ESKİŞEHİR HAYATI (2)
Eklenme: 2.02.2011 00:00:00

Hakikatı ve Bediüzzamanın mâsumiyetini idrak eden Müfreze Kumandanı, Bediüzzaman ve talebelerinin bir dostu olmuştur Yüz yirmi talebesiyle Eskişehir Hapishanesine getirilen Said Nursi, tam bir tecrid-i mutlak içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine dehşetli işkenceler tatbikine başlanıyor.. Bediüzzaman Said Nursî; kendisine yapılan bu işkence ve azaplara rağmen, Otuzuncu Lema; ve Birinci ve İkinci Şuaları telif ediyor. Hapisteki birçok kimseler Üstad Bediüzzaman hapse girdikten sonra ıslah-ı nefs ederek mütedeyyin bir hale geliyorlar. Gizli dinsizler, Isparta havalisinde: Bediüzzaman ve talebeleri idam edilecek diye propagandalar yaptırarak, koku ve dehşet saçıyorlar (Hâşiye). Diğer taraftan Bediüzzaman hapse konulmasından mütevellid muhtemel bir isyan hareketinin vukuundan korkan istibdat ve ceberut devrinin hükûmet reisi, Şark Vilâyetlerine seyahate çıkıyor. Halbuki Bediüzzaman, ömrü boyunca müsbet hareket etmeyi düstur edinmiş; Birkaç adamın hatasiyle yüzer adamların zarar görmesine sebep olunamaz demiştir. Bunun içindir ki, yapılan o kadar gaddarane zulümler esnasında bir tek hadise meydana gelmemiş ve Bediüzzaman Said Nursî, talebelerine daima sabır ve tahammül ve yalnız iman ve İslâmiyete çalışmayı tavsiye etmiştir. Ve bu gibi evhamların, dinsizlik hesabına, maksad-ı mahsusla husule getirildiğini herkes anlamıştır. Bediüzzaman yüz yirmi talebesiyle beraber 1935de Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesine sevkediliyor. Ani yapılan araştırmalarla elde edilen bütün risale ve mektuplar meydanda olduğu halde, mahkûmiyetlerini intaç edecek bir delile rastgelinememiş ve neticede kanaat-ı vicdaniye ile keyfi bir surette Said Nursîye on bir ay ve on beş arkadaşına da altışar ay ceza vererek; mütebaki kalan yüz beş kişiyi beraat ettirmiştir. Halbuki isnad edilen suç sabit olsaydı, Bediüzzaman Said Nursînin idamına ve arkadaşlarının da hiç olmazsa ağır hapsine hükmedilecekti. Nitekim bu yersiz karara Bediüzzaman itiraz etmiş ve bu cezanın bir beygir hırsızına veya bir kız kaçırıcısına lâyık olduğunu belirterek kendisinin ya beraatına veya idamına veyahut yüz bir sene hapse mahkûmiyetine hkmedilmesini israrla istemiştir. Burada, harika bir hâdiseyi nakletmeden geçemiyeceğiz. Şöyleki: Bediüzzaman hapiste iken, bir gün, o zamanın Eskişehir müddeiumumîsi Üstadı çarşıda görür. Hayret ve taaccüple ve vazifesine son vereceği ihtariyle, hapishane müdürüne: -Ne için Bediüzzamanı çarşıya çıkardınız? Şimdi çarşıda gördüm, der. Müdür de: -Hayır efendim. Bediüzzaman hapishanede, hatta tecrittedir; bakınız diye cevap verir. Bakarlar ki, Üstad yerindedir. Bu hârika vakıa adliyede şayi olur. Hâkimler, Bu hale akıl erdiremiyoruz diye birbirlerine naklederler. (Hâşiye). H H H BEDİÜZZAMAN SAİD NURSîNİN ESKİŞEHİR MAHKEMESİ MÜDAFAATINDAN BİR KISMI 1935 Eskişehir mahkemesinde, Said Nursînin siyasî şeylerle meşgul olmadığı tahakkuk etmiş, sadece bir Âyet-i Kerimeyi tefsir eden bir risalesinden dolayı ceza verilmiştir ki, Âyet-i Kerime tefsirinden dolayı bir müfessiri cezalandırmak, dünyanın hiçbir mahkemesinde görülmemiştir; elbette ve elbette büyük bir adlî hatadır. O Müdafaadan Bir Parça Ey heyeti hâkime: Beni, dört-beş madde ile ittiham edip tevkif ettiler. Birinci Madde: İrtica fikriyle dini âlet edip, emniyet-i umumiyeyi ihlâl edebilecek bir teşebbüs niyeti olduğu ihbar edilmiş. Elcevap: Evvelâ; imkânat başkadır, vukuat başkadır. Herbir fert, çok adamları öldürebilmesi mümkündür. Bu imkân-ı katil cihetiyle mahkemeye verilir mi? Herbir kibrit, bir haneyi yakması mümkündür. Bu yangın imkâniyle kibritler imha edilir mi? Saniyen: Yüzbin defa hâşâ! İştigal ettiğimiz ulûm-u imaniye, Rızâyı İlâhiyyeden başka hiçbir şeye âlet olamaz. Evet, Güneş Kamere peyk ve tâbi olmadığı gibi, saadet-i ebediyyenin nurâni ve kudsî anahtarı ve hayat-ı uhreviyyenin bir Güneşi olan îman dahi, hayat-ı içtimaiyyenin aleti olamaz. Evet, bu kâinatın en muazzam meselesi ve şu hilkat-ı âlemin en büyük muamması olan sırr-ı imandan daha ehemmiyetli bir mesele-i kâinat yoktur ki, bu mesele-i sırr-ı iman ona âlet olsun. Ey heyet-i hâkime! Eğer bu işkenceli tevkifim, yalnız hayat-ı dünyeviyeme ve şahsıma ait olsa idi; emin olunuz ki, on seneden beri sükût ettiğim gibi yine sükût edecektim. Fakat tevkifim, çokların hayat-ı ebediyelerine ve muazzam tılsım-ı kâinatın keşfini tefsir eden Risale-i Nura ait olduğundan, yüz başım olsa ve her gün biri kesilse, bu sırr-ı azimden vazgeçmiyeceğim; ve sizin elinizden kurtulsam, elbette ecel pençesinden kurtulamıyacağım.                                       Devam edecek