Mektup:3
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Bu parçayı sizler dahi Risale-i Nurun makbuliyetine imza basan risaleler ve mektuplar mecmuasının başında yazarsınız. Eğer mecmualar olmasa da Birinci Şunın başında yazarsınız. Beni merak etmeyiniz. Sevabın ziyade olması, bana sıkıntıları bir cihette sevdirir ve Nurların intişarına başka sahalarda meydan açar.
Umumunuza birer birer selm...
Risale-i Nurun makbuliyetine imza basan ve gayb işaretlerle ondan haber veren sekiz parçadan birinci parçadır. Aynı meseleye, aynı dvya ittifakları sarahat derecesindedir. Vahdet-i mesele cihetiyle o emreler birbirine kuvvet verir, teyid eder. O sekizden üç tanesi İmam-ı Alinin üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nurdan haber vermesine dairdir.
Bu sekiz parçayı Ankara ehl-i vukufu tetkik etmiş, itiraz etmemişler. Yalnız demişler: Bu yazılmamalıydı. Keramet sahibi, kerametini yazamaz.
Ben de onlara cevap verdim ki:
Bu, benim değil, Risale-i Nurun kerametidir. Risale-i Nur ise, Kurnın malıdır ve tefsiridir dedim. Onlar sustular, demek kabul ettiler. Gerçi bu çeşit ikramlar yazılmasaydı daha münasipti, fakat bu kadar hadsiz muarızlar ve çok kuvvetli ve kesretli düşmanlar karşısında az ve fakir ve zaif olan bizlere kuvve-i mneviye ve gayb imdat ve teşc ve sebat ve metanet vermek için mecburiyet-i katiye oldu, ben de yazdım. Benim benliğime bir hodfuruşluk verip sukutuma sebep olsa da, ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yani ehl-i imanı dallet-i mutlakadan kurtarmayalüzum olsadünyev hayat gibi, uhrev hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim; binler dostlarım ve kardeşlerimin Cennete girmeleri için Cehennemi kabul ederim.
Mektup:4
ANKARA EHL-İ VUKUFUNUN İTTİFAKLA VERDİKLERİ RAPORUN SRETİDİR
Dolu bulunan ceman beş sandık kitap, tarafımızdan açılarak okundu. HAŞİYE-1 Said Nurs tarafınden telif edilen basılmış, basılmamış Risale-i Nur eczaları ve Risale-i Nura ekli Said Nurs ile bazı şakirtleri tarafından yazılmış ilm ve din mektuplarla, şakirtlerin birbiriyle ve Said Nurs ile di muhabere mektupları ve klişeler inceleme mevzuu salhiyetimiz dahilinde görülerek incelendi. Bunların mahiyetini belirtmek için bu risale ve mektupları iki neve ayırmak gerektir.
Risaleler: Bir yetin tefsiri ve bir hadisin şerhi maksadıyla yazılmış olanlarıyla; din, iman, Allah, Peygamber, Kurn ve hiret akidelerini ve ibarelerini açıkça anlatmak için temsillerle yazılmış ilm görüşleri; ve ihtiyarlarla gençlere hitap eden ahlk öğütler; ve kısmen hayat tecrübesinden alınmış ibretli vakalar; ve esnafa ait fideli menkıbeleri ihtiva eden, mevcudun yüzde doksanını teşkil eden risalelerdir ki,bunlar dabütün bu risalelerde müellif hem samim, hem hasb ve hem de ilim yolundan ve din esaslardan hiç ayrılmamıştır. Bunlarda dini let etmek ve cemiyet teşkil etmekle emniyeti ihll hareketinin bulunmadığı sarihtir. Şakirtlerin birbiriyle ve Said Nurs ile di muhabere mektupları da bu nevidendirler.
1. Said Nurs, İstanbulda iken kazandığı ehemmiyetli şan u şerefin, kalın bir uykudan ibaret sakl bir rüya-yı muvakkat, bir sersemlik olduğunu söyler. Ve İstanbulda bir iki sene gafletle siyasete karıştığından, bunu dünyanın ölümü diye tasvir eder. Bu münasebetle, Eski Said, Yeni Said diye iki şahsiyet bulunduğunu ve bu şahsiyetlerin birbirinden ayrı olduklarını söyler. Sonra, dokuz adet birincide yirmi kadar risale bulunan mecmuasının sonunda, Ispartada Risale-i Nur şakirtlerine yazılan mektubun içinde, siyasete tenezzülün hat olduğunu söyler.
2. Said Nursnin en mühim kitabı olan Hüccetül-Bliğa adlı kitabın bir münct kısmında, Bu dünya fnidir. En büyük dv, bki olan lemi kazanmaktır. İnsanın itikadı sağlam olmazsa, dvyı kaybeder. Hakiki dv budur. Bunun haricindeki dvlara karışmak zararlıdır. Siyasetle meşgul olan, ehemmiyetli hizmetlerinden geri kalır. Hem de siyaset boğuşmalarına kapılanlar, selmet-i kalbini kaybeder der.
3. Yirmi Altıncı Lemada İhtiyar dünyada benim hakik vazifem, neşr-i esrar-ı Kurniyedir (Sayfa: 384). Bu memleketle, hamiyet-i İslmiye noktasından alkadarım. Yoksa benim ne hanem var, ne evldım (Sayfa: 396).
4. Yirmi Birinci Lemada kardeşlerine verdiği öğütlerden birinci düstur: Amelinizde rıza-i İlh olacak, madd menfaat fikri olmayacak (Sayfa: 268). Bu yazılarda, Ben, sof değilim, Mesleğimiz tarikat değildir Hubb-u ch ve nazarı kendine celb etmek, ruh bir marazdır. Buna gizli bir şirk denir. Eğer mesleğimiz şeyhlik olsaydı, makam bir olurdu; o makama çok namzetler olurdu. Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini takınamaz...