Dün de ifade ettim. Yani! Anlaşılan odur ki; Anayasa Değişiklik Paketiyle alakalı "süreç" hayli çetin geçecek. Uzun soluklu bir tartışma maratonu hâsıl olacak. Çünkü taraflar açısından "ciddi" bir cepheleşme inşası var. Ya değişim! Ya statüko! Doğrusu Askeri 'vesayetin' ürünü olan mevcut Anayasanın bile şuan tartışılır olması; Ülke ve Millet açısından büyük bir kazanımdır. Dahası; 'tabuların' yıkılma evresine dâhil olmaktır.
* * *
Öyle ya! 1982. Ve bugün yıl 2010. Çeyrek asırdan da öteye! O gün Askeri vesayet 'hükümetti'. Bugün 'sivil' irade ve çağdaş anlayış hükümet. Yani 'farklı' bir iktidar mevcut. Dün ile bugün arasında. Velhasıl! Demem o ki; değişimin açık kimliği şunu tarif ediyor. Demokrasi. Hukukun üstünlüğü. Özgürlük. Ve tabi ki 'eşitlik' ve hür düşünce zenginliği.
* * *
Peki, karşı cephe! Yani statükocu anlayış. Totaliter devlet! Millet değil, devlet kutsal. Ve ulusalcılık. 'Tek' tip! Dikkat ediniz. Bu değişimin 'önüne' takoz koyanlar. Bu alanda 'aktiflik' gösterenler. Türkiye'nin karanlık yüzü Ergenekoncular. Darbe havarisi ve planlayıcıları kesilen apoletler. Onların 'hamisi' durumundaki siyasi uzantılar.
* * *
Dahası; Ayışığı, Sarıkız, Sauna çetesi. Ve tabi ki; Susurluk. Onun 'asıl midesi' Şemdinli. Şifresi "düğümlü" Erzincan varakası. Velhasıl; diğer 'derin' hadiseler silsilesi. Konseptin bütünlüğüdür; değişime karşı çıkan. Demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına. Ve kimliklerin 'eşit' yaşam koşullarına sahip olmasına. Yani; 'gelenekçi' bir anlayış.
* * *
Şöyle bir hatırlayın! Bundan 45 yıl öncesini. Özellikle AB'ye 'uyum yasalarıyla' alakalı zaman dilimini. O gün kimler ve nasıl bir postalla 'karşı' tezler üretmişti. 'Devlet, Millet, Sakarya' naraları atarak. Tıpkı bugünkü gibi; "Sivil vesayet" yaratılıyor diye. Türkiye "Avrupa"nın uşağı haline getiriliyor. Peki, üzerinden yıllar geçti; Türkiye ne kaybetti. Kazanımdan ve 'gelişmeden' çağdaş muasır medeniyete kavuşmaktan başka.
* * *
Faili meçhul cinayetler mi? Toplu katliamlar mı? İşkenceler mi? Karakollarda, zindanlarda 'dışkı yedirme mi?' Köy meydanlarında, erkeklerin gözleri önünde 'kadınların' çıplak vaziyete getirilmesi mi? Köy baskınları mı? Fişleme, andıçlama. Kişilere 'hayali suç' isnat edilmesi. Devlet eliyle 'vatandaşlara' zulüm edilmesi. 'İyi çocuktur' denilenlerin; 'uyduruk' belge düzenlemeleri mi? Kardeş kanının akıtılması. Bu zaman dilimi içerisinde; 40 bin insanın 'ölümü'.
* * *
Şimdi; İnsan Hakları! Hukukun üstünlüğü. Bireyin 'yaşam' kutsallığı. Ve kimlik kazanımı. O günün 'kan emicileri' bugün kısmen de olsa 'hesap' sorgusunda. Peki denilebilinir mi; Bugünkü değişimle Türkiye bölündü. Toplum 'vesayet' altına girdi. Türkiye 'Avrupa'nın uşağı, ABD'nin de 'piyonu' oldu? Hayır! Denilemez. Çünkü Türkiye 'artık' Uluslararası düzeyde 'eğilip-büzülen' değil. Kapı önünde 'saatlerce' bekletilen değil; Dik duran, restini çekebilendir.
* * *
AB uyum yasaları evresinde de demiştim; Keşke daha bir cesaretle ve kapsamlı bir 'yasal düzenlemelerle' adımlar atılsaydı. Ama ne yazık ki; 'istenilen' olmadı. Ancak yine de herkes gibi ben de; 'hiç yoktan iyidir' çünkü bu bir başlangıçtır dedim. Çünkü darbelerin vesayeti ve açılan yaraların tedavisi 'tek hamlede' ne silinebilinir. Ne de iyileştirilebilinir. Bertarafı zor ve zaman gerektirir. Yine hatırlayın! O günlerde; sokaklarda "Cumhuriyet(!)" havarisi kesilenler mitingler yapıyordu. Rejim elden gidiyor. Ülke bölünüyor? Şeriat geliyor? Türkiye 'İran ve Malezya' oluyor deniliyordu.
* * *
Danıştay'a baskın. Cumhuriyet'e bombalı saldırılar. Ve Hrant Dink'in öldürülmesi. Daha birçok; 'darbe' heveslilerinin iştahını kabartan 'körükleyici' hadiseler. Kim yapıyordu; 'statükocu' anlayışın devamından yana olan; zihniyet. Sonra; "Kep düştü, kel göründü" Anlayış "değişim" değil gelenekçi. İşte bugün de; benzer bir alternatif cepheleşme var. Her ne kadar; 'sokağı' körükleyenler yok ise de. Bu direnişlerini "Yargı"nın tepesindekilerle yürütmektedirler.
* * *
Nitekim bu alandaki en büyük güç kadrosu da; HSYK. "Suç veballeri" bir hayli yüksek! Gördük; Ergenekon, Erzincan ve Şemdinli'deki 'aktifliklerini'. Savcılara kıyım. Hâkimlere sürgün. Mahkemelere 'el çektirme'. İşte son hamle de 'dün' aleni bir şekilde icra oldu. Balyoz Harekâtı! Hâkim değişti; 17 kişi birden 'ardı ardına' cezaevinden salıverildi. Hem de; 'göz göre göre'.
* * *
Ki Şamil Tayar 24 Mart'taki köşe yazısında 'tahliye geliyor' deşifresinde bulunmuştu. Anayasa Değişikliği Paketi 'arbedesinde' unutmayın. Silivri'de de 'salı vermeler' ardı ardına gelirse şaşmayın. Çünkü şuan için 'yangından' mal kaçırırcasına; telaş içerisindeler. Biliyorlar ki; Bu anayasa paketi 'bölük-pörçük' dahi olsa Meclis'ten geçerse. Veya referandumla 'evet' oyu alırsa! Onlar gibi apoletlerin de 'vesayetleri' son bulacak. Sorgu ve hesap sorma 'dönemi' başlayacak. Suç işleyenin 'yanında' kar kalmayacak.
* * *
Onun için yineleyerek diyorum ki; Milletin ve ülkenin şuan ki temennisi ve acil tedavi ilacı 'Demokrasi ve Hukukun üstünlüğüdür'. Duvarlarından 'sökülen' çalınan ve gasp edilen 'tuğlaların' montesidir. Dahası; olası askeri darbe depremlerine karşı 'Milli iradenin' güçlendirilmesidir. Zaten karşı çıkanların da 'tek korkusu' bu güçlendirmedir.
* * *
Bakınız; önceki gün Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth Diyarbakır'daydı. Aslında iki günden buyana bölgede. Bölgeye yabancı biri değil. Sık gelip gidenlerden. Baydemir'le 'sımsıkı' sarılıp kucaklama faslı hepinizin malumu. Neyse! Ziyaret esnasında konuştu. Türkiye Anayasasını kast ederek; "Var olan Anayasa bir darbe Anayasasıdır. Reform paketi ilk adım olarak iyi bir paket olabilir. Kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsat olarak değerlendirmek lazım". Yani; BDP'nin bu pakete 'destek' vermesi gerekir.
* * *
Demek ki; 'aklın yolu birdir'. Bu Anayasa Değişikliği Paketi ve bu yöndeki mücadele 'tarihi' bir milat. Tepilmemesi ve hoyratça, keyfe mayeşa zihniyetle heba edilmemesi gereken bir şanstır. Roth, demokrasinin güçlülüğüne vurgu yaparken, şu atıfta da bulundu. Özellikle hafta içerisinde Başbakan Erdoğan'la yaptığı görüşmedeki 'diyalog' üzerine. "Almanyada Türkiyeli yurttaşlarımız için Türkçe eğitim talebinde bulunanlar bence Türkiyede Kürt yurttaşlarına da ana dilde eğitim hakkı vermeliler"
* * *
Anlayacağınız! Anayasa Değişiklik Paketi. Her ne kadar 'içerik' anlamında doyurucu ve istenilen formatta değilse de; Ülke ve Millet için 'Sivil bir hayat' öpücüğüdür. Demokrasi ve Hukukun üstünlüğü. Özgür birey, hür toplum. Bağımsız ve eşit halk. Cumanız mübarek olsun.