RANDEVU KÖŞK'TEN
Eklenme: 7.07.2009 00:00:00

Siyasi 'hamurları' aynı.  Yetiştikleri, gelişip-serpildikleri 'eğitim' kurumu da aynı. İki yol arkadaşı. Bir dönem 'yedikleri-içtikleri' ayrı gitmez. Her meselede 'aynı minvalde' hasbi-haldiler. Ama zaman o ki, 'değişiyor'! Bugün 'konum ve makamları' farklı. Ayrı ve değişik bir 'alanda' misyon üstlenmişlerdir. Kimden bahsettiğimi 'çakmışsınızdır'. Devletin 'tepesindeki' iki isimden söz ediyorum. Biri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Diğeri ise; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Hatırlarız Erdoğan'ın Gül için 'Kardeşim' dediğini. Yine hatırlarız Gül'ün Erdoğan için 'yol arkadaşım' dediğini. O gün için; 'siyasal' anlayış ve düşünceleri birdi. Biri diğerine, diğeri öbürüne 'farklı' bir söylem geliştirmez. 'Zıt fikir' oluşturma noktasında 'ser verip sır' vermezdiler.

***

Lakin son aylarda biraz 'limoni'dirler. Bu da, 'üstlendikleri' misyondan mıdır? Ya da 'siyasal' düşüncenin, tercihindeki doğruluktan mıdır? Veya 'birilerinin' öyle olması gerektiği, görüntüsünü vermeye yönelik çabadan mıdır? Bilemiyorum. Ancak, şu bir gerçektir ki 'Kürt Sorunu' mevzusunda farklılar. Şöyle ki; 'sorunun' çözümü noktasında Cumhurbaşkanı Gül 'daha açılımcı'. AB 'perspektifinde', daha çok reformlarla, 'sorunun' çözümünü istiyor. Ki son aylarda bu yöndeki 'yaptığı' çıkışlar da, bu 'tezi' doğrulamaktadır. 'Tarihi bir fırsattır. Bunun değerlendirilmesi gerekir' sözleri boşuna değildi.

***

Ancak Başbakan Erdoğan 'farklı' bir duruş sergilemektedir. Hatta 2005 yılındaki 'söyleminin' tam aksine, 'Askeri' bir bakışa sahip. 'Daha çok devletçi' bir düşünce ve Askeri bir perspektifle 'duruma' ışık atmaktadır. Nitekim Erdoğan ve Gül'ün 'bu bakışları' ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Özellikle de, Başbakan'ın 'düşüncesi', siyasi söylemlerine de yansımaktadır. Bunun en bariz ve aleni yansımasını, DTP'nin 'randevu' talebinde gördük. Günler değil 'aylar' süren DTP'nin 'randevu' talebine gösterdiği 'ilgisizlik'. Ve PKK'ya 'Terör örgütü demedikleri' için diye başlayan gerekçesi.

***

Bir doğru, bir yanlış. Çünkü Başbakan 'cephesinde' şu önem arz eder. Siyaset 'şefkat ve kucaklama' ister. Kıyıcılık ve hata 'af etmiyor?' Hele 'irticalı', fikir altı 'konuşmalar' dağınıklık yaratmaktadır. Siyasal anlamdaki bu dağınıklık, birçok 'pozitif' yaptırımları 'gölgelemektedir'! Şöyle ki, Başbakan 'Sosyal-Ekonomik' anlamda Güneydoğu'ya önemli açılımlar sağladı. Devlet adına 'yoğun' hizmetler yönlendirdi.  Yani bölge insanı ile devletin en insanı 'noktada' buluşabilmesi anlamında; 'zemin' geliştirdi. İşte tüm bu 'olumlu' havayı, 'o siyasi' duruş ve söylemleri 'hiç' etmektedir. Ki Güneydoğu insanı da, 'artık' şu aciliyete önem vermektedir, 'iş-aş' ama önce 'huzur ve güven, istikrar, çözüm' diyor.

***

Aslında sorunu 'çözümsüz' kılan. Hem Başbakanı hem de diğer siyasileri 'köşeye sıkıştıran'! Farklı 'söylemlerle', mevzuu üzerinden prim yapanların 'olmasındaki' ana kriter. Sorunun 'tarafları' konseptinde, 'ittifak' geliştirecek çözüm paketinin olmayışıdır. Yani 'ortak akıl' yolunun benimsetilmemesi ve bu alanda 'oluşumlar' geliştirilmemesidir. Durum böyle olunca da, 'herkes' kendisine göre, 'destur' diyor. Düşünüyorum, Erdoğan Ahmet Türk'ün 'randevusuna' evet deseydi. Ve bire bir 'çözüm ve çözüme katkı' noktasında, görüşmelerde çıkabilecek 'sonuçlar' ne olurdu? Yine bildik 'söylem ve siyasi icra' devam mı ederdi. Yoksa 'farklı' bir kategorik formüller seslendirilmeye başlanacaktı? İnanıyorum ki, hem Başbakan'ın 'söylemi', hem de Türk'ün ifadeleri 'değişecekti?'! Ama olmadı.

***

Şimdi DTP farklı bir konsept geliştiriyor. Erdoğan'dan 'alamadığı' siyasi randevuyu. Bu kez Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 'üzerine' yoğunlaştırmak istiyor. Ki DTP uzun süreden beridir, Gül'ün 'Kürt meselesiyle' alakalı açılımını izliyor ve destekliyor. Muhtemelen yarın Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in başkanlığında, 8 kişilik 'Belediye Başkanlar' heyeti 'köşk'e çıkacak. Bu görüşme, 'Başbakanlık Randevusunun' geri çekilmesinden hemen sonra 'hayata' geçirildi. Baydemir 'Kürt Sorununun' çözümüne ilişkin, 'kalın' bir dosya sunacak. 

***

Ve 'Kürt açılımına' ilişkin duruşunu da 'desteklediklerini' ifade edecek. Tabi bu görüşmeden sonra da, Meclis Başkanı Köksal Toptan'la da görüşülecek. Önemli bir gelişme ve önem arz eden bir 'diyalog' olacak. Belki bu hamle 'yeni ufukları' geliştirir. Nitekim Gül, Çin gezisine ilk kez DTP'ye 'davet' çıkarmıştı. Geziye katılan Selahattin Demirtaş, MHP Milletvekili Meral Akşener'le 'dans edip göbek' atmıştı. Demek ki, 'istenilirse', uzlaşılmaz denilenler 'uzlaşır'. Aynı masada 'oturmaz' denilenler oturur. Onun için oluşabilecek 'sinerjiyle', Kürt hadisesi Cumhurbaşkanı Gül'ün dediği gibi; 'Çözümünde' tarihi fırsat kaçırılmış olmaz.

***

Tabi bir de, 'tam bu görüşmenin' arifesinde, Silopi'de yaşanan 'mayınlı saldırı'! 4 yol işçisi öldü, 9 kişi de yaralandı. Aslında bu tür saldırılar özellikle 'önemli görüşme ve hamlelerin' icra edildikleri günün arifesinde 'yaşanması' malumdur. Geçmişte de 'benzeri' durumlar hasıldır. Öncelikle, Lice'den Diyarbakır'a göç edip, 'iş umuduyla', Silopi'de 'Güvenlik yolunda' çalışan 4 işçiye 'Allahtan Rahmet'. 9 yaralı işçiye 'acil şifalar', ailelerine de sabır diliyorum. Ve diyorum ki; 'gaflet ve delalet' içerisinde olmayalım.

***

Çünkü Güneydoğu'da 'Barış rüzgarının' esmesini istemeyenler var. Bölgede 'huzurun, güvenin, istikrarın ve kardeşliğin' gelişmesini benimsemeyenler var. Silahların 'konuşması', şiddetin varlık göstermesi, kan ve gözyaşının 'akmasını' isteyenler var. İşte bu 'karanlıktan' nemalanan düşüncelere sakın ama sakın 'kanmayalım'. Ve ekmeklerine de 'yağ' olmayalım. Ki yıllardır 'sözlerini' dinlediğimiz içindir ki, 'barışa ve kardeşliğe' hala özlem diyoruz. Onun için, dün de ifade ettiğim gibi. Artık her yerde ve artık herkes tarafından dillendirilmeli. Çığlıkları dindirmeden, 'Çözüm şimdi, barış hemen' diyelim.