Demek ki…
CHP'nin…
Yoksulluk…
İşsizlik…
Fakr-u zaruret…
İş, aş, emek…
Yolsuzluk…
Usulsüzlük…
Hak, hukuk, adalet…
Eşitlik…
Ve "Sosyal Demokrat" söylemi!
Evet, hepsi; laf-ı güzafmış…
***
Baksanıza!
Sadece…
Evet, sadece "haberleşme gideri" diye…
CHP'li Elif Doğan Türkmen…
Meclis'e…
Tamı tamına 1 milyon 200 bin lira fatura çıkarmış…
Yani eski para birimiyle…
Bir trilyon, 2 milyon…
Kimin cebinden çıkan bu para…
***
Yetimin, öksüzün…
Dulun…
İşçinin, çalışanın…
Memurun…
Öğrencinin…
Yani, 78 milyon ahalinin; "ödediği vergi, kesilen parası"
Öyle ya…
Ahkâm kesmiyorlar mıydı?
Ayıp, günah diyerek…
Asgari ücretliye, bin 300 lira olur mu?
Ne yazık...
***
Düşünün…
Özde olmayan, ama sözde olan!
Halkçı edebiyatı üreten;
CHP'li Elif'in "haberleşmesine" ödenen para…
Kaç asgari ücretlinin; "maaşına" tekabül eder…
Ya da, bir asgari ücretli bunu kaç yılda öder…
İşte hesabı…
BİN 379 asgari ücretlinin bir aylık maaşı.
Yine…
Bir asgari ücretli…
77 yıl bir fiil çalışarak; ancak "bu parayı" ödeyebilir.
Tabi ömrü "kâfi" gelirse…
***
Bunların dışında.
O parayla ne alınır, ya da yapılır derseniz.
Ki sosyal medyada; "uçuşuyor" cevap…
Bakınız…
1 milyon 600 bin ekmek alınır…
370 bin 370 litre benzin alınır…
60 adet orta sınıf otomobil alınır…
2 bin 116 Cumhuriyet altını alınır…
Pek tabi ki…
Son yılların ulaşım aracı olan; 2 adet VIP helikopter satın alınabilinir?
***
Eee…
CHP'nin "halkçı" anlayışı bu…
Bakalım…
Elif'e nasıl bir, "fatura" kesilecek…
İsminin anlamıyla…
Alışmış, alıştık nokta-i nazarında mı bakılacak?
Yoksa "Ülfet eden mi?" denilecek…
Neyse diyelim...
Zaten, CHP hiç bir zaman "halk partisi" olmadı ki…
Olsaydı…
Halk'tan "yana olurdu?"
Apolet "vesayetini" koruyup-kollayan olmazdı?
***
PEKİ, KİM BAŞARABİLECEK?
Öyle ya…
Kim kime ne diyor?
Hayırcılar…
Evetçiler'e, söyleniyorlar…
Bu kez…
Evet, bu kez "başaramayacaksınız?"
Yani referandumda "hayır" çıkacak…
***
Evetçiler de…
Hayırcılara, haykırıyorlar…
Sizler…
Dün olduğu gibi bugün de…
Hiç ama hiç…
Başaramayacaksınız?
Yani referandumda "evet" çıkacak?
***
Peki!
Evet'i de, Hayır'ı da.
Tek çatıda tutabilmeyi "Kim başarabilecek?"
İşte en büyük mesele bu…
Çünkü "vahim" bir kamplaşmanın içerisine sürükleniyoruz.
Baksanıza!
Kıran kırana bir "saha markajı" söz konusu…
Ve nefret "söylemi" yüksek.
***
Tehlikeli.
Karanlık bir tünelin inşası var…
Ört bir taraf uçurum…
Diyorum ki…
Gelin "birlik ve dirlik" içerisinde olunabilmeyi; "başarabilelim"
Bunu başarırsak…
Bilinmelidir ki; "tem şer güçleri…"
Türkiye'ye…
Türkiye’nin yarınlarına; "göz diken" kim varsa?
Emperyalist güçler…
İçimizdeki hainler…
100 yıl önceki "planı" uygulamak isteyenler!
Emellerine kavuşamaz…
Ve "başaramayacaklar"
***
Yeter ki!
Birbirimizi; "empatiyle" anlayabilelim…
Birbirimizi; "önemseyerek" sevebilelim…
Birbirimizi; "farklılıklarımızla" zenginleştirebilelim…
Birbirimizi; "milli meselelerimizde" saf tutabilelim…
Birbirimizi; "acıda ve tatlıda" buluşturabilelim…
İşte bunu; "sağlayabilirsek"…
O zaman başaramazsından, "başaracaksına" geçeriz.
Yoksa!
Gelinen aşama itibariyle…
Kimse; "başaramaz"
***
ATATÜRK'Ü RAHAT BIRAKIN…
CHP'lilere çağrım var…
Referandum'a dair; "kullanılan" argümanlara dair…
Siz; "Hayır'cılar olarak"…
Sakın…
Ama sakın ola ki; "Atatürk'ü" malzeme olarak kullanmayın…
Birileri…
Atatürk'ün "oturmadığı" koltuğa "Erdoğan nasıl" oturur, hezeyanı içerisinde…
Yanlış bir kampanya…
Ters tepen bir argüman kullanımı…
Riskli…
***
Rauf'un dediği gibi…
Şimdi…
Sandık açıldığında "Hayırcılar" kaybederse…
O zaman…
"Atatürk" kaybetmiş gibi olmayacak mı?
Olacak…
***
O'nun için…
Eeeyy CHP'liler…
80 yıldır "mirasyediler" olarak hiç bir şey yapmadınız.
Bari şimdi;
Bırakın "kabrinde" rahat uyusun!
Yeter artık…
Her meselenize o'nu "malzeme" olarak kullanmayın…
***
CHP'NİN YENİ SLOGANI.
"Memleketin HAYIRI için rakı için!"
Aynen de böyle…
Sloganın patenti…
Kılıçdaroğlu'nun "çığırtkanına" ait…
Yani Barış Bozkurt…
Rakı sofrasında, çekilen resmi "paylaşmış"
Düştüğü notta da bunu ifade etmiş…
"Memleketin HAYIRI için Rakı için…"
Ne diyelim…
Mesele "rakı sofrasına" meze olmuşsa.
Vay ki vay; "o ülkenin" hal-i pür melaline...
***
TALİP KARDEŞİM "EVET'E" VAR MISIN?
Rektörler de…
Sosyal medya üzerinden "evet" kampanyasına katıldı…
"Hayırcılar" henüz ortaya çıkmış değil…
Tabi ki, "tanıdıklara da" çağrı var…
"Sen de var mısın?" denilerek…
Nitekim…
Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça.
"Evet" videosundan sesleniyor…
"Güçlü bir Türkiye için "Evet" diyorum…"
Ağırakça…
Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Talip Gül'e de mesaj veriyor.
"Talip Gül kardeşim, siz de var mısınız?"
***
Merak ediliyor…
Talip Gül bu "videoya ve mesaja" nasıl karşılık verecek.
"Evet'ini" alenileştirecek mi?
Yoksa!
"Oy'un" mahremiyeti var deyip, "sır" vermeyecek mi?
Göreceğiz…
Ama!
Diyeceğim o ki, "mevzuu" iki yönlü bir "milli seferberliğe" dönüşmüş durumda…
Ki giderek; "artacak" gibi görünüyor…
Her şeyin "hayırlısı" diyeceğim!
Ama…
Sakın "hayır'ı", "hayırcıyım" diye kimse algılamasın…
Algı üretim "mekanizmasına" başvurmasın…
Çünkü değişime; ilk "Evet" diyenlerdenim…
Klişeleşmiş bir ifade…
Ne diyoruz…
"Bu düzen değişmeli"
***
SEN ÇOK AMA ÇOK ZAVALLISIN!
Gözler değil…
Zihin "körleşince", ne yaptığını bilmez…
Şuursuzlaşır…
İnsanlık karakterinden çıkar…
Vicdan…
İzan…
İnsaf diye bir şey kalmaz!
Sanırım…
Aslı Aydıntaşbaş da işte böyle biri.
***
Baksanıza!
Yaşadığı ülkesine.
Hükümetine.
Hele ki Cumhurbaşkanına "nasıl da" kin ve nefretle söz ediyor…
Düşünün…
Türkiye 3 milyon mülteci almış…
Kucağını açmış…
Ki hiç bir dünya ülkesi "tek kuruş" yardım etmezken…
Komşu ülkeler değil…
Tek başına, "insani vasfını" en üst seviyede ortaya koyarken…
Sen çık…
Milyon değil…
Bin değil…
Yüz tane bile "mülteciye" kucak açmayan; Kanada için…
Ülkenin Başbakanı Justin Trudeau'ya övgü yağdır…
Bir "mülteci kızla" çekilen, resmini paylaş…
Ve altına de ki;
"Başkan olacaksan böyle ol…
Mültecilere kapısı açtı…"
***
Eeebe yuh kızım…
Körelmiş zihninle…
Bunamış aklınla…
Olmayan vicdan ve izanınla bunu yapıyorsun…
Sonra da…
"Tükürdüğünü yalayarak" paylaşımı kaldırıyorsun…
Senin gibilere…
Kim ne der bilmem?
Ama benim diyeceğim şu…
Aklınla... Vicdanınla… Sen… Çok ama çok…
Zavallısın!