Ölümlere yeniler eklenmesin!
Eklenme: 23.10.2012 00:00:00

Açlık grevleri.

Veya ölüm oruçları...

Hiç kuşkusuz ki; belli zaman dilimleri içerisinde vuku bulan bir eylem biçimidir!

Tabi ki mevcudiyetiyle;

İster onaylarsınız,

İster onaylamazsınız.

İster desteklersiniz,

İster desteklemezsiniz

Velhasıl tasvip edip etmede karar sizin.

Ama velkin seyrine ve sonucunu;

Gözardı edemeyeceğiniz gibi, duyarsız da kalamazsınız.

***

O nedenle;

İnsani noktada hareket ve tavır içerisinde olunmalı.

Pür dikkat kesilmemiz gerektiği gibi, hassasiyet içerisinde olmalıyız.

Ne yazık ki;

Şuan için, toplumsal bir duyarlılık gösterdiğimiz söylenemez.

Hele ki medya da,

Siyasiler de, iktidar da, pek alaka göstermiş değil.

Aciz bir durum var.

***

Derim ya; insani duyarlılık şart.

çünkü kişinin icra ettiği eylem canından vazgeçmedir.

Yani; ölümü göze alıp, bu eyleme girişmiştir.

O nedenle ölüme seyirci kalınır mı?

Pek tabi ki bu hal-i durum;

Kolay olmadığı gibi, irade ve mücadelenin de bağlılığına ilişkindir.

Dün itibariyle;

Ülke sathında bulunan 60a yakın cezaevinde başlatılan, açlık grevi 41inci gününü geride bıraktı.

***

Bilindiği gibi;

Açlık grevi ilk etapta, 63 kişiyle başladı.

Son verilere göre bu sayı binin üzerine çıktı.

Ki her geçen gün ve saat katılımda sayı artıyor.

Eylem tamamen,

PKK-KCK eksenindeki tutuklu ve hükümlülerce icra ediliyor.

Aralarında tutuklu vekillerde var.

***

Riskli günlere girilen eylemdeki gaye nedir sorusuna gelinirse?

Gaye; cezaevindeki kötü koşullar değil.

Ya da bir koğuşta, kapasitenin üç-dört misli mahkumun bulunması.

Veyahut başka etkenlerden kaynaklı cezaevi idaresine tepki eylemi de içermiyor.

Eylem; cezaevi dışındaki siyasi istemdir!

Yani kendilerince savunduklar; Kürt Siyasal Hareketini kapsayan mevzuular.

***

Daha önce de buradan ifade etmiştim.

Bir kere daha aktarayım!

Talepler klasik tanımla üç maddeden oluşmaktadır.

BİRİNCİSİ;

İmralıda tutulan Abdullah Öcalan üzerindeki tecrittin kaldırılması, iyileştirme koşullarına gidilmesi.

İKİNCİSİ;

Anadilde savunmanın önündeki engellerin kaldırılması.

ÜçÜNCÜSÜ;

Anadilde eğitim olanağının güvence altına alınması.

***

Evet,

Talepler ve atılması istenilen adımların, mevzusu bunlar.

Peki, olabilirliği noktasında çözüm mümkün mü?

Ya da; hemen şimdi bunlar yerine getirebilinir mi?

Doğrusu,

Var olan zaman ve süreç açısından, bir iki günde çözümlenmesi inandırıcı olmayacağı gibi.

İcrası da; zor ve meşekat ister.

Ama ilerisi açısından güven tesisi.

Ve ikna anlamında, adımlar ve olabilecek bir işbirliği, geliştirilebilinir.

Yani, bir adım ileri!

***

Mesela;

Başbakan Erdoğan yurtdışı gezisi dönüşünde açıklamıştı.

Gerekirse;

Abdullah Öcalanla görüşebiliriz diye.

Ki bu ifadesinin ardında; MİT Müsteşarı Hakan Fidanın görüşmede olduğu söylendi.

Her ne kadar;

BDP bu görüşme üzerine fikri ayrışıma girdiyse de genel kanı farklı.

Hasip Kaplan görüşme var diyor.

BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan görüşme yok karşılığını veriyor.

Ama kulislerde konuşulan İmralı-Ankara trafiği son zaman diliminde hayli işliyor.

***

İkincisi;

Anadilde savunma istemine gelince.

O da;

Son günlerde hayli telaffuz edildi.

Nitekim Bülent Arınç Diyarbakırda açıkladı.

Anadilde savunmanın önünü açabiliriz diye.

Ki bundan önce, Hatip Dicle yargılandığı bir dav ada Kürtçe savunma vermişti. Hatta o davadan beraat etti.

Bu eksende, gelişebilecek somut hamleler, eylemi sonlandırabilir.

***

Bilindiği gibi;

Başbakan Erdoğan bugün Vanda olacak.

Malum,

Van bir yıl önce tabiri caizse ülkeli bir bütünlük içerisinde ciğerden vurdu.

6.7 şiddetindeki depreme; 644 kişi kurban verildi.

İşte o acı günün birinci yılındayız.

Başbakan Vandan seslenecek; buradaki yaraları sarma noktasında yapılanların neler olduğunu.

Ama bir ümit içerisindeyim; Vandan açlık grevlerine son verilmesi noktasında mesajın çıkabileceğini.

***

Özellikle de;

Dün 6 saat süren Bakanlar Kurulu toplantısında, Yargıda dördüncü paketin ele alındığına ilişkin.

çünkü

Cezaevindekilerin ön koşullarının bir ve ikinci maddesi; bu paketin dhilinde olabilir.

Nitekim Ali Babacan Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Tasarısını kısmen açıkladı.

İyileştirmelerin neler olduğuna ilişkin.

Mesela;

Evli olanlar üç ayda bir 3 ila 24 saat arasında ailesiyle görüşebilecek.

Bir de;

Ölüm ya da hastalık nedeniyle izin verilen hükümlü tutuklular.

Evinde ikinci derece dhil kan ve kayın hısımlarının evinde.

Tabi ki dış güvenlik görevlileri tarafından güvenli görülen başka bir yerde kalabilirler.

Hadi bakalım;

Bayram öncesi kaygılara son verelim hep birlikte!

***

Aksi takdirde; ölümler kaçınılmaz olur.

Ki biliniyor ki ilk olarak eyleme girişen 63 kişi için şuan kaygı süreci başlamış durumda.

çünkü

Vücutta ciddi hasarların oluşabileceği bir zaman dilimi içerisine girildi.

Her geçen saat içinde; risk oranı, telafisi mümkün olmayan hasarlara yol açabilecek durumu işliyor.

Kısacası; ölümler kaçınılmaz hale gelebilecek anlardayız.

***

Anlayacağınız;

Gelinen nokta zor bir insanlık mesaisini göstermektedir.

Sınavı nasıl atlatacağız, onu zaman gösterecek.

12 yıl öncesini de hatırlamakta yarar var.

Her ne kadar;

Türkiyenin tarih sayfalarında ölüm oruçlarının acı tablosu hkim ise de.

2000 yılında olup-biten, hafızalardan silinemez!

***

O gün;

Yine F Tipi cezaevinde sol gruplarca ölüm orucu başlatılmıştı.

Sonra; ölümler olmasın diyen o dönemin koalisyon iktidarına haiz arıza-i akıl, hesapsız-kitapsız girişti.

Söz de; hayata dönüş diye.

Ama içerden.

Dışarıdan gelen direnişi hesaba katmayınca, hayata dönüş katliama dönüştü.

Onlarca kişi kimi yanarak, kimi dövülerek öldürüldü.

O nedenle;

Olası güvenlik eksenli bir müdahale, çözümsüzlüğe çözümsüzlük katar.

***

Sonuç itibariyle;

Cezaevlerindeki açlık grevi kritik günlerin eşiğinde.

Yani; henüz vakit varken, açlık grevleri ölümlere dönüşmeden.

Vicdanı,

Sorgu ve özeleştiri ikmaliyle, somut adımların ışığı atılmalı.

Ki; ölümler olmasın.

Hele ki;

Kurban Bayramına dhil olacağımız zaman içerisinde.

Bilmeliyiz ki;

Bayram tatil olabilir.

Bizler de,

Siyasiler de, devlet erknı da, tatile çıkabilir.

Ama cezaevlerinde hayat devam edecek.

***

Bayram sonrasında,

Bu açlık grevinin 7. haftayı doldurduğunu da unutmamalıyız.

Ne demek bu?

İnsanlar açısından artık geri dönülmez ölümcül aşamaya ulaşılmış olacak.

Henüz vakit varken,

Toplumsal tarihimize ve vicdanlarımıza başka bir kara lekenin daha sürülmesini engelleyebiliriz.

Evet,

Bu somut adım insanlık mesaisine bağlıdır.

Beklenti,

Ve ümit edilen odur ki;

Ülkenin tarihinde utanç sayfaları olarak askıda duran ölüm oruçlarında ölümlere yenileri eklenmez!