Dün;
Şahsımın hazırlayıp-sunduğu Pazar Sohbeti programı vardı.
Uzay ve Söz Televizyonun, ortak yayınıyla, ekranlara geldi.
Malum, yeni yayın dönemi için, kısa bir ara vermiştik.
Dün, yeniden sizleri programın tiryakisi yapma noktasında, startımızı verdik.
Yani, yeni yayın döneminin ilk programını yaptı.
Program,
Pazar günleri saat 13.00te canlı olarak yayınlanıyor.
Tabi tekrarı da var.
O da, Pazartesi günleri gece haberlerinden hemen sonra!
***
Dünkü;
Program konuklarım Dicle Üniversitesinden Sosyolog Doç. Dr. Rüstem Erkan.
Güneydoğu Demokrasi Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mustafa Ş. Canoruç.
Ancak, konuklarım arasında olacağını daha önce ifade ettiğim ve program fragmanlarında, yer verdiğim bir isim vardı.
DEP eski Milletvekili Sedat Yurttaş.
Katılamadı. Mazereti vardı.
Malumunuz üzre;
BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakıkın oğlu Sidar Sakık intihar etmişti.
Dün de,
Ankara Gölbaşında cenaze töreni vardı. Buraya katılması gerektiği için, mazeretini bildirerek, programa katılmadı.
Buradan, öncelikle Merhuma Allahtan rahmet.
Sakık Ailesi,
Başta Sayın Sırrı Sakık olmaz üzere, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Ve duam odur ki;
Yüce Allah hiçbir babaya, anneye evlat acısı göstermesin!
***
Dönersek,
Pazar Sohbeti programımızın içeriğine.
Konu bir bütünlük içerisinde; KÜRT MESELESİ
Ve son aylarda mevzuu ekseninde esen şiddet rüzgarı.
Bu rüzgr.
Sorunun kangrenleşmiş hali.
İktidarın, muhalefetin, sorunun muhataplarınca sergilenen siyaset dili.
Son olarak; Akil adamlar denilen oluşum.
Velhasıl çözümün nasıl olacağı üzerine fikri-fırtına geliştirdik.
***
Şunu, peşinen ifade etmek gerekirse.
Özellikle; Kürt sorunu ve çözüm paradigmaları açısından.
Ne yazık ki; mesele ekseninde şiddet çözümün önüne geçiyor.
Nitekim biz bunu konuşurken;
Bingöl, çukurca, Yüksekova ve bölgelenin diğer bazı noktalarından acı haberler geldi.
Polis, Asker, Korucu, Özel Güvenlik!
Ve tabi ki, eline silah alıp dağa çıkan.
çatışma, mayın, tuzak ve operasyon.
Velhasıl; Kanlı bir pazar.
Şiddet sarmalının dünkü bilnçosu; 40 can!
Baba, ocaklarına düşen kor ateşi.
Hakkriden
Diyarbakıra buradan da Edirneye, uzanan bir acı.
Türk anası da,
Kürt anası da, evlat acısını, yaşıyor.
Önceki gün yazdığım yazıda;
Bu kirli savaşta hayatını kaybedenlerin son bilnçosunu dile getirmiştim.
Bingöldeki,
Saldırıda şehit düşen Diyarbakırlı Polisin amcasının dediği gibi.
Bitsin bu acı.
Maalesef!
Ölümlere her geçen gün yenileri ekleniyor.
***
Programdaki,
Düşünce fırtınasında, ortak vurgu şuydu.
Sorunun çözümünde tarafların samimiyet göstergesi.
Siyasi oluşum ve aktörler çeyrek asırdır.
Hatta evveliyatını da katarsak,
Cumhuriyetin, kuruluşundan bugüne kadar; çözüm anlamında siyasi sorumluluk üstlenmiş değiller.
Daha açık ifadeyle; siyasi irade ne yazık ki ölümlerin önüne geçmek ve barışı getirmek için samimiyet ve sorumluluk almıyor.
Sanırım bunda ana etken de;
Tüm taraf için geçerli Milliyetçi duygunun getirdiği oy kaybı!
***
Özellikle,
Araştırmacı Yazar Mehmet Ali Altındağın canlı telefon bağlantısıyla dile getirdiği gibi.
Cumhuriyetin kuruluşu,
CHPnin,
Damgasını aldığı ülkedeki Rejim ve Anayasa.
Bir bütün olarak; Etnik kimlik üzerine kurgulu olmasıdır.
Bunu açarsak;
Türk kimliği kutsanmış Kürt kimliği ise inkar politikasıyla, asimile edilmiş.
Sokağa örülen duvarın aşılması için, bu kurgunun değişmesi gerekir.
En önemlisi de,
Devlet öne çıkaran düşünceden vaz geçilerek, insan ve yaşayan halk-halklar öncü olmalı.
***
Şu an ki,
Meclis aritmetiğine ve siyasi yelpazeye baktığımızda da, aynı korku hkim.
Şöyle ki; yüzde 50 oy alan AK Parti dhil kimse bu riski ciddi manada almak istemiyor.
Kazın bir tarafı bu, diğer tarafı ise Kürt siyaseti.
Onu temsil eden partilerde de oy kaygısıyla PKKnın şiddet sarmalına tepki vermiyor.
***
İsterseniz;
Şiddet sarmalından önce, şöyle beş-altı ay öncesine gidelim.
Geçen sene diyelim.
Kürt sorununun çözümü konusunda adeta bahar havası esiyordu.
Oslo görüşmeleri.
İmralı-Kandil ve Ankara üçgenindeki mektup trafiği.
Uluslararası güçlerin de yer aldığı yuvarlak masa toplantıları.
BDP-AK Parti kurmaylarının trafiği...
Beri yanda; İnsan Hakları, Özgürlükler alanında yani demokrasi adına atılan önemli kazanım adımları.
Yasal düzenlemeler.
***
Peki, her şey güzel giderken ne oldu da; çözüme yönelik rüzgr tersine esmeye başladı?
Atılan adımlar tabir yerindeyse ıskartaya çıkarıldı?
Taraflar bütün hışımlarıyla şiddet kulvarında nara atmaya başladılar?
Doğrusu birçok fikir adamı, mevzuuyla alakalı, iç gelişmeleri gösteriyor ise de.
Ben; şu dönemdeki şiddet sarmalında bu hal-i etkiyi yüzde 20lerde görüyorum.
Onun için; yüzde 80e ve şiddetin ani aktiflik kazandığı zamana bakmak lazım.
***
Türkiyenin bölgenin yükselen değeri olması ve bunu engellemek isteyen güçlerin etkisi göz ardı edilebilinir mi?
Olmamalı.
çünkü ne zaman; ülke ekonomik kalkınma gösterirse, kangrenleşmiş sorunlarını çözmeye kalkarsa.
Demokrasi adına;
İnsan Hakları adına,
En önemlisi Cumhuriyet tarihinden buyana derin yapıların deşifresine kalktığında,
Kürt meselesinin, görünmeyen yüzüne yönelik hamleler geliştirdiğinde.
Bakıyorsunuz ki;
Bir noktada düğmeye basılarak ülkenin ayağına şiddet prangası vuruluyor.
***
çok değil 1 yıl öncesine kadar.
Şöyle;
Uluslararası gelişmeler ışığında bakın.
Bölgede Türkiye için yeni Osmanlı havası, yani ağabeylik havası hkimdi.
Yurt dışı gezilerinde;
Başbakan Erdoğan Ortadoğu lideri gibi karşılanıyordu.
Özellikle;
Davos'taki "Van Minut"tan sonra.
Suriye, İran, Rusya dhil herkesle ilişkiler hiç olmadığı kadar dostane bir hal almıştı.
Suriye. Ki, nerdeyse iki ülkenin Bakanlar Kurulu toplantısı, birlikte yapılacaktı.
Kuzey Irak yönetimi.
Geliştirilen diyalog, ekonomik gelişmeler, bu bölge ile doruk noktaya çıkmıştı.
***
Ama birden; tersine döndü.
Elbette;
Burada Türkiyenin yeni Ortadoğu politikası eleştirilebilir ama bana göre uluslar arası bir güç dur demek istedi.
Ve kırmızı kart olarak da görünen o ki; AK Parti siyasal iktidarına, yöneliktir.
Şöyle ki;
Tüm muhalif güçler şuan için, AK Partinin iktidardan nasıl, alaşağı edileceğine, kurgu yapıyor.
Bunda da ana etken olarak; yeniden terörü, kardeş kavgasını öne çıkarmak oldu.
Dikkat edin;
Ülkenin sinir uçlarına ciddi manada şuanda basılıyor!
***
Bakınız,
Geçen hafta kamuoyuna bir araştırma yansıdı!
Ortaya koyduğu gerçek şu.
30 yıldır devam eden şiddete rağmen Türkler ve Kürtler ortak yaşamı benimsiyor.
Ki bu da yüzde 90lara varıyor.
Demek ki televizyon ekranlarına çıkan bazı ayrılma ve bölünme heveslilerine rağmen 74 milyonun büyük bölümü birlikte yaşamak istiyor.
Zaten;
Bin yıldır et ile tırnak olan bir toplumun bölünmesini çabucak beklemek, hayal olsa gerek.
Ama gelişen şiddet sarmalından dolayı halkta korku ve endişe de yok değil.
Ki bu endişeler de giderek artıyor.
***
Sonuç itibariyle;
Şunu vurgulamak istiyorum şayet süreç açısında akli selim olunmaz ise.
Hele hele;
Halkın iradesini temsil eden siyasi mekanizmalar sorumsuz tavırlarını devam ettirmeye sürdürürlerse.
Önümüzdeki günler; çok daha şiddetli ve karanlık olacaktır.
***
Bu arada; 1 Ekimde yeni yasama dönemi başlayacak.
Konuşulan bir mevzu, BDPlilerin dokunulmazlıkları.
Beri yanda; Parti kapatılması.
Şuan da hayli gündemde.
Yasama döneminin başlamasıyla;
Bu mesele çok yönlü sert ve gerilimli bir rüzgr estirecek gibi görünüyor.
Beklentim;
Türkiye geçmişteki hataları bu meyanda tekrarlamamalı.
Ama tekrar ederse;
Demokrasi adına bugüne kadar atılan adımları bir kez daha; kıymetsiz bırakacak.
Ve önümüzdeki yerel seçimlerin akıbetini de tehlikeye sokacağı gibi.
Yeni bir şiddet, rüzgrının esmesine de, vesile olacaktır.
***
Gelelim; kil adamlara yönelik, ortaya konulan tartışma.
Ve oluşuma dair kriterler.
Programda, Sayın Erkan ve Canoruçta hafta içerisindeki, yazıma vurgu yaptılar.
Konsept doğru,
Oluşumun şekli ve ortaya çıkış beyanı arıza-i durum teşkil ettiğini.
Arabuluculuk.
Taraflar arasında köprü ve güven tesisinde, bir irade temsiliyeti olması gerektiğini vurgularken.
Şu soruldu;
Sahi kim kimi temsiliyette yetkili kıldı?
***
Yazıya nokta koyarsak,
Sözün kısası diyerek; silahın, şiddetin, çatışmanın ve operasyonların ikmal olduğu.
Kanın, gözyaşının hkimiyet kazandığı.
Nefret, kin ve duygu sömürücülüğünün yapıldığı bir ortamda, haklı-haksız hesabı yapılamaz.
Silahın olduğu masada; güçlü kim tartışma götürür mü?
Velhasıl; önce ve ivedi bir şekilde çatışma alanındaki taraflar; silahları susturacak?
Şiddet sarmalına, son verilerek, konuşma ve diyalog geliştirme yollarının önü açacaklar.
Aksi takdirde; dış etkenlerin diş bilemesiyle önümüzdeki zaman dilimi.
Ülke.
Ve millet açısından, Kürt, Türk, Laz, çerkez ayırımı yapmıyorum.
74 milyon ahali için;
Hiçte huzur verici bir süreç olmayacak.