Öcalan; Sürecin arkasındayım!
Eklenme: 22.03.2014 00:00:00

Tarihi bir gün,

Tarihi bir duruş,

Tarihi bir süreç.

Ve tarihi bir sahiplenme.

Evet, Dün Diyarbakır "vakur" duruşuyla ev sahibiydi.

***

Acılarla yoğrulmuş.

Şiddeti.

çatışmayı, ölümü, ölümleri.

İşkenceyi.

Kanlı katliamları.

Sosyal ve siyasal travmayı, yaşayan kent olmayı unutmak üzere.

***

Barışa.

Kardeşliğe.

Milli birlik ve bütünlüğe.

Huzura.

Özgürlüğe.

Eşit yaşam haklarına kavuşmak için

Türkiye halkları ve hakları için

Bir yıl önce "dikilen" barış fidanına bir kez daha sahip çıkmaz üzre, koştu Newroz'a.

***

çünkü.

Bir yıl önce, bu meydanda şu slogan cevap bulmuştu.

Silahlar sussun. Siyaset konuşsun.

Barış Gelsin.

Kan akmasın. Kardeşlik yaşasın.

İşte Abdullah Öcalan O gün bu çağrıları yapmıştı.

Hükümette. Başbakan Erdoğan'da "karşılık" vermişti.

"çözüm süreci, başlasın" diye.

***

Dün21 Mart 2014.

İşte o tarihi öneme sahip, milat niteliğindeki sürecin sene-i devriyesiydi.

Ve herkes; "pür dikkat" odaklıydı.

Şimdi ne olacak

Öcalan'ın önceden açıklanacağı duyurulan Mektubu neye matuf olacak?

***

çözüm sürecine devam mı denilecek?

Yoksa. Evet, yoksa "yeniden çatışma" atmosferine mi girilecek?

Ama! Kamuoyunda.

Özellikle Kürtler de, şu duygu hkimdi.

Barış süreci devam edecek.

İnadına, inadına "kardeşliğe ve çatışmasızlığa" sahip çıkılıp, barış fidanı ağaç olacak?

****

İşte O'nun için.

Dün, daha günün ilk ışıklarıyla.

7'den 70'e herkes.

Kadınlı. Erkekli, çocuklu, yaşlı.

çalışanı, çalışmayanı. Memuru. Esnafı. İşçisi.

Sadece Diyarbakır ahalisi değil. Yurdun dört bir yanından.

Kuzey ve Güney Kürdistan'dan.

Avrupa'dan.

Yüz binler akın ederek; 136 dönümlük Newroz Parkında buluştu.

Coşku. Heyecan. Barışa olan "özlem" duygusuyla kenetlendi.

***

Newroz alanı.

Ve Havasını solumak üzere, öğlen öncesi bir tur attım.

Ne diyeyim; 2013'teki kalabalıktan daha bir kalabalıktı alan.

Öncelikle! Milyon rakamlar ifade edildi.

Bunu biraz afak gördüm.

Ama şunu diyebilirim ki, alanda 700 bin üzeri vardı.

Diyarbakır sokaklarında in-çin top oynuyordu.

Doğrusu. Rakam pek önemli değil.

Önemli olan; "barışın etrafında" kenetlenebilmek!

***

Ve.

Saatler 13.30'ü gösteriyordu.

Müzik sustu.

İsim anonsu yapıldı; Pervin Buldan ve Sırrı Sürreye Önder platforma çıktı.

İşte; "Öcalan mektubu" denildi.

Önce Buldan, mesajı Kürtçe okudu.

Sonra Önder Türkçesini okudu.

İki sayfalık bir mektup.

***

Peki.

Mesaj/mektubun muhtevası nedir?

İçerdiği "şifreler" önemli.

Öncelikle şunu net ifade edebilirim ki?

Öcalan!

Sürecin, Türkiye'deki siyasi aksiyonların neye ve kime hizmet ettiğini mektubunda net olarak ifade ediyor.

***

Onun için de;

Mesajının daha ilk giriş sözcüklerinde bunu deklare etti.

Peki, Öcalan ne dedi?

Dedi ki;

Bütün ara yollar ve geçici biçimler artık miadını doldurmuştur.

Diyalog süreçleri bağlayıcılık içermez.

Bundan dolayı kalıcı bir barış için güvence oluşturamaz.

Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur."

***

Öcalan mektubunda iddiaların aksine;

30 Mart sonrası hükümet adım atmalıdır diyen KCK Yürütme Konseyi üyesi Murat Karayılan gibi herhangi bir süre vermedi.

Buna karşı;

Gezi direnişi ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonu arkasında uluslararası komplo olduğunu savunan Başbakan Erdoğan gibi o da, uluslararası gladyo ve uluslararası komplodan söz etti.

Öcalan.

Bizim büyük barış yolculuğumuz Oslo'dan Paris'e, Gever'den (Hakkri) Lice'ye, KCK operasyonlarından hasta tutsaklarımıza dönük zalim tutuma varana değin birçok saldırıya maruz kalmıştır.

İşte bütün bu kirli oyunları bozan, Uluslararası Gladyo hkimiyetini sarsan ve boşa çıkaracak olan da bu harekettir.

Karşımıza çıkan uluslararası komplolara karşı yeterli dikkati göstermek tarihsel sorumluluğumuzdur."

***

Öcalan.

Mesajında gençleri de unutmadı.

Tabi ki, "barışa" sahiplenilmesinde, görev alınmasını istedi.

Bunun için de şöyle dedi:

Hareketimiz bir gençlik hareketi olarak başlamış ve hep genç kalmıştır.

Bu barışa yönelik saldırılara ve provokasyonlara karşı, barışın yılmaz savunucuları da yine gençlik olacaktır."

***

Önemli bir söylemi de.

"Türkiye Halkları" ifadesi oldu.

Öcalan şöyle dedi:

Irkçı, ayrımcı, üsttenci ve kan kokan nefret söylemlerine karşı, bin yıllık kardeşlik serüvenimizle Türkiye halkları en etkili cevap olacaklardır.

Bütün inançların, halkların, kültürlerin ve emeğin kendisini özgür hissedeceği bir özgür ve tam demokratik ülkeye olan inancımla ve en devrimci duygularımla hepinizi selamlıyorum"

***

Öcalan'ın vurguları.

Beklenti.

Ve Cevap bulması gereken çağrısının, muhtevasının özeti bu.

İrdelersek.

Mektup.

Bir ölçüde, geçtiğimiz yılın mektubunun devamı niteliğindeydi.

***

O mektupta.

Öcalan'ın çağrısı; Kürtler'e yönelikti.

Silahlı güçler geri çekilsin.

Ateşkes olsun.

Silahlar sussun

Siyaset konuşsun.

***

Dünkü mektupta ise.

Bir yılın "değerlendirmesi" vardı.

Sürecin seyrinde.

Özellikle, hükümete yönelik eleştirisi vardı; "ağır" gidiyor diye!

Ama.

Yine de, umutlu ve memnun da.

***

Dedi ki.

Bugüne kadar diyalog vardı, artık müzakere gerekiyor, yasal çerçeve gerekiyor."

Yani.

Bugüne kadar; "MİT" ile diyalogu yürütüyorduk.

Artık, siyasal ve yasal zeminde; "hükümet devreye girsin"

***

İnsiyatif.

Bu "kritik" noktayı da, Öcalan netleştirdi.

Ki burada.

BDP'nin İnsiyatif kazanması.

Ve tabi ki, "siyasi" mekanizmanın işlerlik, alması.

çünkü "İnsiyatif dağda" olmayacak.

***

17 Aralık'la gelişen "paralel" yapı.

Yani, Hükümet ile Cemaat arasındaki çatışma.

Öcalan.

Bu çekişmede kullandığı bir ifadeyle, "taraf" oldu diyebilirim.

Şöyle ki, "darbelerden, komplolardan, gladyodan" bahsetti.

Bu da haliyle.

Hükümeti "desteklediğini" gösteriyor.

***

Velhasıl.

Öcalan.

İmralı Zindanından seslendirdiği mektup!

Yeknuyla.

İrdelenip, okunduğunda.

Birleştirici.

Bölünmeye karşı

***

Sonuç itibariyle!

Mesaj alınmıştır.

30 Mart.

Yeni bir seyr-ü seferin başlangıcı olacak!

Bir kez daha,

Newroz piroz be

Yaşasın Newroz.

Newroz Bayramınız kutlu olsun.