Kaç,
Kafatası bir manşet eder?
Evet,
Ekrem Dumanlı, dün aynen böyle sormuş!
Saraykapı'da,
Ortaya çıkan "insan iskeletleriyle" alakalı, çıkan kafataslarına.
Kendi,
Mahallesindekilerin "neden" ketum ve alakasız kaldığını.
Aslında,
Yaygın medya olarak gördüğümüz.
Yani,
İstanbul Bab-i Ali'nin, mevkuteleri ve "kalem" sahiplerine, "cuma" günü, yazmıştım.
Neden;
Sizdeki bu "haysızca", alakasızlık hkim diye?
***
Dile kolay.
Ülkenin,
Karanlık döneminin "baş organize" kurumu JİTEM'in kararghı.
Sorgu,
İşkence ve idari binasının "bahçesinde", onlarca ceset çıkıyor.
Sanki;
"Ceset madeni" gibi, kazdıkça "fışkırıyor".
Ama gel gör ki,
İstanbul basını "görmüyor", yazmıyor.
Bırakın,
Manşete veya birinci sayfasına "tek sütün" taşımayı.
Öyle ki,
Sözde "amiral" konumundakiler dahi; suskunlar.
Yazık.
***
Peki,
Cuma günü ne yazmıştım.
Dün,
Yazılı yaygın medyaya göz attım.
JİTEM'in,
Kararghında fışkıran "insan iskeletleriyle" alakalı haberi, "nasıl" gördüler diye?
***
Maalesef.
Garip bir hal-i durum var.
Alakasızlık ve ilgisizlik!
Aynen,
Uludere'de öldürülen 35 kişinin vakası gibi "geçiştir".
Birçok,
Tirajlı gazete, haberi birinci sayfasına taşımadığı gibi.
Ekseriyeti, "görmemiş" bile.
Ne oluyor?
Bir taraftan,
Demokrasimiz güçleniyor diyoruz.
Ama bakıyoruz ki,
Demokrasinin nimeti ve özgür tavrı olması gereken "yaygın medya" dümen kırmış.
Hakikatleri değil,
Fasa-fisolar, görerek, kendini "idame" ediyor?
Hiçte hayra alamet değil.
***
İşte,
Ekrem Dumanlı'da "cuntacılara" halen boyun eğen.
Hatta onları,
Övüp hainlerin değirmenlerine su taşıyanlara bu minvalde sormuş.
Daha kaç,
Kafatası gerekli ki, "JİTEM'in" korkunçluğunu manşete taşıyacaksınız.
Kadim medya.
Ne,
12 Eylül "işkencecilerinden" hesap sorulacak olunması.
Ne,
Diyarbakırda JİTEM bahçesinde bulunan 11 kafatası.
Ne,
Uludere'de öldürülen 35 kişinin "ölüm sırrını".
***
Ne de,
Güneydoğu'da 2 yılda 7 farklı ilde yapılan kazılarda bulunan 938 insan kemiğinin akıbetini.
Ne,
17 bine yakın faili meçhul cinayetin failini,
Ne de Ayhan çarkın'ın itiraflarını,
Ne,
Tansu çiller, Mehmet Ağar.
Ya da,
Yaşar Büyükanıt,
Şemdinli'deki "iyi çocukların" kirli oyunlarını.
Görmeyeceksin.
Görmezden gelip, üzerine "şal" atma gayretkeşliğine gireceksin.
Bir de,
"Kendine özgür basın", diyeceksin.
Olmaz.
Olamaz, olmamalı, bu "cunta korkaklığı" ve boyun eğilik, hali.
***
CUNTACILARA "RAM" OLANLAR?
Bakın,
Dumanlı, kendi mahallesindeki "kadim medya" aktör ve senaristlerine nasıl soruyor?
Eskiden JİTEM binası olarak kullanılan bir yapının çevresinde Kültür ve Turizm Bakanlığı bir kazı yapıyor.
Aman Allah'ım!
Binanın etrafından kafatasları ve insan kemikleri çıkıyor.
Savcılık olaya el koyuyor ve soruşturma genişletilerek sürdürülüyor.
Bulunan kafatası sayısı 11'e yükseldi.
Korkunç bir hadise!
Kadim medyada ise tık yok.
Düşünün; benzer bir olay Batı'da yaşansa o ülkelerin medyası bu kadar ilgisiz davranır mı?
Devlete ait bir güvenlik binasının bahçesinden değil 11; bir ceset bile çıkarılsa Hadise manşetlere taşınmaz mı?
Televizyonlar günlerce yayın yapmaz mı?
Bizdeki basının bir bölümü niçin bu kadar suskun?
İş derin devlete gelip dayanınca, o derin yapının icraatları birer birer ortaya çıkınca kadim medyanın suskunluğu artıyor.
(...) Dünyanın en özgürlükçü mesleği olan gazeteciliği yaparken insanlar neden cuntalara ram olur?
***
Niçin hukukun askıya alındığı ara dönemlerden hesap sorulduğunda o muazzam gelişmelere gözlerini kapatır?
Bu soruların cevabı doğru verilmedikçe bu ülkede demokrasinin mesafe alması mümkün değil.
Darbeler asla sadece askerlerin yaptığı hukuk dışı bir eylem olmadı; o sürece iş dünyası ve medya lemi destek verdi hatta çoğu zaman teşvik ve tahrik etti.
Bugün 12 Eylül'den yargı yoluyla hesap soruluyor.
Belki yarın 28 Şubat'tan da sorulacak.
Bilemiyorum; 27 Nisan'ın sığaya çekildiğini de görebilecek miyiz?
Ara dönemlerden hesap sorulması ihtimali bazı medya yöneticileri için bir kbusa dönüşüyor.
O kbusu itiraf etmek yerine o günkü sorumluluğu unutturmak için barajı çok öne kurup, Ergenekon tutuklularını kendine kalkan gibi kullananlar var."
***
El hak.
Zaten,
Türkiye'nin bir türlü "saf" demokrasiyle buluşamaması.
Hakların,
Ve halkların "barış içerisinde özgür" alanlara sahip olamaması.
Kimlikler,
İnançlar,
Ve kendilerine tabulaştırılan "vesayetler" üzerine, inşa ettikleri anlayışlar yüzündendir.
Kesintisiz,
Bir şekilde millete, ülke kademesine ve iktidarlara "enjekte" edilen, zihniyetin vesayetçi halidir.
Eğer,
Milletine, devletine ve siyasal iktidarına medyanın amirali ve kadim yandaşları(!).
Darbecilere,
çanak tutma noktasında "gerekirse halka karşı silah kullanılmalı" manşetini atıyorsa.
Bu zihniyetten,
Saraykapı'da "tesadüfen" fışkıran insan kafatasları için, "düşünce" beklenilir mi?
Ne mümkün?
Velhasıl,
Bunlar, yani kadim medya(!) unvanlı İstanbul Bab-i Alisi "cuntacıların" yemliği ve "ram'ları" olmuştur.
Buarada,
Dün buradan nasıl ki "kadim medya" sessizliğini sorgulamışken.
AK Parti,
Diyarbakır Milletvekillerini de, "neden" alakasız kaldıkları noktasında, eleştirmiştim.
Bu hadiseyi,
Sahiplenin, aman ha "başına faili meçhul bir hadise" gelmesin diye.
Tabi,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker'i ayrı tutarak.
çünkü,
Konuyla ilgili açıklama ve tepkileri olmuştu, "sonuna kadar gidilecek" diye.
Dün,
Milletvekili Mine Lök Beyaz'la bu "mevzuuyu" konuştuk.
Dedi ki,
"Biz yıllardır halı altına süpürenleri, bugün halının altından çıkarıyoruz".
Yani,
"Alakasız değil, duyarlıyız. "
Cumhuriyet Başsavcısı. Ve diğer yetkilerle, konuştuk.
Takipteyiz.
***
HESAP SORULMALI, HAKKANİYET ORTAYA çIKMALI?
Evet,
Biz de, Diyarbakır Söz gazetesi de, "takipte".
çünkü,
JİTEM kararghında çıkan 11 insan kafatası.
Salt,
DNA sonucu kimlikleri ortaya çıkacak kişileri, "kapsayan" bir gerçeğin ortaya çıkması değil.
Sonuç,
Diyarbakır genelinde olduğu gibi,
JİTEM'in,
O dönemde sorumlu olduğu bölge genelinde bu yöndeki "yargısız infazlarının" ve tabi ki, toplu mezarların ortama çıkmasına vesile olabileceği gibi.
Kimler,
Hangi komuta kademesindeki zevat.
Emir,
Komuta zinciriyle, "sorgusuz, sualsiz" insanların, katledilmesine "izin veren" zihniyetin sahipleri.
***
JİTEM'in kurucusu;
Albay Arif Doğan,
Binbaşı Cem Ersever,
Albay Aytekin Özen,
Binbaşı Cahit Aydın,
Albay Nurettin Ata,
Binbaşı Abdülkerim Kırca,
Yüzbaşı Ali Yıldız ve Yüzbaşı Cemal Temizöz, Yüzbaşı Ersin Baçaksız.
Mutkili Ali lakaplı Astsubay Ali Kaya.
İtirafçı Cemil'den tutun da Hıdır Altuğ'a, Abdulhakim Güven'e kadar.
Ve daha sayamadığımız; "nice isimler".
***
İşte bunlar da,
"Fışkıran" bu insan kemikleri gibi, bir bir ortaya dökülüp, maskeleri düşecek.
Düşmeli.
Adalet önünde, "hesap vermeli", hesap sorulmalı?
Ki, Vicdanlar, Mağdurlar ve kaybedilenlerin "ruhları", rahat ve huzur bulsun.
Evet,
Türkiye her ne kadar, "değişken" bir hal-iyet içerisinde ise.
Geçmişle hesaplaşma, yüzleşme noktasında, "iyileşme ve değişim" var.
Yani, umut varız, bu hain ve bedbaht ruhiyata sahip olanların, yaptıkları "yanlarına" kar kalmayacak?
***
çünkü,
Hakikat o ki,
Yapılan, yaşatılan tamamen "insanlık suçudur".
Onun için de,
İşlenen "insanlık suçu" karşısında suskun kalmak.
Zulümlere,
İşkencelere,
Faili meçhul cinayetlere,
Ölümlere, "rıza" göstermektir.
Ki bu hal,
"İnsanlık suçundan da" öte bir suçtur ki.
Haksızlığa karşı susan bilin ki;
"Dilsiz şeytandır"