Şu vakıflar var ya?
Eklenme: 20.09.2011 00:00:00

Vakıf. Ya da Vakıflar Bölge Müdürlüğü! . İster resmi ister özel ya da kişiye ithaf olsun. Vakıflar, tarihin "en derin" zamanlarında, var olmuşlardır. Kuruluş gayeleri ve ana hedefleri; "hayır" işlemek üzerinedir. Yoksula, biçareye, aş, iş ve barınma "imkânı" yaratmaktır! Kurumsal işleyişlerinde hep; "iyi niyet ve hayır" vardır... Kem gözler, art niyetler, kötü düşünceler, söz konusu olmadığı gibi; felsefelerinde de "yeri yoktur".

* * *

Elbette ki; Vakıfların bu "hayır işlerini" yerine getirmek için de, "getiri" sahibi olması lazım. Bu kazanç ve ticari imkânları da, "önceden" sahip olduğu, mal, mülk ve gelirlerdir. Bağ, bahçe, tarla, arazi, işyeri, bina ve apartman dairesi gibi. Velhasıl, Bilumum taşınmaz mallara sahiptir ve olmalıdır vakıflar. Tabi kimi Vakıf kurulduğunda sahip olmuştur. Kimi de; Vakıf'ın "hayır işleriyle" ilgilendiğinde, gönlünden kopan hayırseverlerin bahşettikleriyle, mal-mülk sahibi olmuştur.

* * *

Evet, Bu "mallar" belli bir amaç ve gaye ile kullanılır. Aynı minvalde de "bağış" edilir. Satışı olmaz, yoktur, kabil de değildir! Çünkü yasaktır vakıf malını satmak! Ancak kira veya ticari getiri "sağlama" babında, 'kat karşılığı" verilebilinir. Burdaki gaye de; Hem Vakıf "gelirini" artırmak, hem de daha fazla "hayır" işlerine vesile olabilmektir.

* * *

Bu anlattıklarım; Vakıf'ların 'genel yapı ve yasal" statülerinin özeti. Hepsinin, Yol haritası ve çalışma programı bu minval üzerinedir ve öyle olmalıdır. Vakıfların kazandığı statü böyle! Sahip olduğum bilgi kadarıyla; Ülkemizde "Vakıf" geleneği ve hatta Vakıflar Genel Müdürlüğünün "kurumsallaşmasında" tarihsel bir devrimle vaki olmuştur. Ki o tarihi "devrimin" altına imza atan da Fatih Sultan Mehmet'tir. Onun, Altına imza attığı "fetva" ile Vakıf geleneği, "itibar" görmüş ve gelenek halini alarak, bugünlere gelinmiştir.

* * *

Hiç kuşkusuz ki; Vakıf mallarını korumak ve kollamak ne kadar değerli ve hayırlı iş ise. Tersi, istikamette vakıf mallarını yanlış yerlerde kullanmak veya harap olmasına göz yummakta o kadar "hayır-sız"dır. Nitekim bu hususu en güzel şekilde ifade eden de vakıf duası ve vakıf bedduası'nın var olmasıdır. İsterseniz, okuyalım, vakıf duasını ve bedduasını. Hikmeti, nasıl bir ikmal içerdiğine, vakıf olalım. Özet haliyle, aktarıyorum.

* * *

Vakıf Duası: "Her kimse ki; Vakıflarımın bekasına özen ve gelirlerinin artırılmasına itina gösterirse, bağışlayıcı olan Allahu Teâlâ'nın huzurunda ameli güzel ve makbul olup, mükâfatı sayılamayacak kadar çok olsun, dünya üzüntülerinden korunsun ve muhafaza edilsin..."

* * *

Vakıf Bedduası: "Her kimse ki; vakfı değiştirmek, bozmak, nakletmek, eksiltmek, başka bir hale getirmek, iptal etmek, işlemez hale getirmek, ihmal etmek ve tebdil etmek helal olmaz. Mâlik onların isteklisi, zebaniler denetçisi ve cehennem nasibi olsun. Zira Allah'ın hesabı hızlıdır. Kim bunu işittikten sonra, onu değiştirirse onun günahı, değiştirenler üzerindedir. Kuşkusuz O, iyilik edenlerin ecrini zayi etmez..."

* * *

Okuduk, duayı ve bedduayı. Gel gelelim; Günümüze ve Diyarbakır'ımıza "yaşanan ve yaşatılan" hal-i duruma. Vakıflar, Ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yönetim kadrolarına; dün ve öncekiler dâhil olmak üzere. Bu dua; Ve Bedduadan muhakkak ki "haberdar" ve vakıftırlar. Mutlaka da, "dini değerler" ölçeğinde, onu bilerek ve algılayarak, mesai yapmaktadırlar. Bildiğimiz kadarıyla binalarının girişinde ve odalarında "asılıdır" o dua ve beddua. Dedik ya, hile, desise, çıkar ve menfaat temini "hâsıl" olmamalı, Vakıf işleyişinde. Ve vakıfların sahip olduğu "gayrimenkuller" üzerinde.

* * *

Hatırlarsanız; İki hafta önce buradan size bir "vakıf" hikâyesi aktarmıştım. Ve demiştim ki; her ne kadar hikâye ise de "hakikatı" hâsıldır bende. Yani; "Vakıf" gerçektir, yaşanan ve yaşatılanlar da, bilinen hakikattir. O günden; Buyana Vakıflar ve Vakıflar Bölge Müdürlüğüyle alakalı özellikle "geçmiş" icraatlar açısından, hayli bilgiler aldım. Buradan, Bana aktarılanları zaman içerisinde, "hakikatına" inandığım, pek tabi ki, "hukuki ve yasal" arıza yaratmayan. Varsayım, Ve duyumları icra eden, bir düşünceye de, meyil vermeden, bazı hususları "soracağım ve yazacağım". Tıpkı, Bugün ilk olarak ifade edeceğim gibi!

* * *

Diyarbakır'da; Vakıflar ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nde "onarım, tadilat, restorasyon, kiralama" ve benzeri işler ihalesiz yapılabilinir mi? Veyahut, Büyük bir sessizlik içinde "ihale" yapılmış gibi gösterilebilinir mi? Onlarda, Pazarlık ve doğrudan iş verme, yetkisi hâsıl mı? Özel, Şahıs ve şahıslara ait Vakıf mülkleri "şartsız-şurtsuz" kat karşılığı ihalesiz birilerine verilebilinir mi? Vakıf, Ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü "dâhil ve heyet" oluşturma gibi, bir sorumluluk dâhili var mı? Peşkeşe hâsıl vakıf mallarıyla alakalı, "soruşturmalık ve müfettişlik" söz konusu hiç olundu mu?

* * *

Tabi, Bu peşkeş diye tabir edilen işlerde bir takım siyasiler ve müteahhitler nemalanma olanağı elde etmiş midir? Bir de kat karşılığına hüküm veren mahkeme kararını, "arazi satışı" diye, Vakıflar Vakıflara "yutturabilir mi?" Bende ki; Dokümanlara göre bu "olabilirlik" diye gelişen sorular silsilesinin "varlığını" ne hazin ki doğrulamaktadır. Çünkü bilinen malum bir kaç vakıfta, bu "olabilirlikler"  dumanı çok yüksek, tütmekte. Ve yine, Geçmişteki yönetimlerin bu dehliz içerisinde "yüzme" gayretkeşliği gösterdikleri de, bilinen bir hakikat. Yoksa dünün idareci bugün Özel bir vakfın temsilcisi olabilir mi? Önce, Planı organize et, sonra gel başına geç, kolay olabilir mi?

* * *

Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden de; bilahare cevap beklediğimi de ifade edeyim. Biliyorum ki, Yeni Müdür Metin Evsen diyebilir ki, "göreve geleli kısa süre oldu. Ben kendi dönemimden sorumluyum". Elbette ki, öyle. Ama, Gel gör ki, resmi sıfata haiz kurumlarda devamlılık esas olduğundan dolayı; "geçmiş ve geçmişin kirlilikleri de" deşifre olmalı. Üstü örtülmemeli. Bir de, bir sorum olacak? Bir önceki yöneticinin eşi'yle alakalı. Şu Ulu Cami'nin restorasyonunda, "söz sahibi" olan Bilimsel Kurul'un üyesi olarak, o günün idarecisi "eşini" görevlendir di mi? Kurulun üyeliğine alındıysa; Görev süresi ne kadardı, bilahare neden "üyeliği" kabul edilmedi. Üzeri, neden çizildi. Etik olmadığından mı, yoksa kötü kokuların yayılmaya baş gösterdiğinden mi? Şimdilik bu kadar diyelim. Çünkü daha çok yazacaklarımız var.