Aziz Sıddık Kardeşlerim, Afyon Müdafaanamesinin hem bize, hem bu Nurlara, hem bu memlekete, hem lem-i İslâma alâkadar ehemmiyetli hakikatları var. Her halde bunu yeni hurufla beş-on nüsha çıkarmak lâzımdır, tâ Ankara makamatına gönderilsin. Bizi, tahliye ve tecziye etselerde hiç ehemmiyeti yok. Şimdi vazifemiz, o müdafaattaki hakikatları hem hükûmete, hem adliyelere, hem millete bildirmektir. Belkide kader-i İlâhinin bizi bu dershaneye sevketmesinin bir hikmetide budur. Mümkün olduğu kadar çabuk makina ile çıksın. Bizi bugün tahliye etseler, biz yine onu makamata vermeye mecburuz. Sizi aldatıp tehir edilmesin. Artık yeter! Aynı mesele için onbeş senede üç defa, bu eşedd-i zulüm ve bahaneler ve emsalsiz işkencelere karşı son müdafaamız olsun. Madem, kanunen kendimizi müdafaa etmek için sâbık mahkemelerde makinayı bize vermişler; burada o hakkımızı bizden hiçbir kanunla menedemezler. Eğer resmen çare bulmadınız ise, hariçten bizim avukat, her şeyden evvetl bunun makina ile beş nüshasını çıkarsın; hem sıhhatine çok dikkat edilsin.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, Bugün benim pencerelerimi mıhlamalarının sebebi, mahpuslarla mürafaa ve selâmlaşmamaktır. Zâhirde başka bahane gösterdiler. Hiç merak etmeyiniz... Bilâkis, benim ehemmiyetsiz şahsım ile meşgul olup Nurlara ve talebelerine çok sıkıntı vermediklerinden, benim, cidden ve kalben, onların şahsımı ihanetler ve işkencelerle tâzib etmeleri, Nurların ve sizlerin bedeline olduğu ve bir derece Nurlara ilişmemeleri cihetinde memnunum.. ve sabr içinde şükrederim; merak etmiyorum. Siz dahi hiç müteessir olmayınız. Gizli düşmanlarımız, memurların nazar-ı dikkatini şahsıma çevirmesinden, Nurların ve talebelerinin selâmet ve maslahatları noktasında bir inayet ve bir hayır var diye kanaatım var. Bazı kardeşlerimiz hiddet edip dokunaklı konuşmasınlar. Hem ihtiyatla hareket etsinler ve telâş etmesinler. Hem herkese bu meseleden bahis açmasınlar; çünki safdil kardeşlerimiz ve ihtiyata daha alışmayan yeni kardeşlerimizin sözlerinden mânâ çıkaran casuslar bulunur; habbeyi kubbe yapar, ihbar edebilir. Şimdi vaziyetimiz şaka kaldırmıyor. Bununla beraber hiç endişe etmeyiniz; biz, inayet-i İlâhiyye altındayız ve bütün meşakkatlere karşı kemal-i sabırla belki şükürle mukabele etmeye azmetmişiz. Bir dirhem zahmet, bir batman rahmet ve sevabı netice verdiğinden şükretmeye mükellefiz.
Said Nursî
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, İki ehemmiyetli sebeb ve bir kuvvetli ihtara binaen, ben, bütün vazife-i müdafaatı, buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmağa kalben mecbur oldum. Hususan (H,R,T,F,S) Birinci Sebeb: Ben; hem sorgu dairesinde, hem çok emarelerden katî bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkilât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara işar var. Güya ben konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar-ı ilmî ve siyasî göstereceğim diye, benim konuşmama bahanelerle mâni oluyorlar. Hattâ sorguda bir suale karşı dedim: Tahattur edemiyorum O hâkim, taaccüb ve hayretle dedi: Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sahibi nasıl unutur? Onlar, Risale-i Nurun harika yüksekliklerini ve ilmî tahkikatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar beni konuşturmak istemiyorlar. Hem güya benim ile kim görüşse, birden Nurun fedakâr bir talebesi olur; onun için beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyanet Reisi dahi demiş:_Kİm onun ile görüşse ona kapılır; cazibesi kuvvetlidir. Demek şimdi, işimi de sizlere bırakmağa maslahatımız iktiza ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdafaatlarım, benim bedelime sizin meşveretinize iştirak eder; o kâfidir.
* * *
Aziz Sıddık Kardeşlerim, Bugün mânevî bir ihtarla, sizin hesabınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak istiyen ve derd-i maişet için endişe eden kardeşlerimizin, hakikaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakikada, bir mübarek hâtıra ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki; beş günden sonra çok mübarek ve çok sevablı ibadet ayları olan Şuhûr-u Selâse gelecek. herbir hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i şerifte yüzden geçer; Şaban-ı muazzamda üçyüzden ziyade; ve Ramazan-ı mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere; Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pek çok uhrevî faideleri kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmana temin eden Şuhur-u Selâseyi böyle bire on kâr veren Medres-i Yûsufiyede geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse, ayn-ı rahmettir. İbadet cihetinde böyle olduğu gibi, nur hizmeti dahi, nisbeten kemiyet değilse de keyfiyet itibariyle bire beşdir. Çünki, bu misafirhaneye mütemadiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişarına bir vasıtadır. Bazan bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar faide verir. Hem Nurun sırr-ı ihlâsı siyasetkârane kahramanlık damarını taşıyan Nurun tesellilerine pek çok muhtaç bulunan mahpus bîçareler içinde intişarı için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da ehemmiyeti yok. Ve derd-i maişet ciheti ise; zaten bu üç ay âhiret pazarı olmasından her biriniz çok şâkirdlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamiyle ferahlandım._Ve bayrama kadar burada bulunmak, büyük bir nimettir, bildim.
Said Nursî
Devam edecek