Öyle ya; YSK yaptı yapacağını! Sağolsun(!), "Fitne-vari" çaktı, kibriti. Hükmüyle; Güneydoğu'nun "var olan" ateşli ortamına "dinamiti" attı. Şehirler, Sokaklar, caddeler, meydanlar "savaş alanına" döndü! Sağolsun(!), YSK "sorgusuz-sualsiz" ateşe, benzin döktü. Halkı da, Sokağa döktü, "yiyin" birbirinizi diye.
* * *
Ve dün, Çakılan kıvılcımın buluştuğu ateş ve barut "kan" akıttı! Hem de oluk gibi! Bismil'de, Polis silahından çıkan kurşunla 26 yaşındaki İbrahim Oruç öldü! Onlarca, Yaralı var ki, "ikisinin" durumu ağır. Ve bu durum; Var olan ateşe "tiner" misali, körükleyen oldu. Bölgede, Bu ölümün "faili ve sorumluları" gün yüzüne çıkmaz ise. Geçmişteki gibi; Faili meçhule "kim vurdu ya" gitti diye bırakılırsa. Daha, Vahim "hadiselerin" vuku bulması, içten bile değil.
* * *
Onun için; Hadise "sıcağı sıcağına", sorgulanmalı, soruşturmalı, inceleme yapılmalı. Hükümetin, Hassasiyetle "yeni hadiselerin" önüne geçmesi noktasında, müfettiş görevlendirmeli. Elde, Görüntüler ve isabet eden kurşunun çekirdeği var. Büyük bir tezgâh! Herkes, ama herkes "bu tezgâhın" farkına varmalı. Daha fazla; Şiddet ve kargaşa üretilmeden, "hadise" sağduyu noktasında, irdelenmeli.
* * *
Evet, Mülahazası geniştir YSK'nın dinamitleri fitilleyen kararı. -"Bilerek mi-bilmeyerek mi-"? Bilmem! Ama; Kararın hükmünde der demez insan "derin devlet" refleksini görmüyor değil. Mümkünlüğü ne kadar derseniz? Bilinmez. Ancak; Ülkenin salih-i selamete yelken açtığı. Özellikle, Kürtlerin ve Güneydoğu coğrafyasının "barışçıl" bir süreçle işlem gördüğü. Seçimlerin de, Yüz yılın seçimi olma unvanını alarak topyekûn "renkli" aktivitelere doğru yol alırken. Birden bire; "Lades" misali, bu hükmün verilmesi! Sıradan değil.
* * *
Kürtleri, Siyasette istemiyoruz "niyetini" ortaya koyan karara neden hükmedildi. Hem de; Açık ve alenice bir "hukuk" katliamından söz edilebilinecek şekille. Yineliyorum; Tamamen "kışkırtma" kokan bir durum şuan yaşanılan ve yaşatılanlar.
* * *
İşte, Son 72 saat içerisinde "gelinen" süreç ve ortaya çıkan tablo. Şimdi; YSK "geri adım attı. Varsa, Gerekçeli karardaki "hukuki arızaları" giderecek resmi belge ve mahkeme kararları, getirin inceleyelim. Dün, BDP'nin destek verdiği bağımsız adaylardan 6'sı "sakıncalı yönümüz yok" minvalindeki belgelerini aldılar. Mahkemelerden, Alıp Yüksek Seçim Kurulu'na sundular. Artık, Son söz YSK'nın "bu belgelerle" alakalı vereceği, karar. Türkiye, Bir hukuk devleti ise ki öyle diyoruz. İstenilen belgeler de, Hukuki ve resmiyet ihtiva ettiğine göre YSK "sakınca yok" diyecek!
* * *
Anayasa, Kanun ve Mevzuat "adalet" nizamiyle işlem görüyorsa. Diyecek ki; "Yasal bir sakınca yok, adaylar seçime girebilir?" Ki öyle olacak. İyi, güzel de. Olması gereken de bu, O zaman "sormak gerekmez mi", bu kadar alenice infaz. Ve ardından gelen gürültü-patırtıya vesile olabilecek, "hükmü" neden verdiniz? Önceden, İşlemi bu minvalde "yürütseydiniz ya?". Şimdi; Güneydoğu'da yaşanan ve yaşatılan savaş. İbrahim Oruç adlı vatandaşın polis kurşunuyla öldürülmesi. Yaralanan, işyeri yakılan, tahrip edilen, polis-vatandaş-gösterici. Zarar-ziyan. Ve ülkenin "tansiyonunu" tavan ettiren siyasi, çatışma ortamı.
* * *
Bunların; Müsebbibi ve katil kim? Sanmıyorum ki, Vicdanlarda "sorumlu ve sorgulayıcı" noktada orantısız güç kullanan Polis ilk fail olsun. Sanmıyorum ki, Maske takıp, elinde Molotof ve havai fişek fırlatanlar birinci sırada zanlı olsun. Sanmıyorum ki; BDP'nin, Tansiyonu geren "gerekirse savaşırız" açıklamaları gerekçe kabul görsün. Ve bir başka zümre sorumlu gösterilsin... Sorumlu değiller. Sorumluların "oyununa" geldiler diyebiliriz. Yani "suç ortakları" gibisinden.
* * *
Çünkü; tek suçlu, Tek müsebbip ve tek zanlı varsa o da Yüksek Seçim Kuruludur. Ve tabi ki; 1982 Anayasası'yla hükmedilen "Anayasanın 76'ıncı" maddesinin hala yürürlükte olma halidir. Elbette ki; Yan sorumluları da Meclis'te bulunan siyasi partilerdir. Ki başta; AK Parti, CHP ve MHP ile BDP gelmektedir. Niye derseniz. Tarih tekerrürden ibarettir sözünü "bilmeleri" gerekirdi. Ki YSK'da, Akla ziyan "hükümlerin" bu anayasaya göre verilebileceğini.
* * *
Evet, Demokrasi ve bir adım ötesi olan "ileri demokrasi" artık "derin devlet reflekslerine" maruz bırakılmamalı. Bu bir dersi ibret; Sayılmalı ki "toplumsal" bütünlük ve barışçıl sürecimizi birileri dinamitlemesin. Ve, Ülkeyi, devleti ve toplumu "böylesi" saçmalıklarla "germesin" gerdirilmesin. Lakin Bu yapılanların hepsi "ülkenin" yarınları için, birer "tahribat" kalıbı ve bombasıdır. Artık; Yeter "vesayetlerle" ülkeye ve topluma hükmetme, çağdışlılığı. Velhasıl, Akan kanın sorumluları "hesap" vermeli. Yaptıkları, yanlarına kar kalmamalı ki, "yarınlarımız" meçhulliyet kazanmasın.