DENİZLİ HAYATI (21)
Eklenme: 27.05.2011 00:00:00

Hem mâdem Hâlikımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammet-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmı tayin etmiş ve en son elçi olarak göndermiş; biz dahi ilmel-yakin mertebesinden aynel-yakin ve hakkal-yakin mertebelerine terakki ve tekemmül etmek üzere, herşeyden evvel, bu üstadımızdan, Hâlikımızdan sorduğumuz suali sormaklığımız lâzımgeliyor. Çünki o zât (A.S.M.), Hâlikımız tarafından herbiri birer nişane-i tasdik olan bin mucizatiyle, Kuranın bir mucizesi olarak, Kuranın, hak ve kelâmullah olduğunu isbat ettiği gibi; Kuran dahi kırk nevi icaz ile o zâtın (A.S.M.) bir mucizesi olup, o Zâtın (A.S.M.) doğru ve Resulullah olduğunu isbat ederek, ikisi beraber, biri âlem-i şehadet lisanı bütün hayatında bütün Enbiya ve Evliyanın tasdikleri altında; diğeri âlem-i gayb lisanı bütün semavî fermanların ve kâinat hakikatlarının tasdikleri içinde binler yâtiyle iddia ve isbat ettikleri hakikat-ı haşriyye, elbette Güneş ve gündüz gibi bir katiyettedir. Evet, haşir gibi en acib ve en dehşetli ve tavr-ı aklın haricinde olan bir mesele, ancak ve ancak, böyle harika iki üstadın dersleriyle halledilir, anlaşılır. Eski zaman peygamberleri, ümmetlerine Kuran gibi izahat vermediklerinin sebebi; o devirler, beşeriyetin bedeviyyet ve tufuliyet devirleri olmasıdır; ibtidaî derslerde izah az olur. Elhasıl: Mâdem Cenab-ı Hakkın ekser isimleri, âhireti iktiza edip isterler; elbette, o isimlere delâlet eden bütün hüccetler bir cihette âhiretin tahakkukuna dahi delâlet ederler. Ve mâdem melâikeler âhiretin ve âlem-i bekanın dairelerini gördüklerini haber veriyorlar; elbette, melâikelerin, ruhların ve rûhaniyâtın vücudlarına ve ubutiyetlerine şehadet eden deliller, dolayısıyle âhiretin vücuduna dahi delâlet ederler. Ve mâdem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın bütün hayatında Vahdaniyetten sonra en dâimi dâvası ve müddeası ve esası âhirettir; elbette, o Zâtın Nübüvvetine ve sıdkına delâlet eden bütün mucizeleri ve hüccetleri, bir cihette, dolayısiyle âhiretin tahakkukukuna ve geleceğine şehadet ederler. Ve mâdem Kuranın dörtten birisi haşir ve âhirettir ve bin yetiyle haşri ispat eder ve onu haber verir; elbette, Kuranın hakkaniyetine şehadet ve delâlet eden bütün hüccetler ve deliller ve bürhanlar, dolayısıyle, âhiretin vücuduna ve tahakkukuna ve açılmasına dahi delâlet ve şehadet ederler. İşte bak, bu rükn-ü îmanî ne kadar kuvvetli ve katî olduğunu gör!

* * *

Altıncı Kısım

Emirdağ Hayatı Mukaddeme Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararı neticesi olarak, Risale-i Nur, ekser vilâyet, kasaba ve köylerde yayılmış ve Nur talebeleri kısa bir zamanda yüzbinlerin fevkinde çoğalmıştır. Risaleler teksir ile neşre başlanmış ve kısa bir müddet içinde 1947 senesi sonlarında, Üstad ve talebeleri üçüncü defa olarak tekrar hapse alınmıştır. Evvelâ üç sene kadar Emirdağında ikamet edebilen Said Nursî, hapisten sonra tekrar Emirdağında üç - dört sene kadar kalmış ve sonra Ispartaya yerleşmiştir. Ve şimdi doksan yaşına yaklaşan ve tebdil-i havaya çok muhtaç olan Üstad, arasıra Emirdağına gelip ikametgâhı olan dershane-i Nuriyede kalmaktadır. Şimdilik Emirdağ hayatının ilk kısmı ki, Afyon hapsine kadar olan safhası zikredilecek, bilâhare AFyon Hapsini müteakip tekrar Emirdağındaki hayatı, hizmet-i nuriyesi beyan edilecektir. Emirdağındaki hayatı, evvelki hayatına nisbeten çok daha şaşaalıdır. Hem, musibet ve ithamlara daha ziyade hedef olmuş, daimî tarassuda, hattâ imhaya mâruz kalmıştır. Bununla beraber, Risale-i Nur geniş dairede yayılmış, Üniversite, memurlar ve ehl-i siyaset muhitinde okunmağa başlanmıştır. Üstadın Emirdağına nefyinden sonra aleyhinde pek insafsızca iftiralar yapıldığı ve çok geniş bir dairede yalanlarla isnadlara girişildiği münasebetiyle ve Nurların harika neşri dolayısiyle bir hakikatı, bu mukaddemede beyan etmek lâzım geldi. Şöyleki: Bizim, Said Nursînin ayn-i hakikat olan ahvâl ve harekât ve hizmetinde görünen harikaları beyan etmemizden muradımız:  Okuyucuların nazar-ı istiğrablarını celbedip hâşâ! Beddiüzzamanın fânî şahsını insanlığın alkış tufanına tutmak değil; belki, onun şahsını ve hizmetini insafsızca iftira ve yalanlarla lekedar etmek istiyen ve dolayısiyle Risale-i Nurun hizmet-i îmaniyesine sed çekmeğe çalışanların mukabilinde Risale-i Nurun hizmet-i îmaniyesine sed çekmeğe çalışanların mukabilinde Risale-i Nurun nurlu, müessir ve saadet-feşan hizmetini belirtmek için Kuranın bir şâkirdi ve Hazreti Peygamberin bir ümmeti ve Allahın bir abdi olarak nâil olduğu ikramları zikrediyoruz. Din düşmanlarının bahanelerle taarruzunu ve insafsız hücumlarını red ve bir masumun masumiyetini beyan ediyoruz. Hattâ diyebiliriz ki: Tarihte Bediüzzaman gibi hilâf-ı hakikat olarak düşünce ve mefkûre, hizmet ve gayesinin tam zıddında şiddetli itham ve isnadlara maruz kalmış bir kimse yok gibidir. Panzehire zehir isnad etmek gibi, bu milleti ve gelecek nesilleri anarşilikten, dinsizlikten, ahlâksızlıktan muhafaza niyet ve harekâtına, sırf îmansızlıktan neşet eden bir dalâlet divaneliğiyle vatana ihanet, gençliği irticaa sevk ve zehirlemek ithamını yapmak, ne kadar acı ve ehl-i insafı ağlatacak elîm bir vaziyet olduğu bedihîdir. Devam Edecek