Henüz 12 yaşında idi Ceylan Önkol! İlköğretim öğrencisi ve sınıfının da 'en başarılı' öğrencisiydi. Okul 'dışında' ailenin de küçük çobanıydı. Koyun ve keçileri gün boyu, ovada-bayırda otlatırdı. Lice'nin Şenlik 'köyüne' göç etmişler. Yani Ceylan 'köye dönüş' yapan bir ailenin ferdi. Önce 'köy' hayatı görmüş, sonra da şehir hayatı. Derken 'boşalan' köye güvenlik sağlandı 'hayatın' yeşerdiği düşüncesiyle; aile göç etti. Bir kez daha; 'köy' ve bölgeyi kasıp-kavuran terör, şiddet, kan ve barutun 'koktuğu' hayata döndü.
***
Kendince 'huzurluydu'! Şehrin 'zor koşullarından' kurtulmuş, aile efradıyla 'kıt-kanaat' olsa da geçiniliyordu. Zaten 'köye dönüşe' zorlayan da; 'işsizlik ve yoksulluktu'! Gelir olmayınca, 'ekmeğe' muhtaç olunmuştu. Onlar için 'baba ocağına' dönmek, 'kuru ekmek' olsa bile yeterdi. Tabi bilmiyorlardı! Bölgede 'adres sormayan' kör kurşunların halen 'havada' uçuştuğunu. Faili meçhul ve belli 'vakaların' devam ettiğini. Ki bu 'meçhuliyeti' ne hazindir ki bu kez küçük Ceylan 'hedef' oldu. Hem de; 'gün ortasında'!
***
Ceylan önceki gün; 'koyun ve keçilerine' ot toplamak için köy dışına çıktı. Bir taraftan 'şarkısını' mırıldanıyordu, diğer yandan ot topluyordu. Ama birden 'gök gürültüsü' misali bir ses geldi; 'bom' diye. Havan mermisi Ceylan'ın küçük bedenini 'hedef' almıştı. Roketle 'paramparça' olmuştu. Geriye sadece, 'elleri ve ayakları' kalmış. Vücudunun diğer parçaları, 'çevreye' hatta çevredeki ağaçlara sıçramış. Köy ahalisi ve Köyün Muhtarı 'yürek yakan' patlama sesiyle; koşmuşlar. 'Dehşet-engiz' bir manzara. Küçük Ceylan 'kanlar içerisinde paramparça'!
***
Karakola haber verilmiş. Derken 'savcılığa' bildirilmiş. Birileri gelip; 'müdahale' etsin, kanla-barut ve küçük bedeni 'ayırt' etsin diye. Ne var ki; 'uzun' süre beklenmiş, ne gelen-ne giden. Doktor da, Savcı da 'Can güvenliği' nedeniyle gelemeyeceklerini bildirmiş. Tabi bunu da; Jandarma Karakolu'nun 'verdiği' yol haritasına göre, 'tutanaklarına' aktarmışlar. Sonunda; 'iş başa düştü' misali; İmam ve Köy Ahalisi, Küçük Ceylan'ın 'yakınları', duruma müdahale etmiş. Olay yeri 'kameraya' alınmış, 'parçalanmış' ceset ve dağılan parçalar 'battaniyeye' konulup, götürülmüş.
***
Şenlik köyünden 89 kilometre uzaklıkta bulunan bir başka Jandarma Karakolu'na 'ceset' intikal ettiriliyor. Burada Doktor Deniz Akelma 'adli muayene' raporu düzenliyor Cumhuriyet Savcısı Kamil Çolak'la. Aile avukatının açıkladığı tutanağa göre şöyle denilmiş; 'olay' yerine neden gidilmediğine ilişkin. Raporda şöyle deniliyor:
***
"Olay yerinin teröre müzahir bölge olduğu, şu aşamada olay yerine gidilmesinin gerek kolluk kuvvetleri, gerek Cumhuriyet Başsavcılığı refakatinde götürülecek heyet açısından büyük bir risk oluşturduğu, bir süre önce olay yerinde yapılan kapsamlı operasyon neticesinde bölücü terör örgütü mensuplarına ait yaşam malzemeleri ile bir çok el yapımı patlayıcı madde ve amonyum nitratın ele geçirildiği, bu kapsamda belirlenecek sonraki bir tarihte büyük çapta askeri birlik ile olay yerine gidilmesinin uygun olacağının bildirilmesi üzerine, Cumhuriyet savcısı CMK 250 ile görevli nöbetçi savcıyı bilgilendirerek cesedin Abalı Jandarma karakoluna getirilmesi talimatı verildi."
***
Muayene tutanağının otopsiye dayalı tespitinde ise Önkolun yüz bölgesi ve kollarında şarapnel parçası bulunmadığı, ancak göğüs bölgesinde ve vücudun değişik yerlerinde irili ufaklı şarapnel parçası görüldüğü ve bu parçaların olay yeri inceleme ekibinde görevli jandarma personeline teslim edildiği belirtiliyor. Doktor Deniz Akelma, ölümün patlayıcı madde sonucu ortaya çıkan balistik etkiyle iç organların parçalanması sonucu meydana geldiğini ifade ediyor. Evet! Vakayla ilgili soruşturma ise 'terör kapsamında' değerlendirilerek Diyarbakır özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı 'yürütecek'!
***
Küçük Ceylan 'Bingöl'de' toprağa verildi. Şimdi ardında 'gözü yaşlı' bir aile. Ve 'nerden geldiği' meçhul merminin 'karanlık' dünyası. Savcılık 'yasal' düzeyde durumu soruşturacak? Ancak 'olayın' şekli ve aile fertlerinin anlatımı, tutanaklardaki 'tespitler'! Dün olay yerine giden DHA Muhabiri Ferit Aslan'la görüştüm. 'Nasıl bir kanıya' vardığını ve orada olup-biteni sordum. Onun da 'kafası' karışık. Ortada bir dizi iddia ve tutanaklara yansıyan; 'altı çizili' cümleler. Bu da durumun 'aleni' bir cinayet olduğunu gösteriyor. Peki, 'katil kim?'! İşte. Burada çok derin bir sessizlik ve ketum bir hal söz konusu. Ki nitekim Ceylan 'ailesine' olayın vuku bulduğu saatten şuana kadar; 'ne başsağlığı' dileyen. Ne de; 'gelip ne oldu diyen?' yok! Aslında Küçük Ceylan'ın 'faili malum' vakası, Güneydoğu'da, Diyarbakır'da ne ilktir, ne de son. Benzeri 'üç rakamlı çok'!
***
Evet! Küçük Ceylan'ın 'kanı' yerde kalmamalı ve failleri bulunmalı. Tabi bunun için de; 'vicdan' sahibi olunmalı. Ama ne yazık ki, Sevgili Ahmet Altan'ın dünkü köşesinde yazdığı gibi; Bu ülkenin vicdanı var mı yok mu, benim umurumda olan bu. Ceylanı öldürüp böyle sustuktan sonra ülke "bütün" kalsa ne olur, bölünse ne olur? Küçük bir kızın bu kadar rahatlıkla öldürüldüğü bir ülkenin "bütünlüğünden" ne yarar çıkar? Issız bir köyde yaprak toplayan küçük bir kızı vurup öldürdüler. Herkes sustu. Ceylanın ölümü, eğer içinizde bir yere değmiyor ve sizin canınızı acıtmıyorsa, sizin vicdanınız Ceylandan çok önce ölmüş demektir. "Birlik, bütünlük ve vicdansızlık" içinde yaşarız. Belki de "bütünlük" dedikleri bu ortak vicdansızlıktır.
***
İnanıyorum ki; 'vicdan' sahibi olanlar da yok değil var. Onlar bu mevzuyla alakalı 'hassasiyet' gösterip, vicdanlarının sesini dinlerlerse. Küçük Ceylan'ı 'Paramparça' eden, o 'kör merminin', karanlık yüzünü deşifre eder. Ki; bu noktada İl Valisi Hüseyin Avni Mutlu'ya çağrım var. Çünkü 'onun' bu yönde, hassasiyetini biliyorum. Engeller ve 'dar' alanlar olsa bile; 'meseleye' eğilip, hem kamuoyunu, hem kendi vicdanını rahatlatır. Ve 'kafalarda' derin sorular yaratan, 'Devleti' yapısal anlamda 'zan altında' bırakan; Küçük Ceylan'ın 'ölümüne' ilişkin soruları yanıtlar. Bari bu 'vaka', faili meçhul binlerce dosya gibi 'tozlu raflara', ve acı dolu vicdanların 'deryasına' bırakılmasın. Çünkü birliğin de, bütünlüğün de, demokrasinin de, insan haklarının da, hukukun da üstünlüğünün ana kural ve kaidesi; 'şeffaf ve doğruluktur". Gerçeklerin 'paylaşımıdır'!
***
ATEŞOĞLU'NA TEBRİK!
Bu kadar 'vicdani ve sinir' bozucu bir hadiseden sonra; 'güzel' bir meseleden söz etmek doğru olsa gerek. Evet! Dün gurur verici bir 'gelişmeye' şahit oldum. Yılların 'emeğinin', ortaya çıkardığı tablonun insana verdiği bir duygu. Sevgili İbrahim Ateşoğlu! Diyarbakırspor'un '40 Yıllık' tarihini konu alan 'Yeşil Kırmızı, Şarkın Yıldızı' fotoğraf sergisini açtı. Ateşoğlu Diyarbakır Söz'ün 'mektebinden' yetişmiş bir gazeteci. Bu mesleğe 'ilk adımı' burada attı. Şimdi; NTV'de 'usta Kameraman'!
***
Serginin 'açılış' törenine katıldım. İlgi alaka ve beğeni 'muhteşemdi"! Tabi; Dağkapı'daki Güzel Sanatlar Galerisinde 'sergilenen', 40 yılı ele alan 'tarihi resimler de'! Bir o kadar 'şaheserdi'! Sergiyi 'Diyarbakırspor'a' uzun yıllar önce 'emek vermiş', birçok eski isimle gezdim. Hele 'Boğa Emin'in resimlerle 'alakalı' yorumları. 'Bak bu bunu tanıyorum, ama siz tanımazsınız'. Kaleci Kahraman. Diyarbakırspor'un 'eski ve yeni' yöneticileri. Bakan, Milletvekili, Vali.
***
Yeni 'nesilde sergide yer vermiş Ateşoğlu! Diyarbakırsporun 'tarihine' ışık tutan ve geçmişin 'kanıtı' bir 'araştırma'! Ateşoğlu bu serginin dışında bir de 'Diyarbakırspor'un tarihçesini' kitap haline getirmişti. Onu da; 'geçtiğimiz' yıl bizlerle buluşturmuştu. Ateşoğlu'nun Diyarbakırspor'a olan eğilimi de, tabi ki 'futboldan' gelen biri olmasındandır. Çünkü uzun süre 'amatörde' yer almış. Bizde görev aldığı dönemde 'spor muhabirliğini' yapıyordu.
***
Sonuç itibariyle; 'sergi' muhteşemdi. Herkesin 'görmesini istediğim' bir sergi. Sergi bir süre açık tutulacak. Yani halka açık. İsteyen gidip, gezebilir. Evet! Küçük Ceylan'ın 'ölüm hikayesiyle', üzülmek! Sevgili İbrahim'in 'yılların' emeğini sevgiyle bütünleştirmesine 'sevinmek'! İşte 'hayat' bu! Ama Güneydoğu'daki 'hayat'!