Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt…
27 Nisan 2007 tarihli…
Kamuoyuna "E-muhtıra" diye yansıyan, bildirisi…
8 yıl önce yayınlanmıştı…
İşte bu bildiriye ilişkin; "şüpheli sıfatıyla" ifadeye çağrılmış…
***
Hatırlarsak; E-Muhtırayı!…
Ahmet Necdet Sezer… 10. Cumhurbaşkanı..
Görev süresinin dolması nedeniyle; Cumhurbaşkanlığı seçimi var…
AK Parti, çoğunluğa sahip!…
Erdoğan, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü "aday" gösteriyor…
***
Ki "Cumhurbaşkanlığı seçimi de" 27 Nisan'da…
İlk tur oylama yapılacak…
8 saat öncesinden, Genelkurmay'ın internet sitesinde bir bildiri…
Gül'ün "reisliğine" karşı duruş..
"TSK laikliğin savunucusudur. Gerektiğinde tavrını açık ve net ortaya koyacaktır" denildi…
***
Gül'ün… Özellikle de, "eşinin başörtülü" oluşu..
O tarihte.. Seküler, Kemalist anlayış, "laiklik elden gidiyor" naralarıyla sesini çok yükseltiyordu..
Büyükanıt'ın "bizzat ben kaleme aldım" dediği, "E-Muhtıra" bildirisi; "derin" sarsıntılar yarattı..
Ama; nafile!…
***
Tabi dönem değişti… Türkiye değişti.. Zihniyetler dahil..
Yasalar da… Ve 2012 yılında.. Yani, bildiriden 5 yıl sonra "suç duyurusunda" bulunuldu…
"Anayasal düzene karşı, suç işlemek.."
Lakin, üç yıl süre içerisinde "hiçbir işlem" yapılmadı…
***
Taki geçtiğimiz haftaya kadar…
Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu Savcısı Selda Binboğa Kurtuluş…
Soruşturma dosyası kapsamında…
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazarak; Büyükanıt'ın "şüpheli sıfatıyla" ifadesinin alınmasını istedi..
Yani; soruşturma başlıyor..
***
Sonuç ne çıkar bilmem!… Ama bir sorum var…
Peki, Devlet içinde devlet yapılanması yapan..
Şemdinli davasında maskesi düşen….
JİTEM elemanları; Mutkili Ali ve avanesiyle ilgili dava dosyasında; birinci şüpheli Yaşar Büyükanıt'la alakalı…
"İyi çocuktur.. Tanırım'ı da.." hatırlatarak…
***
Bunun da sorgulaması yapılacak mı?
Yoksa!… Dosya raflardaki halini sürdürecek mi?
Yani Şemdinli sorgusu da olacak mı?
Ya da, Güneydoğu'da işlenen faili meçhul cinayetler…
JİTEM'in katliamları…
Ne olursa olsun; "vicdanlarda" hepsi mahkum!
***
BARO'NUN İSTEMİ!…
Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, soruşturması sürüyor…
Deliller.. Görgü tanıkları.. Görüntüler…
Elde var olduğu söylenen "mermi çekirdeği.."
Dünkü yazımda cevap beklediğim bazı sorular olduğunu yazmıştım…
Özellikle; Merhum Tahir Elçi'nin cesedinin "apor-topar" kaldırılması…
Savcı gelmeden.. Olay yeri incelemesi yapılmadan…
Kurşun'un geliş istikameti.. Ya da Elçi'nin vurulma anındaki, "vücut" hali..
Hepsi şuan muamma.. Henüz bir cevap da yok..
***
Ancak dün ilginç bir gelişme yaşandı, Diyarbakır Barosu cephesinden…
Basın açıklaması yapıldı.
Baro Savcılığa verdiği dilekçede; iki talepte bulunuyor..
Birincisi…
Elçi'nin vurulması sırasında, sokakta bulunan…
Ve silahlarıyla "ateş açan" 4 polisin "delilleri" karartabileceği ihtimali üzerine; tutuklanması!..
İkincisi…
Soruşturmanın tarafsız olarak yürütülebilmesi için, Emniyet Müdürlüğü’nden alınarak, Jandarma Komutanlığına verilmesi…
***
Yasal bir engel var mı yok mu, bilmiyorum!…
Yoksa!… Neden olmasın… Kimse zan altında kalmak istemiyorsa..
Tarafsız bir komisyon tarafından soruşturma yürütülebilinir?
Tabi ki tam yetkiyle!
***
Olay yeri "inceleme ve keşfi" hala da yapılmış değil..
Daha doğrusu; tamamlanmış değil..
3'üncü kez gidilmiş yine saldırı yaşanmış..
Savcı, Baro'dan avukat ve oley yeri inceleme ekibi dün de Dört Ayaklı Minare'nin bulunduğu bölgeye "girememiş"..
Çatışma.. Silah sesleri ve saldırı…
Olup-bitene diyeceğim; kumpas içinde, kumpas var...
Yani, vakada "çok yönlü sinsi bir durum" icra ediliyor?
Bakalım üstesinden nasıl gelinecek?
***
KADIN MİLİTAN…
Kimliği belirlendi… 19 yaşında Güler Eroğlu…
Batmanlı.. Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü 1. Sınıf öğrencisi…
Diyarbakır'a, Demokratik Gençlik Federasyonunun (DEM-GENÇ) kongresine katılmak üzere gelmiş…
***
Haber Türk'e göre… Eroğlu "eğitimli" bir PKK'lı…
Lice kamplarında; "suikast ve bomba eğitimi" almış…
Ve YDG-H saflarına katılmış…
Dağkapı'da polise yönelik saldırı eyleminden önce de; şüphe çekmemek için "kamuflaj" yapmış..
Saçını boyatmış.. Makyaj yapmış.. Yani, kendine bakımlı bir kadın görüntüsü vermiş..
HENDEK POLİTİKASI!…
Ahmet Türk.. Kürt Siyasal hareketinin önemli ismi..
Mardin Belediye Başkanı… Verdiği bir beyanat var…
Dikkat çekici...
Diyor ki; "Hendek kazma da, sindirme de para etmez…"
Doğrusu söze ne denir?
Şapka çıkarmaktan başka…
***
Herkes şunu iyi biliyor ki…
Hendek kazmakla.. Barikatlar oluşturmakla… Öz yönetim savıyla; gençleri silahlandırmakla..
Ve buna karşı; "kamu düzeni" noktasında, operasyonlarla.
Çatışmalarla.. Ölümlerle.. Öldürmelerle; "sonuç" alınamaz!…
Ki, 30-40 yıldır yaşanılagelen bir ders-i ibret vakası var..
***
Yani yöntem.. Ve gidişat çift yönlü yanlış!…
Bu toprak.. Ve üzerinde yaşayanlar olarak…
Türk, Kürt, Laz, Çerkez.. Tüm kimlikler, dinler ve inançlar gözetilmeksizin…
Bir değil… Bin yıllık bir geçmişe sahip.. Etle-tırnak!..
***
Türk'ün ifadesiyle; "Yürekten inanıyoruz" ki, bu halkın kopma gibi; ayrılma gibi bir derdi yok...
İkinci bir devlet.. İkinci bir ülke yaratma gibi bir isteği yok!..
Ne diyoruz; eşit, özgürlükçü.. Her insan "kendi kimliğiyle" özgürce kendisini ifade edebilsin..
Yeter…
İşte bu "yeter" denilen faaliyet.. Ne yazık ki; 80'lerin, 90'ların "politikasıyla", karşı hamle yapılıyor..
Yani yanlışa yanlış..
O'nun için tez elden diyaloğa girilmeli.. Demokratik yöntemleri devreye sokmalı…
***
Karşılıklı güven tesisiyle; "yeniden" çözüm mekanizması geliştirilmelidir…
Aksi taktirde… Yaşanan kan kaybı; daha bir artacak..
Ki akan kan tek taraflı değil… Çözüm silahta değil, demokratik diyalogda…