Aziz sıddık çalışkan kardeşim, Senin gördüğün vazife-i Kurâniyenin hepsi mübarektir. Cenab-ı Hak sizi muvaffak etsin, fütur vermesin, şevkinizi arttırsın. Uhuvvet için bir düstûr beyan edeceğim. O düstûru cidden nazara almalısınız. Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackârâne ittihad gittiği vakit, mânevi hayat da gider. Bilirsiniz ki; üç elif ayrı ayrı yazılsa, kıymeti üçtür; tesanüd-ü adedi ile yazılsa, yüz onbir kıymetinde olduğu gibi, sizin gibi üç dört hâdim-i Hak, ayrı ayrı ve taksimül-amâl olmamak cihetiyle hareket etseler; kuvvetleri üç-dört adam kadardır. Eğer hakiki bir uhuvvetle, birbirinin faziletleriyle iftihar edecek bir tesanüdle, birbirinin aynı olmak derecede bir tefani sırriyle hareket etseler, o Isparta değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz Makinenin çarkları birbirine muavenete mecburdur. Birbirini kıskanmak değil, belki bilâkis birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Şuurlu farzettiğimiz bir çark, daha kuvvetli bir arkı görse memnun olur; çünkü vazifesini tahfif ediyor. Hak ve hakikatın, Kurân ve imanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zatlar; kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar olur, şükreder. Sakın birbirinize tenkid kapısını açmayınız. Tenkid edilecek, kardeşlerinizden hariç dairelerde çok var. Ben nasıl meziyetinizle iftihar ediyorum; o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan mennun oluyorum; kendimindir telâkki ediyorum. Siz de üstadınızın nazariyle birbirinize bakmalısınız âdeta her biriniz, ötekinin faziletlerine nâşir olunuz. Said Nursî
* * *
Sevgili ve Muhterem Üstadım, "Söz"lerinizin, yani risalelerinizin her biri, birer deva-yı azîmdir. "Söz"lerinizden, pek çok feyiz alıyorum. O kadar ki, okudukça tekrar etmeyi istiyorum. Ve tekrarında duyduğum ilâhi bir zevki târif edemeyeceğim. Bugün "Söz"lerinizden değil hepsini, bir tanesini alan insafla okursa hakkı teslime; ve münkir ise, gittiği yolu terke; fâsık ise; tövbeye mecbur olacağına katiyyen ümitvarım Husrev
* * *
Nur Risalelerine çok müştak ve onların mütalâasından intibaha gelen bir doktora yazılan mektuptur: Merhaba, ey kendi hastalığını teşhis edebilen bahtiyar doktor, samimi ve aziz dostum! Senin hararetli mektubunun gösterdiği intibah-ı ruhî, şayan-ı tebriktir. Biliniz ki, mevcudat içinde en kıymettar, hayattır; ve vazifeler içinde en kıymettar, hayata hizmettir; ve hidemat-ı hayatiye içinde en kıymettar, hayat-ı fâniyenin hayat-ı bakiyeye inkılab etmesi için sayetmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bakıyeye çekirdek ve mebde ve menşe cihetindedir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek; âni bir şimşeği, sermedi bir güneşe tercih etmek gibi bir divaneliktir. Hakikat nazarında herkesten ziyade hasta olan, maddi ve gafil doktorlardır. Eğer eczane-i kudsiye-i Kurâniyeden tiryak-misal imani ilaçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedavi ederler. İnşâallah, senin şu intibahın senin yarana bir merhem olacağı gibi, seni dahi doktorların marazına bir ilâç yapar. Hem bilirsin; meyus ve ümitsiz bir hastaya mânevi bir teselli, bazen bin ilaçtan daha nâfidir. Halbuki tabiat bataklığında boğulmuş bir tabib, o biçare marizin elim yesine bir zulmet daha katar. İnşâallah, bu intibahın, seni öyle biçârelere medar-ı teselli ve nurlu bir tabib yapar. Bilirsin ki ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, malûmatın içinde ne kadar lüzumsuz, faidesiz, ehemmiyetsiz odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte, o fenni malûmatı, o felsefi maarifi; faideli, nurlu, ruhlu yapmak çaresini aramak lazımdır. Sen dahi, Cenab-ı Haktan bir intibah iste ki; senin fikrini, Hakim-i Zülcelalin hesabına çevirsin, o odunlara bir ateş verip nurlandırsın; lüzumsuz maarif-i fenniye, kymettar maarif-i İlâhiye hükmüne geçsin. Zeki dostum! Kalb çok arzu ederdi; ehl-i fenden, envar-ı imaniyeye ve esrar-ı Kurâniyeye iştiyak derecesinde ihtiyacını hissetmek cihetinde Hulûsi Beye benzeyecek adamlar ileri atılsın. Hem madem, Sözler, senin vicdanınla konuşabilirler; her bir Sözü, şahsımdan değil, belki Kuranın dellalından sana bir mektuptur ve eczahane-i kudsiye-i Kurâniyeden birer reçetedir farzet. Gaybubet içinde, hâzırane bir müsahabe dairesini onlarla aç. Hem arzu ettiğin vakit bana mektup yaz; ben cevap vermesem de gücenme. Çünkü eskiden beri mektupları pek az yazarım. Hattâ üç senedir, kardeşimin çok mektuplarına karşı, bir tek cevap yazdım. Said Nursî