Rauf Tamer, Ağzına sağlık; Sanki lafı ağzımdan almış gibi, "cuk" diye, oturtmuştur sözü gediğine. Siyasette, "Nezaket" dediğin nedir ki? Var mı ki, olsun diye bilelim. O zaman, Ziyadesiyle diyelim ki, "bahse" konu siyasi aktöre. Sevsinler, Senin gibi siyasi lideri. Ve siyasi nezaket anlayışını benimseyen, düşünceni.
* * *
Bakınız; Her salı günleri. Mutat olarak; Siyasi Partilerin grup toplantısı olur. CHP'nin ki de vardı geçen salı günü. Kılıçdaroğlu kürsüde. Tek hedef, Tek gaye, Tek düşünce, "vur", Başbakan'a. Belden mi, Yukarı mı, aşağı mı, kafa mı göz mü? Allah ne verdiyse; salla gitsin? Dersim meselesinden yükleniyor. Suriye, Irak ve Kürt sorunuyla alakalı.
* * *
Sadece eleştiri. Çözüm yok, öneri desen hiç yok. Zaten, Bugüne kadar ülke meselelerine karşı, "samimi" bir görüntü ortaya koymuş değil. Yeter ki; "Muhalefet" olsun yeter ki s siyasi eleştiri, denilebilinsin. Sahi, Siyasi ahlak ve nezaket, "rakibi" yermek mi? Alternatifsiz! Neyse! Rauf bey'e dönelim... O da, "Nezaketsizliğine" atıf yaparak sormuş. "Siyaset sahiden böyle bir şey mi?" diye?
* * *
Sabah, Bir değişik tavır takınmak, öğlen başka mecraya yönelmek. Akşam, Hepsinin tak aksi istikametinde, "seyr-ü sefer" yapmak. İşte, CHP lideri Kemal bey'in "hal-i siyasi" misyonu böyle! Bakınız, Aynı gün sabah, Türkiye haberdar oldu; Başbakan Erdoğan'ın sağlığıyla alakalı "arıza" durumu. Tabi, Hastalığının. Ameliyata alınışı. Ve hastalığının, "Ne olduğu" yönünde, kesin bir verinin ortaya koyulmayışı.
* * *
Hadiseye, İki gün sonra vakıf olunması. Başbakanlığın, Resmi olarak bu "durumdan" kamuoyunu haberdar etmesi. Tüm bunlar arı bir tartışma götürür. Çünkü Başbakan'ın sağlığı; Sadece bir kaç zümreyi ilgilendirmez. Türkiye ahalisini; "70 milyon" insanı alakadar etmektedir. Hem maddi, Hem de manevi anlamda. O nedenle; hastalığı konusunda aleni ve şeffaf olunması gerekir ve gerekliydi.
* * *
Dönersek, Mevzuumuza. Adım, Kemal diyen Kılıçdaroğlu'na. Elinde telefon, "Yoğun" bakımda olan Başbakan'ı Salı günü arıyor! 'Geçmiş olsun" dileklerinde bulunmak üzere. Ne güzel. Önem, Ve siyasi ile insanı "tavrın" en güzel hali. Başına, Bir hal gelene "geçmiş olsun" dilemek. Millet olarak, Örf, adet ve geleneklerimizde olduğu gibi, "insan-ı" vasfımızda vardır. Kılıçdaroğlu görüşemiyor telefonla. Ama dileğini, Kurmaylara ve alakadar olanlara sunuyor.
* * *
Hatta Bu "insan-i" sunumu, basın açıklamasıyla da duyuruyor. Başbakan'a, "Geçmiş olsun dileğinde bulundum" diye. Buraya kadar güzel. Ama sonrası. Lakin Bu görüşme ve insanı tavrın üzerinden saat geçmeden. Kılıçdaroğlu, Meclis kürsüsünde, "yerden yere vuruyor". Bir kaç dakika önce, İnsan-ı bir noktada "geçmiş olsun" acil şifalar diliyorum diyen Başbakan'a. Ne garip bir hal ki; Gurubundakiler de, "tarihi(!)" konuşmasına, alkış tutuyor.
* * *
Rauf diyor ki. Kılıçdaroğlu, Bu hal-i meziyetli siyasi tavrını, tekerrür etti. Çünkü; Aynı aksiyonu Başbakan'ın annesinin "vefat" ettiği gün de, icra etmiş. Başsağlığına gitmiş. Dönmüş Meclis'e ve kameraların karşısına; o gün de "vermiş-veriştirmiş". Soruyor; "Bu mudur siyaset ve siyasi ahlak". Bende ekliyorum; bu mudur "siyasi nezaket anlayışı". İki gün. Olmadı, bari 24 saat bekleyeydin, ondan sonra saldıraydın.
* * *
El hak. Siyasette, Siyasi koşuda, kimseyi hele rakibine. Daha da ilerisi; "Husumet" beslediğin, daha doğrusu "kan davası" güttüğün er kişiye "şefkatin" yok. Amenna. Ama Anadolu'dan yetişen. Anadolu'nun geleneğinde büyüyen. Hele hele, İnkarcılık icra ettiğin, Dersimin kimliğini taşıyan biri olarak. Örf, Adet, gelenek ve görenekleri. Toplumsal, insan-i hassasiyeti "nasıl" unuttun. Ve ikmaline, gelmezsin.
* * *
Burada, Rauf'un şu sözü, "iliklere" kadar dokunur. Ama velâkin; "Onu" idrak ve değerlendirebilmek önemlidir. Şöyle diyor; Her şeyin bir raconu var. Şimdi, Koltuğunda oturduğun Atatürk. Böylesi, "Sağlık" halinin, vuku bulduğu zaman içerisinde, düşman komutanına bile saygı gösterirdi. Sen, Göstermediğin gibi, öfke kusuyorsun. Senin ki, Nasıl bir nefret ve husumet ki. Saygı, Şefkat ve insan-i tavır ile siyasi ahlak nizamı. Dakika, Saniyelere bile "teamülsüz" ve sabırsız.
* * *
Bu hal-i ruhu-yetini, Ne yazık ki, "Dersim" özründe de gösterdin! Başbakan'a, Bu söyleminden dolayı desten veren. Ve biz de; Dersimlilerden "özür" diliyoruz diyen; Diyarbakır İl Yönetimini "infaz" ettin. Hem de, "O özür" sözünün, sarf edildiği gün. Beklemedin. Sonra, Şefkatsiz ve tahammülsüzlüğüne, "farklı" elbise biçtin. Görevden alma, İl ve yönetimine "el çektirme", karar "Özür'le alakalı" değil. 5 ay önce ki, "seçimlerden" çıkan, başarısız sonuçtan dolayı. Sevsinler, Siyasi gerekçelerini. Ve muhalefet lider olma vasfını.
* * *
Ondan sonra; Ha bire söylenip, duruyoruz!. Neden, AK Parti "üç dönem" iktidar olabiliyor? Olur. Ülkede, Siyasi muhalefet "Adım Kemal" diyerek icra edilirse. Dersim, Katliamını, PKK'yla "eşdeğer" tutup, bunun üzerinden.. Kürtler'e, Ve Kürt ahalisine "nefret" duygusuyla, saldırılırsa. 70-80 yıllık, "İnkarcı" politikanın, savunuculuğuna devam edersen. Ülke, Ve yaşayanlarının, "gerçek" sorunlarına eğilmeyip. Havanda, Su döven "siyasi" anlayışı, savunmaya devam edersen.
* * *
Elbette ki, AK Parti "üç kez" üst üste, hem de "siyasi tercih" sayısalını artırarak, "iktidar" olur. Çünkü, Bu ülkenin insanı artık "sloganist ve yaldızlı sözcüklere" prim vermiyor. Vermediği içindir ki; CHP "halkın" salt desteğiyle, "iktidara" gelemiyor. 60 yıldır, İktidar olmayışının, "tek nedeni ve tek musebbipleri" işte bu siyasi, felsefedir. Boşuna, Söylenmiş bir söz değildir, "samimiyetin" ahlakı, nezaketle gelişir. Nezaketin, Olmadığı yerde, "samimiyet" ne gezer?