KÖR DÜĞÜMÜN ÇÖZÜMÜ
Eklenme: 3.11.2010 00:00:00

Açıklamalara göre; Taksim'deki "canlı bomba"nın kimliği ve örgütsel bağlantısı belirlendi. Buna göre; Canlı Bomba denilen kişi Cevdet Acar. Van Gürpınar nüfusuna kayıtlı. Mensubu olduğu örgüt ise; PKK. 2004 yılında "örgüte" katılım göstermiş, Kandil'de "bomba eğitimi" almış. 3 ay önce de Habur sınır kapısından giriş yapmış. Ailesi de; Altı yıl önce İstanbul'a göç etmiş. Acar'ın "özetle" profili bu. Şimdi gelelim; "Kendi" hayatını da yok ederek icra ettiği bombayla "kime hizmet" ettiği gerçeğine. Gayenin içeriği ne?

* * *

Dünkü; Yazımın satır aralarında ifade etmiştim! Her ne kadar; PKK bu eylemle alakalı "bilgimiz yok" dediyse de. Hatta; "Bizim süreç açısından planımız değil" açıklamasında bulunsa da. Şöyle demiştim; Patlayan bombanın iki amaca hizmet ettiği. Birincisi; Eylemsizlik takvimini uzatmadan önce "intihar girişimiyle" PKK "gözdağı mı" vermek istedi? İkincisi; PKK'nın "iç yapısına" sızan örgütün "derini". Türkiye'nin de dokusuna nüfuz etmiş olan Ergenekon vari "derin" yapının kaos üretmesi mi? Yani; Süreç ve ülke yapısına yönelik "provokatif" eylem mi? Doğrusu; Geçmişe yönelik hadiseleri "hassasiyet ihtiva" eden dönemlerde yaşatılan biçimler filim şeridi gibi "göz önüne" getirdiğimizde "Taksim'deki Canlı Bomba"nın, "kirliliği" az-çok ortaya çıkıyor.

* * *

Aslında; "Canlı Bomba"nın kim olduğu pek önemli değil. Önem arz edici; "neye ve kime hizmet ettiği" gerçeğidir. Onun için diyorum ki; Arkasında PKK da çıkmışsa, başka bir oluşum da çıkmışsa şaşırmamak gerekir. Çünkü; Türkiye'nin "hayat damarlarındaki" kan ne yazık ki; Kürt sorununa "çözüm" getirme anlamında derin bir zaafiyet içermektedir. Hep; "Rant" temin etme. Ve olumlu ve toplumsal beklentiye yönelik "yapılaşmayı" baltalamakla; kendi varlıklarını idame etmektir. Üzerine zihinsel "yoğunluk" kazandırmamız gereken; "Hadisenin" zamanlaması ve kullanılan kişinin pozisyonu. Öcalan, Tuğluk ve Kandil. ABD, AB ve Ankara. Bağdat, Kuzey Irak, İran ve Suriye. .Ve Türkiye'deki "siyasi" atmosferin süreç açısından ihtiva ettiği pozitiflik. Kürt sorunuyla alakalı; Her ne kadar "taraflar" açısından belli hesaplar kâmil ise de "ortak" bir noktaya gelinmişlik söz konusu. Mevzu; Hepsi için "çözümlenmeli" trendinde.

* * *

Dedim ya; Çözüme yönelik "hamle" icra etme süreci taraflar açısından karşılıklı "test" dönemi. Yani; "sınanıyor" gidişat sorunsuz yol alabilir mi diye? Evet! Hassasiyet pür dikkat çekmekte; "artık" konuşmak ve uzlaşmak gerek. Dün; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül "eylemsizlikle" alakalı değerlendirmesinde; şöyle dedi. Herkesin bilmesi açısından; "-Türkiye'nin meseleleri, problemleri konuşularak, tartışılarak büyük bir olgunluk içerisinde çözümlenebilinir..." Sorunlar; "-Asla terörle çözümlenmez. Bir yere varılmaz..." Selahattin Demirtaş'ta dün, grup toplantısında konuştu. Hem; "Eylemsizlik" süreciyle alakalı, Hem de, Taksim'deki Canlı bomba girişimiyle ilgili. "-Kürt sorununun artık şiddet yöntemiyle çözülebilecek bir sorun olmadığı bütün çıplaklığı ile ortadadır. Bizim beklentimiz, devletin de bu perspektifte yaklaşmasıdır. "-Eylemin yeri de zamanlaması da açık bir kışkırtma girişimi olduğu sonucunu ortaya koyuyor"

* * *

Şimdi; Bu "akıl zenginliği" ihtiva eden siyasi yaklaşım ve soruna gösterilen hassasiyet şunu söyletiyor. Türkiye; Her türlü "yol haritasıyla" sorunun çözümüne hazır. Ama şuna hazır değil; Provokatör güçlerin "sergileyeceği" kanlı olayların "hakikatine". Çünkü çok çabuk; "Provokasyona" yem olunup, renk değiştiriliyor. Onun için de; İmralı'dan mesaj getiren Tuğluk Öcalan'ın önerdiği; "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" tez elden kurulmalı. Ve böylesi; Kaos üreten, süreci baltalayan, derin yapıya güç kazandıran "haince" işlenen eylemlerin "hakikati ve gerçek" yüzü ortaya çıkmış olacak. Hatta; Önemli düzeyde "bertaraf da" edecek. Aksi taktirde; Sorunun muhatapları ve çözüm taraftarları, böylesi "sarsıntı" ihtiva eden hadiselerin "hakkaniyetinden" çok, provokatif haline odaklanmakta. Bu da; pozitif atmosferi negatifleştiriyor.

* * *

Kanaatim de şu; Canlı bomba denilen Acar her ne kadar Kürt ise. PKK'da 6 yıldan buyana "faaliyet" göstermişse. "Hayatını" ortaya koyarak bu eylemi gerçekleştirmişse de; "hizmet ettiği" düşünce Kürtlerin "özgürlüğüne" değil, bilakis özgürleştirilmemesine yöneliktir. Kürt ve Türk kardeşliğinin "devamına" değil, ötekileştirmesine hizmettir, bu eylem! Çünkü Abdullah Öcalan'la devlet organlarının "görüşme" trafiğinin diyalogdan yükselip "müzakerelere" dönüşmesi; böylesi "provokatif" eylemlerin bir ölçüde habercisi. Onun için de; Kürtler ve özellikle de Türkler "süreç" açısından, hakikatlere öncelik vermeli. Yani; Duygusallıkla değil, vicdan ve akıl ile hareket etmelidir. 40 bin insanın "hayatına" mal olmuş; bir hadisenin taraflarının açısı "duyguların" körükleyici yapısına sahip olsa bile; Hepimiz bir bütün olarak "sürecin" pozitif yapısı için "sorumluluk" üstlenmemiz gerekir. Yoksa Başka türlü bu "kör düğümün" çözümü mümkün değil?