REZALETİN SORUMLUSU KİM?
Eklenme: 2.08.2011 00:00:00

Aslında, Bu sohbeti dün sizinle icra edecektim! "Bu nasıl rezalet" Manşet haberle bütünlük "oluşturması" noktasında! Ancak, Malumunuz üzre dün Ramazan-ı Şerif'in ilk günüydü. Onun verdiği, Feyzin duygusuyla biz de "her şeyi" bilahare konuşuruz demişim. Neyse! Düşüncemizi, bugün sizle paylaşacağız. Belki, Mevzuda güncellik ve "kopuk" hal olabilir. Ve tabi ki, Muhataplar diyebilir ki "sorun" kısm-i çözüldü, bu eleştiri niye?

* * *

Öyle. Ama şu bir hafta "yaşanan ve yaşatılanlar" sineye çekilecek, "dillendirilmeyecek" cinsten değil. Oldu-bitti demek. Göz ardı etme gafletine girmek, tamamen "sorumsuzluğa" iştirak anlamına gelir. Evet, Konuşmalıyız, tartışmalıyız, özeleştiride bulunmalıyız "Diyarbakır'ın yaşadığı susuzluğu". Dile kolay, "su şehrinde susuz bırakılmak". Ve övünülerek dile getirilen; "Diyarbakır'ın 50 yıllık içme suyu sorunu çözülmüştür" gerçeği var iken. Günler, Hatta bir hafta süreyle "susuzluğa" mahkum bırakılmak. Olacak şey mi? Kabul edilemez bir gaflet ki bu yaşatıldı.

* * *

Gelelim; Diyarbakır'a "yaşatılan" susuzluğun, taraflarına. Sorumlu, Üç kurum şuan bahse konu. Birincisi; Diyarbakır'ın "içme" suyundan birinci derece sorumlu DİSKİ. İkincisi; DİSKİ'nin Dicle Barajı'ndaki "Pompa İstasyonuna" enerji veren TEİAŞ. Üçüncüsü de, Diyarbakır'ın enerjisinden sorumlu, TEDAŞ.

* * *

Savunma, Ve icra ettikleri kendilerine özgü "gerekçelere" baktığınızda hepsinde, çelişki hâsıl. Dökülen kurumlar misali. DİSKİ. "Susuzluğun" müsebbibi ben değilim. Enerji'de "voltaj düşüklüğü" var. Benim, Dicle'den Diyarbakır'a su "pompalayan", Pompa istasyonum çalışmıyor. Makinelere, Yeterli enerji gelmiyor. Devre dışı. Yani, İstasyon'a çekilen "özel enerji" hattından sorumlu kurum, TEİAŞ. Peki, TEİAŞ ne diyor, "rezalete" karşı. O, Suspus! Genel olarak yaşanan her "enerji" hadisesinde olduğu gibi; konuşmaz.

* * *

Konuşan, TEDAŞ o da "elektrik" sözü edildiğinde ilk akla gelen kurum olması noktasında, konuşuyor. Savunması, Bizim "enerji" hattıyla alakalı herhangi bir dâhilimiz yok. TEİAŞ sorumlu. Onların gerekçesi, "Havalar sıcak, o nedenle enerjide voltaj düşüklüğü yaşanıyor". Klasik, "Çocuk" kandır misali, bir gerekçe. Bahane, sıcaklar. Özel hat ve yüksek gerilime ait enerji de, bu durum "gerekçe" olabilir mi? Yani; Üç kurum ve icra ettikleri "bahane". Yazıklar olsun! Vur birini ötekine.

* * *

Çözümü yok muydu? İşte, Devlet kurumlarındaki "can alıcı" nokta, bu çözüm hali. Çözüm yok. Zihniyet, Hep "çözümsüzlük" üzerine kurgulandığı için, kime ne çözümden? Bakın, Diyarbakır bir hafta "susuz" kaldı. Birçok semt, Ramazan-ı Şerif'e "susuz" girdi. Evlerde, Musluk yerine damacana veya pet şişeyle ihtiyaç giderildi. Ya da "su tankerleri" taşındı. Ve, Metropol kentin hiçbir idarecisi ve siyasetçisi "ne oluyor" demedi? Sorgulayan da olmadı. Ne yerel ne ulusal, medya babında? Ne diyebiliriz ki. Dokumuz bu ise, yapacak bir şey yok!

* * *

Gelelim, Bu rezaleti "ikiye katan" hastanenin susuz kalışına. Sözde, Güneydoğu'ya(!) hatta Ortadoğu'ya açılma hayalini taşıyan Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Üç gün süreyle "kerbela" hayatı. Düşünün, Hastanede su olmadığı için "tahliller" yapılmadı. Ameliyatlar bile "ertelendi". Acil, Vakalar dışında her şey "rölantiye". Tabi, Bu "çifte rezalet" sadece, Eğitim ve Araştırma Hastanesi'yle sınırlı. Diğer, Hastanelerle alakalı bir şikâyet ve eleştiri yok. Bize de gelen bir durum olmadı.

* * *

Başında, Prof. Dr. Yusuf Yağmur'un bulunduğu hastanede bu hâsıl. Su, Yok diye "yemek" yapılmadı, hasta ve refakatçiler aç bırakıldı. Mazeret, Sularımız akmıyor, belediye su vermiyor. Yuh. Hastalar ellerinde "pet" şişeleri, ihtiyaçlarını gideriyorlar. Tuvalet desen, Tabiri caizse "her taraf" pislik içerisinde. Bir hastanın ifadesiyle; "hastaneyi bk götürüyor". Ne ilgilenen ne soran var.

* * *

Hastanedeki, Çirkin hale şahit olup, mağduriyet yaşayan Diyanet-Sen Başkanı Ömer Evsen aradı. "Abi bu ne rezalet" diye. Hasta, Ziyaretinde vakıf olmuş, "hastanenin" kerbela hayatı içerisinde, rezillik yaşadığını. Soruyor; "Yok mu bu hastanenin başhekimi ve yöneticisi?". Düşünün; Bir hastane üç gün susuz. Hijyenik ortamı "en hassasiyet" isteyen bir yerde. Demezler mi; İki tanker su hastanenin kapısına dayandırsaydın ne olurdu? Yok mu, Su depon ve soruna kısm-i de olsa çözüm getirmen.

* * *

Sormak istiyorum. Tabi, Bana gelen telefon ve şikâyetlerin sözcüsü olarak. Sayın, Prof. Dr. Yusuf Yağmur. Siz ne iş yaparsınız? Ayyuka çıkan, Dedikodulara göre "keş" planlar içerisinde misiniz? Yoksa, 450 yataklı, hatta Sur ilçesindeki hastaneyle birlikte, 750 yataklı bir kurumun, Başhekimi misiniz? İdareci, Dediğin sorun "çözer", keyfe-maşe içerisinde olmaz. Eee. Ne diyelim size! Sizi, Orada tutanlara sözümüz. Bu kentin idareci ve siyasilerinedir sözümüz. Sizi, "Bize layık gördükleri için". Duamız, Var onlara şu Ramazan-ı Şerif'te!