Mektup: 215’in Devamıdır
Eklenme: 17.01.2024 00:00:00

Altıncısı: Bundan otuz sene evvel, Cenb-ı Hakkın inayetiyle, dünyada muvakkat şan u şeref ve enaniyetli hodfuruşluk ve şöhretperestlik ne kadar zararlı ve ne kadar fidesiz ve mnsız olduğunu, hadsiz şükür olsun ki, Kurnın feyziyle anlamış bir adam, o zamandan beri bütün kuvvetiyle nefs-i emaresiyle mücadele edip, mahviyet etmek ve benliği bırakmak ve tasannu ve riyakrlık yapmamak için, elinden geldiği kadar çalıştığına ona hizmet veya arkadaşlık edenler kat bildikleri halde ve yirmi seneden beri herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyade hüsn-ü zan ve teveccüh-ü ns ve şahsını medh ü sendan ve kendini mnev makam sahibi olduğunu bilmekten, herkese muhalif olarak bütün kuvvetiyle kaçtığını, hem has kardeşlerinin, onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o has kardeşlerinin hatırlarını kırması ve yazdığı cevab mektuplarında onların kendi hakkında medihlerini ve ziyade hüsn-ü zanlarını kırması ve kendini faziletten mahrum gösterip, bütün fazileti Kurnın tefsiri olan Risale-i Nura ve dolayısıyla Nur şakirtlerinin şahs-ı mnevsine verip, kendini di bir hizmetkr bilmesi kat ispat ediyor ki, şahsını beğendirmeye çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği halde, onun rızası olmadan bazı dostları uzak bir yerden, onun hakkında ziyade hüsn-ü zan edip medhetmek gibi bir makam vermesi ve Kütahya havalisinde tanımadığı bir vizin bazı sözleriyle ve Kütahyaya kendim hiçbir mektup göndermediğim halde ve benim imzamı taklitle ve medr-ı mesuliyet tevehhüm edilen bir mektupla ve kimin yazısı bilinmeyen dokunaklı bir kitap Balıkesirde bulunmasıyla, acaba hangi kanunla medr-ı mesuliyet olur ki, o biçare ve hasta, çok ihtiyar, garip ve münzev adamın odasına, bir cinayet işlemiş gibi kilidini kırıp taharr memurlarını sokmak, hem evradından ve levhalarından başka bahane bulamamak, acaba dünyada hiçbir kanun, hiçbir siyaset bu taarruza müsaade eder mi?

Yedincisi: Bu sırada, dahilde, o kadar dahil-haric heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifade etmek, yani mahdut birkaç arkadaşına bedel ve çok diplomatları kendisine tarafdar kazanmak için zemin hazırken, sırf siyasete karışmamak ve ihlsına zarar vermemek ve hükmetin nazarını kendine celb etmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki, Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, syişe dokunmayınız dediği ve bu iki cereyan bu çekinmesinden ona zarar verdikleri, eskisi evhamından, yenisi Bize yardım etmiyor diye ona çok sıkıntı verdikleri halde, ehl-i dünyanın dünyalarına hiç karışmayıp kendi hiretiyle meşgul olan ve memleketinde ve Nurs karyesinde öz kardeşine yirmi iki sene zarfında birtek mektup yazmayan ve o vilyetlerdeki dostlarına yirmi senede on mektup yazmayan bir biçareye, onun hiret meşguliyetine bu kadar ilişmek hangi kanun müsaade eder?

Bu vatana ve millete, ahlka çok zararlı olan dinsizlerin kitaplarının intişarına ve komünistlerin neşriyatlarına serbestiyet kanunu ile ilişilmediği halde, üç mahkeme medr-ı mesuliyet olacak, içinde hiçbir maddeyi bulmayan, millet ve vatanın hayat-ı içtimaiyesini ve ahlkını ve syişini temine yirmi seneden beri çalışan ve milletin hakik nokta-i istinadı olan lem-i İslmın uhuvvetini ve bu millete de dostluğunu iade ve takviyesine tesirli bir surette çabalayan ve Diyanet Riyasetinin uleması tenkit niyetiyle, Dahiliye Vekilinin emriyle üç ay tetkikten sonra tenkit etmeyerek tam kıymetini takdir edip, kıymettar eser diye Diyanet kütüphanesine konulan Zülfikar ve As-yı Ms gibi Nur eczalarını evrak-ı muzırra gibi toplayıp mahkeme eline vermeye acaba hiçbir kanun, hiçbir vicdan, hiçbir insaf, buna müsaade eder mi?

Sekizincisi: Yirmi sene sıkıntılı ve sebepsiz bir nefiyden sonra tam serbestiyet verildiği halde, binler akraba ve ahbabı bulunan doğduğu memleketine gitmeyerek gurbeti, kimsesizliği tercih ederek, t ki dünyaya ve hayat-ı içtimaiyeye ve siyasete temas etmesin ve çok sevaplı olan camideki cemaatin hayrını bırakıp, odasında yalnız namazını kılıp oturmasını tercih eden, yani halkın hürmetinden çekinmek olan bir hlet-i ruhiyeyi taşıyan ve yirmi sene hayatının şehadetiyle, yüz binler Türk, kıymettar zatların tasdikiyle, bir dindar müttak Türkü, lkayt çok Kürtlere tercih eden, hatt mahkemede Hafız Ali gibi kuvvetli imanı bulunan Türk kardeşlerini yüz Kürde değiştirmediğini ispat eden ve hürmet ve ihtiram görmemek için zaruret olmadan halklarla görüşmeyen ve camie gitmeyen ve kırk seneden beri bütün kuvvetiyle ve srıyla İslmiyetin uhuvvetine ve Müslümanların birbirine muhabbetine çalışan ve şedid düşmanına karşı menf hareket etmeyen ve hatt onunla meşgul olmayan, bedduayı dahi etmeyen ve Türk milleti Kurnın bayraktarı ve sen-yı Kurnye mazhar olduğu için o milleti çok seven ve hayatını onların içinde geçiren bir adam hakkında, resm lisanıyla ihanet için bir propaganda yapmak, dostlarını ürkütmek için O Kürttür, siz Türksünüz; o Şfidir, siz Hanefsiniz deyip halkları ürkütüp, ondan çekinmeyi ve yirmi iki senede ve iki mahkemede tarz-ı kıyafet değiştirmeye mecbur edilmeyen ve şapkanın yarı askerin başından kalkmasıyla beraber münzev bir adama zorla şapka giydirmeye cebretmesi, hangi kanun buna müsaade eder?

Dokuzuncusu: çok mühimdir, çok kuvvetlidir. Fakat siyasete temas ettiği için sükt ediyorum.

Onuncusu: Bu da hiçbir kanun müsaade etmediği ve hiçbir maslahat bulunmadığı, yalnız mnsız evhamdan bir habbeyi kubbeler yapmaktan ibaret hiçbir kanuna girmeyen bir taarruzdur. Bu da mesleğimizce bakamadığımız siyasete temas etmemek için sükt ederek böylece on vecihle kanunsuz muamelelere karşı yalnız Allah bize yeter; O ne güzel vekildir deriz.

Said Nurs