KASTAMONU HAYATI (3)
Eklenme: 15.03.2011 00:00:00

Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan; elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten Lilalemîn Zatın mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir. Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalâlere ve ilhâda sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sekam-i kalbîdir. Meselâ: Kâfir ve münafıkların Cehennemde yanmalarını ve azab ve cihad gibi hâdiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kuranın ve edyân-ı semaviyenin bir kısm-ı azîmini inkâr ve tekzib olduğu gibi; bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Çünki, mâsum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârane şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedit bir gadr ve vahşi bir vicdansızlıktır. Ve binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i îmanı sû-i âkıbete ve müdhiş günahlara sevkeden adamlara şefkatkârane tarafdar olmak ve merhametkârane cezadan kurtulmalarına dua etmek; elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizliktir ve şenî bir gadirdir. Risale-i Nurda katiyyetle isbat edilmiş ki; küfür ve dalâlet, kâinata büyük bir tahkir ve mevcudata bir zulm-ü azîmdir ve rahmetin refine ve âfâtın nüzulüne vesiledir. Hatta deniz dibinde balıklar, cânilerden şekva ederler ki; "İstirahatımızın selbine sebeb oldular" diye rivayet-i sahiha vardır. O halde, kâfirin ve münafığın azab çekmesine acıyıp şefkat eden adamlar, şefkata lâyık hadsiz mâsumlara acımıyorlar. * * * Risale-i Nur, hakaik-i İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kati ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki: Îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolayı, Risale-i Nurdadır. Evet, on beş sene yerine on beş haftada, Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı tahkikîye isal eder. Bu fakir kardeşiniz, yirmi sene evvel kesret-i mütalâa ile, bazen bir günde bir cild kitabı anlayarak mütalâa ederken; yirmi seneye yakındır ki, Kuran ve Kurandan gelen Risale-i Nur bana kâfi geliyordu. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitapları da yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur, çok mütenevvi hakaika dair olduğu halde; telifi zamanında yirmi senedenberi ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lâzım gelir. Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum ve meşgul olmuyorum. Siz dahi, Risale-i Nura kanaat etmeniz lâzımdır; belki bu zamanda elzemdir!.. H H H Birinci Esas: Ehl-i imanın meyusiyetine karşı, istikbalde bir nur var diye müjde verdiğidir. Bir hiss-i kablelvuku ile Risale-i Nurun istikbalde, dehşetli bir zamanda, çok ehl-i imanın îmanlarını takviye edip kurtarmasını hissedip, o adese ile hürriyet inkılâbındaki siyaset dairelerine bakmış; tabirsiz, tevilsiz tatbike çalışmış, siyaset ve kuvvet ve kemiyet noktasında zannetmiş; doğru hissetmiş, fakat tam doğru diyememiş. İkinci Esas: Eski Said, bazı siyasi insanlar ve harika ediblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdadı hissedip, ona (istibdada) karşı cephe almışlardı. O hiss-i kablelvuku, tabir ve tevile muhtaç iken, bilmiyerek; resmî, zaif ve ismi bir istibdat görüp, o siyasi ve dahi edipler ona karşı hücum gösteriyorlardı. Halbuki onlara dehşet veren bir zaman sonra gelecek olan istibdatların zaif bir gölgesini, asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. Maksad doğru, fakat hedef hata. İşte Eski Said de eski zamanda, böyle acib bir istibdadı hissetmiş; bazı âsârında ona hücum ile beyanatı var. O müthiş istibdad-ı acîbeye karşı meşruta-i meşruayı bir vâsıta-i necat görüyordu. Ve hürriyet-i şeriyye, Kuranın ahkâmı dairesindeki meşveretle, o müthiş musibeti def eder" diye düşünüp öyle çalışmış. Hem "Münazarat Risalesi"nin ruhu ve esası hükmünde olan hâtimesindeki Medresetüzzehranın hakikatı ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur Medresesine bir zemin ihzar etmek idi ki, bilmediği halde ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. Bir hiss-i kablelvuku ile o nuranî hakikatı maddi suretinde arıyordu. Sonra o hakikatın maddi ciheti dahi vücuda gelmeye başladı.               Devam Edecek