PKK İNTİHAR EDİYOR?
Eklenme: 13.10.2016 00:00:00

Bu ifadeyi ne zaman kullanmıştım?

Müdavim okurlarım hatırlar…

PKK'nın…

Hendek ve Barikat siyasine hamle yaptığında…

Çözüm sürecini "baltalamaya" kalktığında…

Sivilleri hedef alan saldırılarını artırdığında…

Canlı bombalarla; "toplu katliamlara" yönlendirildiğinde…

Siyasi alana "ab-ı hayat" vermediğinde; söylemiştim!

***

Çünkü bu eylemler…

Bu saldırılar…

Silahı "tek çözüm" olarak görmek…

Akla hayale gelmeyen; "hendek ve barikatla" insanları evinden, barkından, canından etmek…

Şehirleri…

İlçeleri..

Mahalleleri "yaşanılmaz" hale getirmek..

"Savaşın arenasına" dönüştürmek..

Ne Kürtlere..

Ne de Kürtlerin siyasi taleplerine "zerre-i miskal" katkı sunmaz..

Bilakis yıkım yaratır..

Her yıkımın tepkisi de; büyük olduğu gibi yarınlara da suikastır..

***

Yine, HDP için de..

Demokratik Bölgeler Partisi için de..

PKK "bu fikriyatıyla" intihar ediyor..

Ama beraberinde de; "sizleri de" paçanızdan çekerek sürüklüyor..

Çünkü "siyasi üretimsizliğiniz" sizi yok ediyor..

Çözüm üreten değilsiniz..

Var olan şiddete de "bel çıkıyorsunuz?"

Silahı; "benimseyen" bir anlayışınız var demiştim!

Bari siz, "siyasi üstünlükle" engelleyici olun..

Maalesef…

"İki tarafta" intiharın merdivenini birbirlerinin paçasına sarılarak, hızla çıkıyorlar.

***

Ve bugün!

PKK sivilleri hedef almaktan öteye..

Siyasileri..

Kendisine muhalif olanları..

"Bireysel" noktada hedef alıp saldırıyor..

İşte, Şemdinli..

İşte Van Özalp..

İşte Diyarbakır Dicle AK Parti ilçe başkanları…

Peki, amaç ne!

***

Bölgede; "siyasi hayatı" kilitlemek…

Muhalifleri susturmak…

Benden olmayana "ab-ı hayat" tanımamak!

"Sınıfsal" Kürt ayırımı yapmak…

Bu "tekçi" anlayış…

Bu "jakoben" fikriyat; "tamiri zor" bir nifak geliştirir ki oluşacak düşmanlık; "önlenemez" hal alır…

Ki bölgeye dair "kan davaları" herkesin malumu!

***

Sonuç itibariyle…

Türkiye ne 90'ların Türkiye’sidir..

Ne de, "o dönemin" zihniyetinde bir iktidar vardır…

Ne de, "toplumsal" fikriyat…

Ama!

PKK dünün "ceberut" devletinin 90'larda yaptığını..

Bugün kendisi; "intiharlarıyla" yapıyor..

Geleceği aşama!

Kürtlerin geleceğinde,

Siyasetinde,

Yarınlarına dair olabilecekler de "yerinin" olamayacağıda dair efor sarf ediyor…

***

HDP ve DBP'ye gelirsek!

Eğer ki..

Politikalarında,

Siyasi anlayışlarında "mevcudiyeti" savunurlarsa..

Silaha karşı..

Sivil ve siyasi ölümlere karşı; "refleks" geliştirmezlerse..

PKK'ya, "demokrasiye" inanmıyorsan..

Siyasetin "öncülüğünü" istemiyorsan…

Demokratik siyaset zeminine karşı çıkıyorsan!

Siyasi rakiplerimi; "silahla" yok edeceksen "ben nasıl siyaset yapabileceğim.. Bende yokum." demezse!

***

Ki şuana kadar sadece!

"Siyasi cinayetleri kınıyoruz" demekle yetinildi..

Bu ifade de pek, "inandırıcı" gelmedi..

Çünkü bir sonraki hamle yok..

Velhasıl…

Şu hakikati, PKK da, HDP ve DBP de görmeli…

Ne olursa olsun…

Hiç bir gerekçe "sivil ve siyasi, hele ki bireysel" ölümleri, cinayetleri, suikastları "meşru" görmez/kılmaz…

Kabil de değil…

***

Diyoruz ki…

Her şey meşru zeminde olsun…

Eksikliği olabilir…

Gedikler yaşanabilir…

Sıkıntılar…

Çıkmazlar…

Aşmazlar ikmale gelebilir…

Tıkanılmışlıkta olabilir…

Amma velâkin;

Sivil siyasetten,

Demokratik Parlamenter yapıdan,

Milli dayanışmadan, "başka bir çözüm" zemini ve olamaz da!?

Ötesi; "kandır, gözyaşıdır, şiddettir, terördür"

***

Kürtler de…

Ülke ahalisi de…

Bulunduğumuz coğrafya da her ne kadar "küresel güçlerin" kumpas ağı içerisinde olsa da…

"Yeni senaryolar" üretiliyorsa…

Örgütler "emir komuta" ediliyorsa da…

Özellikle;

PKK'nın…

Ve siyasi kolunun hal-i hazırdaki "anlayışından" yoruldu…

Tepkili…

Öfkeli…

Yeter diyor, "kan değil, barış gelsin"

Ve bana; "yeni kan davaları da" dayatma!

Dayatırsan; "yok olup gidersin"

Çünkü benim tek hedefim var o da; “BARIŞ!”

***

HDP VE DBP GÖZALTILARI…

Bu arada..

Yoğunluk alan, HDP ve DBP il teşkilatlarına yönelik operasyonlar var.

Gözaltıların artması da..

"İntikam" duygusunu uyandırdığını belirtmek isterim..

Yeni hasımlar yaratıyor..

Vaziyet iki yanlışın bir doğru etmediğine doğru gidiyor..

Aman ha!

***

NE VURGUN AMA!

Söz'ün dünkü sürmanşeti…

"Ne vurgun ama!"

Hakikaten de öyle…

Düşünün...

Bir taşeron işçi…

2014 yılından bu yana…

Çalıştığı resmi kurumu tırtıklıyor..

Kimsede fark etmiyor..

Vaka..

Aile ve Sosyal Politikalar Diyarbakır İl Müdürlüğünde yaşanmış!..

***

Haberde ifade edilene göre…

Yoksul, fakir, yetim kişilere her ay sağlanan "yardımlara" bu zat göz dikmiş…

Başlamış her ay için; "hayali" isimler düzenlemeye…

Mevcut listeye "ek liste" hazırlamış…

Kendince "ödeme evrakları" düzenlenmiş…

Ve bu işçi, banka tarafından, verdiği hesap numarasına aktarılan "sosyal yardım paralarını" kendisine ait farklı hesaplara yollamış…

Yolsuzluğun boyutu; 1 milyon 700 bin lira…

***

İş bilen işçiye(!) bakınız..

Bu paralarla arazi almış…

Yatırımı gayrimenkule yapmış…

Araba satın almış…

Yani hızla bir zenginlik "mertebesine" ulaşmış…

Bu becerikli; Ü.B.K her şeyi de "tek başına(!)" yapmışmış!

Vallahi bravo…

***

Zula vaziyeti; müfettişler patlatmış…

Ü.B.K. savcılığa teslim edilmiş…

"Suçunu itiraf" etmiş…

Ama "paraları yedim" demiş…

Şuan tutuklu…

Önümüzdeki günlerde iddianamesi hazırlanacak, yargılanmaya başlanacak…

***

Ha bu arada!

Paraların;

FETÖ veya PKK'ya gidebileceği yönünde araştırma da yapılıyor…

MASAK da inceliyor…

Sonuç bu seyirde ne çıkar bilmem!

Ama velakin..

Kim ne derse desin...

Bilemiyorum?

Sizler de benim gibi diyeceksiniz ki…

Bu iş; "bir taşeron işçinin" yapabileceği iş değil…

***

Hele ki;

Bu kadar evrak..

Bu kadar imza..

Bu kadar hesap kontrolü…

Klasörler dolusu "işlemleri" sıradan bir müteahhit işçisi; "yapabilir mi?"

Ve bunu iki yıl süreyle yapacak.

Sonuçta, 1 milyon 700 bin lira gibi "bir meblağı" cebe indirecek..

Tek başına bir iş değil…

Sanmam!

***

Öyle ya!

Yolsuzluğun,

Usulsüzlüğün,

Üçkâğıdın,

Rüşvetin, suiistimalin son yıllardaki "kurbanı" kamuda özellikle; taşeron işçi!

Kurban o…

Bir kaç kuruş "al", gerisini ağabeyler, müdürler, şübe müdürleri yer..

Ama sakın ola ismimizi verme…

Biz de; "ne uyanık adammış" diyelim!

***

Düşünün…

Koca Adliye'den yüzlerce kilo uyuşturucu çalınıyor…

Hem de, "adli" kontrolde…

Hem de, Adliye'nin emanetinde…

"Suçlu", hiçbir yetkili değil…

Tek suçlu, "oranın taşeron" işçileri…

Gel de inan…

Ne demişler; "Minareyi çalan, kılıfını uydurur"

Maalesef…

Türkiye'nin son yıllardaki; "mekanizması" bu yönde işliyor..

Çark bu…