EMİRDAĞ HAYATI (13)
Eklenme: 11.06.2011 00:00:00

Çok mübarek, çok kıymetdar, çok sevgili Üstadımız Hazretleri; Elhamdülillâh, by sene Ispartadaki talebelerinizi dünyevî meşağil daha çok gaflete sokmadı. Hizmet-i Nuriyedeki gayretlerimiz ciddî bir surette devam ediyor. Herbirimizin kalblerimizdeki Nura karşı incizab, sîmalarımızda okunuyor. Sanki bu talebelerinizin kalbleri sevinçle doludur. Evet sevgili Üstadımız, bütün talebeleriniz hep birden diyorlar: Liyakatsizliğimiz, hiçliğimiz ile beraber sâfiyane istihdam edildiğimiz bu hizmet-i Nuriyede bedi bir Üstada hem talebe, hem kâtib, hem muhatab, hem nâşir, hem mücâhid, hem halka nâsih, hem Hakka âbid olmak gibi cihandeğer güzelliklerin hepsini birden bize veren Hazret-i Allaha ne kadar şükretsek azdır. Ve bu yapmak istediğimiz şükürler dahi, Hâlıkımızın fazlı ile kalbimize gelen bir ihsan olduğunu tahattur eden biz talebelerinizin kalblerini sürur ve sevniç dolduruyor. Masum Nurs’luların_Üstadımızın küçüklüğünde geçirdikleri hayatın müteşekkirane bir tarzı, hal ve etvarımızda okunuyor. Hudutsuz şükürler, nihayetsiz semalar olsun o Zât-ı Zülcelâle ki; bizleri cehl-i mutlak derelerinden, isyan ve küfran bataklıklarından lütuf ve keremiyle çıkarıp, gözleri kamaştıran en parlak bir nura talebe etmiştir. Eğer sevgili üstadımız ‘’iktiran’’ tâbir edilen iki nimetin beraber geldiğini daha evvelden bize izah etmeseydi, çok minettarlıklarımızı kalblerimize tercüman olan kalemlerimizden okuyacaklardı. Evet sevgili Üstadımız; biz kendimize bakıyoruz, Risale-i Nura muhatab olamıyoruz. Buna rağmen, ihtiyaç şiddetlendikçe, Hâlık-ı Rahîmin merhametli tecellilerini müşahede ediyoruz. Kalb-i Üstad; parlak bir âyine, bir mazhar, bir ma’kes; lisan-ı üstad; âlî bir mübelliğ, bir muallim, bir mürşid; hâl-i Üstad; tecessüm etmiş en güzel bir örnek, bir nümune, bir misâl oluyor. Tevâif-i beşerin ihtiyaçları yazılıyor, gösteriliyor. İşte yedi senedenberi ateş püsküren zâlim beşerin hâli, bugün daha çok ızdıraplı bir hale girmiş bulunuyor. Her bir zîidrak, acaba yarın ne olacak düşüncesiyle kulaklarını radyoların ağızlarına koymuşlar, mütehayyir duruyorlar. Şarkta Japonların mağlûb olmasiyle, dünyanın salâh ü selâmete ve emn ü emâna kavuşması beklenirken; Deccalâne bir hareket Şimalde kendini gösterdiği görülüyor. Şu vaziyet; herkesi heyecana, endişeye sevkediyor. İstikbâlin zulmetlerine gittiği zanniyle, merakla radyoları takibe koşturuyor. Lillâhilhamd Risale-i Nur, âlî beyanatı ile ruhlarımızı teskin ediyor. Hakiki dersleriyle kalblerimizi tatmin ediyor. İşte, bu günde meydana çıkan bu dehşetli cereyanı, ancak ve ancak Hıristiyanlık âleminin müslümanlıkla ittihadı; yani İncil, Kur’an ile ittihad ederek ve Kur’ana tâbi olması neticesi elde edilecek semavi bir kuvvetle mağlûb edileceği iş’ar buyuruluyor ki, Hazret-i İsa Aleyhisselâmın da vüruduna intizar etmek zamanının geldiğini mânâ-yı işârî ile ihtar ediyor. Mesmuâta göre; bu günkü Amerika, aktâr-ı âleme tedkikat için gönderdiği dört hey’etten birisini, bu günkü beşeriyetin saadetini te’min edecek sâlim bir din taharrisine me’mur etmiştir. Bu ise, müceddidliğini mahkeme lisaniyle her tarafa ilân eden Risale-i Nur, bu muzdarip, perişan beşeriyetin en büyük bir saadeti olacağına îmanımız pek kuvvetlidir. Sevgili Üstadımız başımızda ve en âlî hakikatları taşıyan ve Kur’anın en yüksek ve mübarek tefsiri bulunan Risale-i Nur elimizde oldukça, sevinçlerimiz hadd ve hududa alınmaz. İşte bu hakikatların her bir cüz’ü, sâha-i faaliyete çıksa, her tarafda merakla, zevkle kendini okutturuyor. Buna bâriz deliller pek çok var. Hususiyle, inkâr-ı haşr mefkûresini mağlûb eden ‘’Onuncu Söz’’ matbu nüshaları; ve bilhassa gizli tabedildiği halde kendini serbest okutan ve takviye-i îmanda pek yüksek harikaları taşıyan ‘’yetül-Kübra’’ risaleleri; ve inkâr-ı Ulûhiyyet mefkûresini zîr ü zaber eden Külliyat-ı Nur ‘’Hüccetül-Bâliğa’’ ve ‘’Meyve’’ gibi eczaları meydanda... İnşaallah, Kur’anın etrafına çevrilmek istenilen îmansızlığın emansız sur’unu Risale-i Nur temelinden kaldıracak; îmansızlığın emansız ateşini söndürüp, âb-ı hayat bahşeden şarâb-ı kevserini, büyün dünyaya emanlı îman vermekle içirecektir. Talebeniz HUSREV Aziz Sıddık Kardeşlerim, Sizin, bayramlarınızı tekrar betekrar tebrik ediyoruz. Gayet ehemmiyetli iki mes’eleyi; sizlere zekâvetinize itimaden, Risale-i Nurda müteferrikan parçaları bulunmalarına binaen, gayet muhtasar konuşacağım. Birincisi: Risale-i Nurun hakiki ve hakikatlı bir şâkirdi bulunan ve Kur’an-ı Mu’cizül-Beyânın kâtibi, bu defa yazdığı mektupda, haddimden bin derece ziyade hüsn-ü zannına istinaden, bir hakikat soruyor. Risale-i Nurun şahs-ı mânevisinin gayet ehemmiyetli ve kudsi vazifesini; ve hilâfet-i nübüvvetin de gayet ulvi vazifelerinden bir vazifesini benim âdi şahsımda, Üstadı noktasından bir cilvesini gördüğünden, bana o hilâfet-i mâneviyenin bir mazharı nazariyle bakmak istiyor.

Devam Edecek