SANDIĞIN TÜRKİYE MESAJI?
Eklenme: 1.04.2009 00:00:00

29 Mart seçimlerini geride bıraktık. Üzerinden 72 saat geçti.

Ama tartışmaları sürüyor. Bir süre daha "hamuru su" alacak.

Çünkü her ne kadar "birileri" kabul etmezse de.

Sandıktan "çıkan" mesajlar bol. Onun için de; "mesajları" iyi tahlil etmek lazım.

Dün; Diyarbakır ve Güneydoğu'dan "yükselen" mesajı "az-çok" dile getirdim.

Seçmenin "neler" istediğini ve neler yapılması gerektiğini.

Zaten "sandıktan" çıkan saf kesinlik kazandı. Kazanan da kaybeden de; "kesinlik" aldı.

Her ne kadar; "bir kaç" seçim bölgesinde "itiraz" söz konusu ise de;

Sonuçları "değiştirecek" bir durum yok.

 

***

 

Benim bugün için "analizim", Türkiye "ölçeğinde" olacak.

Yani; "sandıktan" çıkan mesajın Türkiye profilindeki "algılaması" nedir?

Partiler ve İktidar "kendisine" nasıl bir ders çıkarmalı?

Buna odaklanmak istiyorum.

Öncelikle ifade edeyim; "katılımın" yüksek oranda gerçekleşmesi.

Yüzde 85 oranı yakalaması; "demokrasi" açısından umut vericidir.

Çünkü halk "hem oyuna hem de ülkenin istikrarına" sahip çıktı.

Hükümet'e "sarı kart" gösterdi, ülkenin "istikrarlı" gidişine de; "istikrarsız" kapı açtırmadı.

"AK Partiyle" devam. Ama olup bitene "ciddiyet" istedi.

 

***

 

Lakin burada kırılgan bir nokta var. O da; "siyasal iktidara" alternatif olmayışı.

Ana muhalefet dahil olmak üzere; "muhalefetin", yarınlara istikrar getirebilecek "yapıya" sahip olmadığından dolayı; "tercihte" sınırlı kalındı.

Bundan dolayı da "AK Parti" kendiyle yarıştı.

Nitekim Başbakan Erdoğan'da aynı minvalde konuştu.

"Puan kaybına uğradık. Ama hala açık farkla önde olan birinci partiyiz"!

Tekrar sandıktan çıkan mesajlara dönersek.

Şu özeti aktarmak istiyorum. Dün birçok "editör"de ifade etti.

Başlıklar altında; "işte sandığın mesajları" diye.

 

***

 

1-Türkiye'de gerilim ve kargaşa istemiyorum.

2-Dil, Din ve Yaşam koşullarıma "kimsenin" dokunmasını istemiyorum.

3-Ötekileşmeye karşıyım, kimsenin de "kimliğine" pranga vurulmamalı.

4-Askeri vesayet altında bir iktidar, "derin" kimlikli devlet anlayışını istemiyorum.

5-Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin "hukuka, adalete ve insan haklarına" saygılı olmasını istiyorum.

6-Herkesin eşit, özgür, hür ve bağımsız "yaşam" koşuluna sahip olmasını istiyorum.

7-Senden, benden değil ve bunların arka bahçeler olmasını istemiyorum.

8-İşsizliğime, açsızlığıma, yoksulluğuma, geri kalmışlığıma sahip çıkanı istiyorum.

Özetle, barışı, kardeşliği, hoşgörüyü ve sevgiyi istiyorum.

Daha çağdaş, daha modern, daha gelişen, daha büyüyen olmak istiyorum.

Avrupa'yı da, Ortadoğu'yu da istiyorum.

Bölünme değil, istikrar. Güvensizlik değil, güven istiyorum.

 

***

 

Bu istekler 22 Temmuz'daki isteklerden öteye istekler değil.

O gün de "isteniliyordu", önceki gün de istenildi.

Bu anlamda; AK Parti'de bir "düşüş" varsa, bu o isteklerinin "çözüm" bulmadığındandır.

Yani AK Parti "yıpranma" sürecine dahil olmuştur. Bundan sonra da; "hızlı" bir trendle gerileyecek.

Şayet; "alternatif" bir oluşum gelişirse; "düşüş" grafiği daha bir hız alır.

Gelelim; "Muhalefete". Ana Muhalefet partisi olan CHP'ye.

"Tık" yok. Onun için; CHP'ye "başarılı bir seçim" sonucu elde etmiş denilemez.

Her ne kadar; "Üç puanlık" bir artış söz konusu ise de; başarısızdır.

 

***

 

Dikkat edilirse; "Oy kazanım" alanı, "kıyı şeritleridir"! Bu da "Türkiye'nin yaşam kriterinde", manidardır.

Her ne kadar; "seçim süreci" içerisinde "kıyı şeridi" yaşamından muhafazakâr bir yaşamı da yanına alma gibi "politika" güdüldüyse de.

Mayası tutmadı. Bir de; "Kılıçdaroğlu" faktörü var.

İnanıyorum ki; Kılıçdaroğlu "22 Temmuz"dan itibaren sergilediği siyasi performans olmazsa idi.

İstanbul Belediye Başkanlığıyla alakalı "adaylığı" vuku bulmasaydı;

CHP yüzde üç artış dahilinde olmaz, bilakis yüzde 5 ila 8 arasında "oy kaybına" nail olurdu.

Peki, bu kadar "acı" resmin sorumlusu kim derseniz?

Elbette ki tek adres; "Deniz Baykal'dır". Ve onun siyasi stratejisidir.

22 Temmuz'da "seçim sonuçlarını evinde izledi".

Bakın 29 Mart'ta da "aynı" korku içerisinde evde oturdu.

CHP "artık" rehber değişimine gitmeli.

 

***

 

MHP'ye gelince! 22 Temmuz sonrasında "sergilediği" siyasi tavır.

Devlet Bahçeli'nin "seçim meydanlarındaki" söylemi.

Kavgacı ve rijit bir profil çizmedi.

Meclis içerisinde ve dışında; "olabilecekler" noktasında; ılıman durdu.

Kürt sorunu "anlamında", geçmişteki "tanımaz" realiteden uzak düşünce üretti.

Hatta kimi zaman; CHP'den daha "sol" bir parti konumuna girdi.

Çatışmaya değil, uzlaşıya politika üretti.

Ve özellikle Ergenekon "denilen" unsurla alakalı bir görüntü vermemesi.

Bunlar da sonuç olarak "sandığa" yansıdı. Seçimin "galibi" olan parti oldu.

Hem oylarını artırdı. Hem de; Ana Muhalefete "iş görmez" raporu vererek.

Aday tercihinde "geçmişin" hatalarına düşmedi. Mesela Ankara'da.

Mansur Yavaş. Beypazarı ilçe Belediye Başkanı idi.

Oradan alınarak "Başkent" gibi Büyükşehir'e aday gösterildi.

Buradaki ölçüt "Beypazarı'ndaki" başarılı belediyecilik hizmetiydi.

Ki bunun sonucunda Ankara'da aldığı oy oranı yüzde 26 civarında.

 

***

 

Sonuç olarak; DTP'nin "seçimdeki" zaferini.

Ve seçmenin "mesajını" dün detaylı aktarmıştım.

Tekrarı fuzuli olur. Ancak şunu ifade edeyim.

"Güneydoğu'dan sandığa yansıyarak çıkan oy yüzdeliği;

Kürt sorununun 'çözümü' noktasında önümüzdeki zaman dilimi için "hayli gelişme" kaydedecek"!

Anlayacağınız; "ders-i ibret" bir seçim geçirdik.

Önemli olan bundan sonra; "derslerden ders" çıkarmak. Ve taşları doğru yerde; "inşa" etmektir.

Özellikle AK Parti için; "iktidar" bir kere kan kaybına başlarsa. Bilinmelidir ki; "kanı durdurmak" kolay değil.

Hatta mümkün bile değil.

Onun için; acil ve ivedilik isteyen en büyük "açmaz" Kürt sorunuyla alakalı "siyasi" performansı artırması.

ABD, Avrupa Birliği ve Irak "profilinde", güvenlikle değil, "sosyal ve siyasal" değişimle; hamleler gerçekleştirmelidir.

Bu "yol haritası", hem 2012 yılındaki Cumhurbaşkanlığı "seçimi" için.

Hem de; Türkiye'nin "uzun yıllardır" üzerinde beyin fırtınası geliştirdiği;

"Yarı Başkanlık" sistemine geçmede "adımlar" teşkil eder.

Bilmem. Yanılıyor muyum?