10 yılda bir 'zikredilen'. Her siyasal 'istikrarın' sağlandığı dönemlerde 'var olan'! Huzurun, güvenin ve barış 'ortamına' yelken açıldığı zaman da; 'üreme' gösteren. Kardeşliğin, sevgi ve hoşgörünün 'yapılanmasından' rahatsızlık, duyup 'kanı ve gözyaşını' benimseyen. Anti-demokratik 'düşüncelerin' bertarafı için. Başbakan Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi; 'peşini' bırakmamalıyız. Ve 'Hukukun' tüm argümanlarını harekete geçirip, 'hesap' sormalıyız. Aksi taktirde; 'bugün' ortaya çıkan; 'yarında' varlık gösterir.