Saniyen: Pek geniş ve şiddetli ve merhametsiz bu taarruz ve hücum, şimdilik yirmiden bire indi. Binler haslar yerinde birkaç zât ve yüzbinler alâkadarlar bedeline mahdud birkaç yeni kardeşleri topladılar. Demek, inayet-i İlâhiyye ile pek hafif bir surete çevrilmiş. Salisen: İnayet-i Rabbaniye ile, iki sene aleyhimizde plân çeviren sabık vali defoldu. Ve aleyhimizde pek ziyade evhamlandırılan Dahiliye Vekilinin hemşehriliği ve nesilce cedleri ziyade dindarlık cihetiyle, bu dehşetli hücumu pek çok hafifleştirdiğine kuvvetli bir ihtimal var; onun için meyus olmayınız ve telâş etmeyiniz. Rabian: Pek çok tecrübeler ve hâdiselerle katî kanaat verecek bir tarzda Risale-i Nurun ağlamasiyle, ya zemin titriyor veya hava ağlıyor. Gözümüzle çok gördüğümüz ve kısmen mahkemede dahi isbat ettiğimiz gibi, tahminimce, bu kış, emsalsiz bir tarzda yaz gibi bidayette gülmesi, Risale-i Nurun perde altında teksir makinasiyle gülmesine ve intişarına tevafuku; her tarafta taharri ve müsadere endişesiyle tevakkufla ağlamasına; birdenbire kış, dehşetli hiddeti ve ağlamasiyle tetabuku, kuvvetli bir emaredir ki, hakikat-ı Kuraniyenin bu asırda parlak bir mucize-i kübrasıdır. Zemin ve kâinat onun ile alâkadar. Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, (Garib ve lâtif bir halimi beyan etmek lâzım geldi.) Bir zaman meşhur bir allâmeyi harbin müteaddid cephesinde cihada gidenler görmüşler. Ona demişler... O da demiş: Bana sevab kazandırmak ve derslerimden ehl-i îmana istifade ettirmek için, benim şeklimde bazı evliyalar, benim yerimde işler görmüşler. Aynen bunun gibi; Denizlide, camilerde beni gördükleri, hattâ resmen ihbar edilmiş.. ve müdür ve gardiyana aksetmiş. Bazılar telâş ederek, Kim ona hapishane kapısını açıyor? demişler. Hem burada dahi aynen öyle oluyor. Halbuki; benim çok kusurlu, ehemmiyetsiz şahsiyetim, pek cüzî bir hârika isnadına bedel, Risale-i Nurun harikalarını isbat edip gösteren Sikke-i Gaybî Mecmuası yüz derece, belki bin derece ziyade Nurlara itimad kazandırır ve makbuliyetine imza basar. Hususan, Nurun kahramanı talebeleri, hakikaten hârika halleri ve kalemleri ile imza basıyorlar. Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, Risale-i Nur, benim bedelime sizlerle görüşür; derse müştak yeni kardeşlerimize güzelce ders verir. Nurlar ile, ya okumak veya okutmak veya yazmak suretindeki meşguliyet; -tecrübelerle- kalbe ferah, ruha rahat, rızka bereket, vücuda sıhhat veriyor. Şimdi, Husrev gibi Nur Kahramanı size ihsan edildi. İnşâallah bu Medrese-i Yûsufiye dahi, Medreset-üz-Zehranın bir mübarek dershanesi olacak. Ben, şimdiye kadar Husrevi ehl-i dünyaya tam göstermiyordum, gizlerdim; fakat neşredilen mecmualar, onu, ehl-i siyasete tamamiyle gösterdi; gizli birşey kalmadı. Onun için, ben onun iki-üç hizmetini has kardeşlerime izhar ettim. Hem ben, hem o, daha gizlemek değil lüzum ise ayn-ı hakikat beyan edilecek. Fakat, şimdilik karşımızda hakikatı dinleyecekler içinde, dehşetli ve tezahür etmiş iki muannid; hem zındıka, hem komünist hesabına, biri Emirdağında mâlum olmuş; biri de burada gayet dessasane, aleyhimizde iftiralarla memurları ürkütmeye çalışıyorlar. Onun için biz şimdilik çok ihtiyat edip telâş etmemek ve inayet-i İlâhiyyenin imdadımıza gelmesini tevekkül ile beklemek lâzımdır. Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, Ben; hem Risale-i Nuru, hem sizleri, hem kendimi, Hüsrev ve Hıfzı ve Bartınlı_Seyyidin kıymetdar müjdeleriyle hem tebrik, hem tebşir ediyorum. Evet bu sene hacca gidenler; Mekke-i Mükerremede Nurun kuvvetli mecmualarını büyük âlimlerin hem Arabca, hem Hindce tercüme ve neşre çalışmaları gibi; Medine-i Münevverede dahi o derece makbul olmuş ki, Ravza-i Mutahharanın Makber-i Saadeti üstünde konulmuş. Hacı Seyyid, kendi gözüyle Asa-yı Musa Mecmuasını, Kabr-i Peygamberi (A.S.M.) üzerinde görmüş. Demek makbul-ü Nebevi olmuş ve rıza-yı Muhammedi (A.S.M.) dairesine girmiş. Hem niyet ettiğimiz ve buradan giden hacılara dediğimiz gibi, Nurlar, bizim bedelimize o mübarek makamları ziyaret etmişler. Hadsiz şükür olsun.. Nurun kahramanları bu mecmuaları tashihli olarak neşretmeleriyle, pek çok faidelerinden birisi de, beni tashih vazifesinden ve merakından kurtardığı gibi; kalemle yazılan sair nüshalara tam bir mehaz olmak cihetinde yüzer tashihci hükmüne geçtiler. Cenab-ı Erhamürrahimîn, o mecmuaların herbir harfine mukabilr, onların defter-i hasenatlarına bin hasene yazdırsın. min... Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim ve Hapis Arkadaşlarım, Evvelâ: Sureten görüşmediğimizden merak etmeyiniz. Bizler, mânen her zaman görüşüyoruz. Benim ehemmiyetsiz şahsıma bedel Nurdan elinize geçen hangi risaleyi okusanız veya dinleseniz, benim âdi şahsım yerine Kuranın bir hâdimi haysiyetiyle, benimle o risale içinde sohbet edersiniz. Zaten, ben de sizinle, bütün dualarımda ve yazılarınızda, alâkanızda, hayalimde görüşüyorum ve bir dairede beraber bulunmamızdan her vakit görüşüyoruz gibidir. Saniyen: Bu yeni Medrese-i Yûsufiyedeki Risale-i Nurun yeni talebelerine deriz: Kuvvetli hüccetlerle, hattâ ehl-i vukufu da teslime mecbur eden işaret-i Kuraniye ile, Nurun sadık şakirdleri, îman ile kabre girecekler. Hem, şirket-i mâneviye-i Nuriyenin feyziyle herbir şâkird, derecesine göre umum kardeşlerinin mânevî kazançlarına ve dualarına hissedar olur. Güya, adeta binle dil ile istiğfar eder, ibadet eder. Bu iki faide ve netice, bu acîb zamanda bütün zahmetleri, sıkıntıları hiçe indirir. Pek çok ucuz olarak o iki kıymetdar kârları sadık müşterilerine verir. Said Nursî
Devam edecek