AFYON HAYATI (39)
Eklenme: 22.08.2011 00:00:00

Bunun üzerine, müddeiumumilik tarafından, 163 üncü maddeye istinaden eser lâikliğe aykırı olarak, devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak maksadiyle yazıldığı, propaganda ve telkin mahiyetinde olduğu iddiasiyle, Üstad, İstanbul Birinci Ağır Ceza Mahkemesine sevkolunmuştu. 22/Ocak/1952 muhakeme günü olmak itibariyle, Bediüzzaman Said Nursî, Ispartadan İstanbula gelerek mahkemede hazır bulunmuştu. Üstadın talebeleri genç üniversiteliler, mahkeme salonunu doldurmuşlardı. Koridorlarda büyük bir kalabalık göze çarpıyordu. Evvelâ iddianame ve ehl-i vukuf raporu okunmuş, Üstadın isticvabı yapılmıştı. Ehl-i vukuf raporunda: Müellifin bu eserde din düşüncesini yaymaya çalışdığı; gençlere rehber olacak fikirler serdeylediği, müellifin tesettür tarafdarı olduğu; kadınların yarım çıplak ve açık bacakla dolaşmalarının İslamiyete aykırı ve kadının fıtratına zıt olduğunu beyan ettiği; kadını güzelleştiren şeyin, terbiye-i İslâmiye dairesinde âdâb-ı Kuraniye zîneti olduğunu söylediği; dinî tedrisat tarafdarı olduğu; binaenaleyh devletin temel nizamlarını dinî esaslara uydurmak istediği... uzun uzadıya izah edilmiştir. Bediüzzaman Said Nursînin müdafaasını İstanbul Avukatlarından Seniyyüddin Başak, Mihri Helâv ve Abdurrahman Şeref Lâç deruhte etmişlerdir. Okunan iddianame ve rapor üzerine Üstad Said Nursî, cevaben: Otuzbeş senelik hayatını misâl göstererek, siyasetle, dünyevî ve menfî cereyanlarla alâkadar olmadığını; kendisini meşgul eden ve nazarını çeken tek şey, hakaik-i îmaniye ve hizmet-i Kuraniye olduğunu, bütün kuvvetiyle îmanı kurtarmak davâsında gittiğini bildirir; müteaddit mahkemelerin beraat ve iade kararlarını zikreder. Gençlik Rehberi adlı eserinin üniversiteli gençler tarafından bastırılmasının büyük bir memnuniyeti mucip olması lâzım geldiğini; içinde bulunduğumuz asrın menfi ceryanlarına, bilhassa içtimaî bünyemizi sarsan ahlâksızlık ve îmansızlık salgınına karşı, Gençlik_Rehberi gibi Risale-i Nurun bütün eczalarının külliyetle intişarının, gençliğe ve masum evlâtlara ve kadınlara umumen okutturulmasının, vatan - millet saadeti nokta-i nazarından gayet elzem olduğunu beliğ bir surette ifade etmiş; mezkûr gayeler için, kendi haberi olmadan genç üniversitelilerin tabeylediğini beyan etmiştir. Mahkeme 19/Şubat/1952 gününe talik edilmiştir. İkinci mahkeme gününde, Risale-i Nur Külliyatından çok istifade eden bir çok üniversite talebeleri ve ehl-i irfandan müteşekkil büyük bir kalabalık mahkemeyi dinlemek üzere erkenden koridorları doldurmuşlardı. Üstad, alkışlarla, üniversiteli Nur Talebelerinin kolları arasında mahkeme salonuna girdi; maznun sandalyesine oturdu. Avukatlar da geldiler, yerlerini aldılar. Mahkeme salonunda müthiş bir izdiham vardı. Binlerce kişi mahkemeyi dinlemek üzere salona girmek istiyor, kalabalık, dalgalar halinde kapılardan taşıyordu. Bu hadisenin zâhiri heybet ve ihtişamının aksettirdiği mâna, daha muazzam ve daha haşmetli idi. İslâmiyet nurunun mücessem bir timsâl-i müşahhası olan Said Nursîye, dinî kültürden mahrum olarak yetiştirilen gençlik, tazim ederek minnettarlığını ifade ediyordu. Güya lisan-ı halleriyle: Ey yirminci asrın zulümatını Kuranın nuriyle yaran, ehl-i İslâma nurlu ve beşaretli ufuklar gösteren, insanlığı, fıtratına münasip yüksek ve ebedî saadete davet eden büyük mücahit! İnsanlığa, bahusus bu vatan evlâtlarına yaptığın büyük hizmeti, bizler, şükranla karşılıyoruz. Ve istikbal dahi seni takdirle yâdedecektir. Sen mânen ölüme yüz tutan bir nesli, maneviyat âb-ı hayatına kavuşturan bir hekim olarak çok kıymetdar ve yüksek bir hizmet ifâ ettin._Yokluğa, ebedî şekavete atılmak istenen bir milleti ve gelecek nesillerini, Kuranın nuriyle ebedî saadete ulaştırmaya ve Allaha kavuşturmaya çalıştığını ve hayatını bu uğurda feda ettiğini biliyoruz... İmanlı nesiller seni takip edecektir; Yıllarca, asırlarca peşinden gidecektir... diyorlar. Salondaki kalabalığın fazla olmasından, mahkemenin devamına imkân kalmamıştı. İntizamı temine tahsis edilen polisler, halkın tehacümüne mâni olamıyordu. Nihayet mahkeme reisinin halka hitaben: - Hoca efendiyi seviyorsanız biraz meydan veriniz ki, mahkemeye devam edebilelim;_demesi üzerine, halk çekilmeye başladı. Bu suretle, mahkemenin devamına imkân hasıl oldu. Gençlik_Rehberini basan matbaacı ve sonra polisler dinlendi. Daha sonra Üstad, ehl-i vukuf raporuna karşı itiraz eyledi. İkindi namazı vakti geçmek üzere olduğundan, Üstad namaz kılmak üzere müsaade istedi. Mahkeme Reisi, Üstadın bu ricasını kabul ederek muhakemeye niyahet verdi. Üstad, genç üniversitelilerin ve kendisini candan seven talebelerinin kolları arasında koridorlardan geçerken, binlerce halk tarafından alkışlanıyor, kendisi de iki eliyle sevgili talebelerini selâmlıyordu. Adliye binasının önünde üç - dört bin kişi toplanmış. üstadı görmek üzere bekliyorlardı. Üstad, binlerce halkın alkış tufanı arasında merdivenlerden indi. Bu arada heyecandan ağlıyanlar da vardı. Bu izdiham arasında yaya yürümek kabil olmadığı için Nur Talebeleri tarafından Üstad bir otomobile bindirilerek Sultanahmet Camiine gidilmiş ve cemaatle namaz kılınarak ikametgâhına götürülmüştü. Üstad 5 Mart 1952, son mahkeme günü, yine genç mekteblilerle halk tabakalarından müteşekkil binlerce kendisini sevenlerin arasında mahkeme salonuna girdi. Devam Edecek