İşte şu merak-ı mrifetten, sahib-i tılsımın muhabbeti neşet etti. Ağacın başına baktı, gördü ki, incir ağacıdır. Lkin meyveleri ayrı ayrı çok ağaçların meyveleridir. O vakit tamamen korkusu zail oldu ve o vakit anladı ki, bunda bir tılsım var. O tılsım bunlara hükmediyor. Zira, mümkün değil, bu incir ağacı böyle çok ağacın meyvesini versin. Belki o ağaç, liste ve fihristedir. Gizli olan hkimin bostanına, hem o melik-i kermin misafirlerine ihzar ettiği çeşit çeşit etimeye işaret eder. Ve o taamların nümuneleridirler.
Onun bu muhabbetinden, tılsımı açmak talebi ve tılsım sahibini razı etmek arzusu neşet etti. Birden miftah ona ilham edildi. O da nida etti ki: Sana itimat ediyorum ve herşeyi senin için terk ediyorum ve yalnız seninim ve seni istiyorum dedi.
Birden kuyu duvarı yarıldı. Şhne ve nezih bir bahçeye bir kapı açıldı. Arslan ve yılan da iki mut hizmetkra dönüp, onu o bahçeye girmek için davet ettiler. Hatta o arslan kendisine musahhar bir at mesabesine döndü.
İşte, ey hayal arkadaşım, bu iki kardeşin vaziyetlerini muvazene et:
Evvelki bedbaht, her vakit yılanın ağzına girmeye muntazırdır. Şu bahtiyar ise, meyvedar ve revnaktar bir bahçeye davet edilir.
Hem evvelki bedbahtın, elm bir dehşette ve azm bir korku içinde kalbi parçalanıyor. Bu bahtiyar ise, leziz bir ibret, tatlı ve mahbub bir havf ve şevk ve mrifet içinde garaibi seyrediyor.
Hem o bedbaht, vahşet ve yeis içinde azap çekiyor. Şu bahtiyar ise, ünsiyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor.
Hem o bedbaht, vahşi canavar düşmanların hücumlarına maruz bir mahpus hükmündedir. Şu bahtiyar bir aziz misafirdir ki, misafir olduğu melik-i kermin acip hizmetkrlarıyla ünsiyet ediyor.
Hem o bedbaht, zehirli leziz yemişleri yemekle azabını tcil ediyor. Zira o meyveler asıllarına müşteri olmak için nümunelerdir. Tatmaya izin var; hayvan gibi yemeye izin yoktur. Şu bahtiyar ise, tadar, işi anlar, yemesini tehir eder. Ve intizar ile telezzüz eder.
Eğer bedbaht kardeş olmamak ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kurnı dinle, mut ol, ona yapış ve itaat et. Eğer şu hikye-i temsiliyedeki dekaiki fehmettinse, hakikati ona tatbik et. Mühimlerini ben söyleyeceğim; incelerini de sen istihrac et.
Bak: O iki kardeş, ruh-u müminle ruh-u kfirdir; kalb-i salihle kalb-i fsıktır. O iki tarik ise, tarik-i Kurn ve iman ile tarik-i isyan ve tuğyandır. O yoldaki bostan ise, cemiyet-i beşeriye içinde muvakkat hayat-ı içtimaiyedir ki, şer ve hayır, çirkin ve güzel karışıktır. O sahr ise, arz ve dünyadır. O arslan ise, ölüm ve eceldir. O bir (kuyu) ise, beden-i insan ve hayattır. O altmış arşın derinlik ise, vasat ve ömr-ü galibi olan altmış seneye işarettir. O ağaç ise, müddet-i ömürdür. O beyaz ve siyah iki fare ise, gece ve gündüzdür. O ejderha yılan ise, ağzı kabir olan lem-i berzaha giden yoldur. O haşerat-ı muzırra ise, beliyeler ve musibetlerdir. O ağaçtaki yemişler ise, niam-ı dünyeviyedir ki, niam-ı uhreviyenin listesi ve ihzar edici müşabihleri, müşterileri meyve-i Cennete davet eden nümuneleridir. O ağaç, birliğiyle beraber başka başka yemişler vermesiyle, sikke-i kudrete ve htem-i rububiyete ve turra-i ulhiyete işarettir. çünkü, birşeyden herşeyi yapmak, bir topraktan, bütün meyveleri yapmak; bir sudan bütün hayvanları halketmek, bir basit gıdadan bütün cihazat-ı hayvaniyeyi icad etmek; hem herşeyi birşey yapmak, bir zihayatın yediği gayet mütebayin taamlardan bir lhm-ı mahsus ve bir cild-i basit nescetmek gibi sanatlar, ehad ve samed olan Sultan-ı Ezel ve Ebedin sikke-i hassasıdır, htem-i mahsusasıdır, taklit edilmez bir turrasıdır. O zehirli bir kısım meyveler ise, lezaiz-i muharremedir. O tılsım ise, sırr-ı iman ile açılan sırr-ı hikmet-i hilkattir. O miftah ise, Ey Allah! Kendisinden başka İlh olmayan Allah. ve Allah Odur ki; Ondan başka ibdete lyık hiçbir ilh yoktur. O Hayydır, ezel ve ebed hayat sahibidir. O Kayymdur, varlığı için hiçbir sebebe ihtiyacı olmadığı gibi, bütün eşya Onun yaratmasıyla ve tedbiriyle devam eder ve vücutta kalır, bek bulur kelimeleridir.
DEVAM EDECEK