Sahi, Yüksek sesle düşünmek gerekirse, sormak lazım gerekmez mi? Şu, 12 Eylül'ün "çarkıyla" dönen Yüksek Seçim Kurulunun kurmaylarına... Hey gidi, zevat! Mademki, Mevcut içtihadı icra ederek verdiğin kararın hükmü geçici idiyse. Mademki, Veto'dan dönüp, "bir şey yok" diyerek "seçime girebilirsin" kararı verecektin... Ve her şeyi, Sadece "bir belgeyle" sınırlı olarak tutacaktın... O zaman, Neden ve niçin "kıyameti" koparacak bir dinamiti ateşledin. Ne hakkınız, Ve ne gareziniz vardı ki cehennem misali koca 4 günü ülkeye ve millete, bize yaşattınız.
* * *
Demek ki, Anormal bir hal söz konusudur. Yoksa hukuki, Mülahazalar farklı konseptle "üreme" gösteriyorsa da. Bende, Oluşan ilk inanç halen aynı "kuvvette" hâsıldır. Çünkü; Ülkeye "çatışmayı, kaosu, kavga ve fitneyi" dayatan... Şiddeti sokağa yayma "körüğünde" bulunan hal tamamen "derin devlet" refleksine kuşku bindiriyor. Evet! Kararda geri dönmek "sevindirici" bir gelişme! Özelliklen de, Bölgede "tansiyonu" düşürme, çatışma ortamını geriletme. Yeniden, hoşgörü, sağduyu ve samimi bir havanın gelişmesi, "haklarında" iade edilmesi gerektiği gerçeğiyle. Karar, "Bedeli ağır" ve "kanlı bir karar" olarak, konuşulsa da, süreç açısından olumlu.
* * *
Korkum oydu ki, YSK "kararında" diretmiş olsaydı ve Kürt siyasetçilere "vize" yok denilmiş olsaydı. Güneydoğu, 12 Haziran seçimi hiçte "kolay" bir süreçle, kucaklayamazdı. Hele, Yapılan açıklamalar, olay üzerine gösterilen tepki ve saldırılar "sokağa" kilit vurulurdu. Neyse ki, aşıldı. Lakin, Yüksek Seçim Kurulu "aleni ve tartışılmaz" bir inançla hatalı. Yanlış karar, Yanlış süreç ihtiva etti. Ne demokrasiye, Ne çağdaş anlayışa, Ne de özgürlükçü bir seçim sürecine "uygunluk" arz etmedi. Bilakis; Ters ve aklın kabulü mümkün olmayan bir "cehennem vari" atmosfer yaşattı.
* * *
Dedik ya; Ülke ve millet olarak "anormal" bir süreçten geçiyoruz. Özellikle, Yılların "vesayet" anlayışıyla, demir-perde ülkeleri misali. Her şeyi, Kendisine "uygun" vaziyette, yontan bir sistemin kırılma sürecini yaşadığımız içindir ki, "bize" bunlar yaşatılıyor. Yeniden, Kendilerine zemin ve mekan edinebilmek, kalıntılarıyla vesayet sahibi olabildiklerini kanıtlamak gayesiyle. Çünkü onlar her daima, Demokrasinin "kendilerine" lazım olan kısmı üzerinde dururlar. Hiç bir zaman; İlgilendirmeyen bölümlere alaka göstermez hep görmezden gelirler.
* * *
Üstadın ifadesiyle; "Bir ülkede demokrasi her yönden varsa vardır". Yoksa, Salt benim için "demokrasi" olsun demek, çağdaşlık değildir. Tamamen, "statükocu" zihniyettin, kamilidir. İşte, Türkiye bu "çağdışı" zihniyetin, yer bulma gayretinde olduğu alanları "ilerici demokrasinin" sirayetiyle, bertaraf etmeli. Yoksa, Bencil ve statükocu sistemin vesayeti altında kalınırsa. Atılacak her adım "hadim" kalır. Biz daha çok, Ama çok "cehennemi" andıran günler ve çatışmalı ortamlar yaşayacağız. Devlet ile halk çatışma içerisinde olup, "bedenler" kısır düşüncelerin, hükmüyle toprakla buluşacak.
* * *
TETİĞİ ÇEKEN KİM İSE BULUNMALI
İşte, Daha gencecik, 17 yaşında, Lise öğrencisi bir evladımızı kaybettik. Reşit dahi olmamıştı! Elinde silahı da yoktu. Onu "kör" kurşuna ve yine kör düşüncelerin yarattığı atmosfere "kurban" verdik. Sormak gerekmez mi, İbrahim Oruç'un katili ve müsebbipleri "bu vebali" nasıl taşıyacaklar? Ve onlardan, Vebalin hesabını "kim" nasıl soracak? Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, İçişleri Bakanlığı Ve Diyarbakır Valiliği "Bismil de" kan döken halle ilgili soruşturma başlattı. Göğsünden, Tek kurşunla vurularak öldürülen İbrahim Oruç'u "hangi silah ve hangi kurşun" aramızdan aldı, gerçeği.
* * *
Yürütülecek, Soruşturma ve kurşunun balistik sonucunda tetiği çeken kim ortaya çıkacak. Tabi, Umut varız ki vicdanları ve bölge ahalisinde gönül huzuru yaratacak "bir soruşturma" neticesi hâsıl olsun. Yoksa, Bir kez daha "vicdanlar" ruhsal dengesizlik yaşayacak. Ve tabi ki, sonucunda kaybeden "ülke ve demokrasi" olacaktır. Gelin, El birliğiyle "ileri demokrasi" için, hamle geliştirelim.
* * *
AK PARTİ ADAYLARIYLA TANIŞTIK
Dün AK Parti Milletvekili Adayları ziyarete geldi. Sıkça vurguladığım; Listedeki bazı adayları "tanımıyorum" ısrarım cevap buldu. Tanıştık, Birlikte çay içip, hasbi hal da ettik. Onlar, Kendilerini tanıttı ve tabi ki "siyasi süreçle" alakalı fikirlerini de, aktardılar. Bizde, Seçim süreci ve sonrasında seçilmeleri halinde "neler yapabilecekleri" konusunda, bir kanıya sahip olduk. Yani artık, Tanıyoruz, ileride daha fazla tanıyacağız. Tabi, Diyarbakır ahalisi de, "seçim süreci" içerisinde isimlerine ve zihinlerine "aşina" olacak? Neyse! Daha zaman çok. Boşuna dememişler; Zaman her şeyin "müfessiridir" diye! Hayırlı Cumalar