SEKİZİNCİ Kısım: ISPARTA hayatı-29
Eklenme: 14.02.2025 00:00:00

Meşhur ve harikulde bir eser olan yetül-Kübr risalesinden:

Risale-i Nur, yalnız cüz bir tahribatı ve bir küçük hneyi tmir etmiyor; belki küll bir tahribatı ve İslmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kalayı tamir ediyor. Ve yalnız husus bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm eden müfsit letlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumyi ve efkr-ı mmeyi ve umumun ve bahusus avm-ı müminnin istinadghları olan İslm esasların ve cereyanların ve şeairlerin kısmen kırılmasıyla bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyeyi, Kurnın iczıyla ve geniş yaralarını, Kurnın ve imanın ilçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor. Elbette, böyle küll ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakn derecesinde, dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve binler tiryak hsiyetinde mücerreb ilçlar ve hadsiz edviyeler bulunmak gerektir. İşte bu zamanda, Kurn-ı Mucizül-Beynın icz-ı mnevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber; imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medar olmuştur ve olmaktadır.

Aziz kardeşlerimiz,

Yüzlerce ulemnın susturulduğu ve din neşriyatın yaptırılmadığı ve Kurnın hakikatlerini beyan ve tebliğ etmeye dinen muvazzaf oldukları halde cebren yaptırılmadığı ve din adamlarının imha edilmesi gibi dehşetli ve tarihin görmediği bir hengmda, Kurn ve iman ve İslmiyeti yıkmak plnlarının tatbik edildiği en müthiş bir devirde ve küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin en azgın bir zamanında, Bediüzzaman Said Nurs, Kurn ve iman ve İslmiyetin fedakr ve pervasız bir müdafii ve muhafızı olarak cihad-ı diniye meydanında yegne şahıs olarak görülmüştür. Evet, Bediüzzaman, devletlere, milletlere mukabil, değil yalnız bir yerdeki firavunlara, bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başıyla meydan okumuş ve okuyor. Ve Kurn hakikatlerini eşedd-i zulüm ve istibdad-ı mutlak içerisinde neşrediyor. Vazifemiz çalışmaktır. Bizi galip etmek, mağlp etmek, muvaffak etmek ve Nurları kabul ettirmek Cenb-ı Hakka aittir. Biz, vazife-i İlhiyeye karışmayız demiş ve tarihte misline rastlanmayan zulüm ve işkenceler içerisinde çok zalimne muameleler görmüş ve kapısında jandarma ve polis bekletilmek suretiyle Cuma namazına dahi gitmekten men edilmiş ve bütün bu tarih faciaları kapatmak ve kimseye işittirmemek için de sıkı bir takyidat altına alınmıştır.

İşte, böyle ağır şartlar içerisinde Risale-i Nuru Hazret-i Üstadımız inayet-i İlhiye ile telif edip, ekserisini Kurn harfleriyle ve el yazısıyla neşretmiştir. Böylelikleaynı zamandaKurn hattını da muhafaza etmiş ve yüz binlerle Müslüman Türk gençleri Risale-i Nuru okuyabilmek için mukaddes kitabımız olan Kurnın yazısını öğrenmek nimet ve şerefine nail olmuşlardır. Üstadımız, malik olduğu kuvvet-i iman ve ihls-ı tamme ile, hakaik-i Kurniye ve imaniyeyi avam ve havas talebelerinin umumunun istifade edebileceği ve asrın anlayışına uygun yepyeni bir tarz-ı beyanla ifade ve izhar etmiştir. Böylece, Risale-i Nur gibi tap taze ve parlak ve yüksek bir tefsir-i Kurnyi inayet-i Hakla meydana getirmiştir.

Bu hrikulde eserlerdir ki, bu vatan ve milleti dinsizlik ve komünistlikten muhafaza etmiştir. Hem şeair-i İslmiyenin cebren kaldırıldığı ceberut devrinde, dünya hatırı için kendini mecbur zannederek o kuds şeairden fedakrlık yapanların ve din zararına hareket edenlerin ve İslmiyete muhalif fetvalara ve bidalara mecbur edilenlerin çokluğu zamanında, Bediüzzaman, ne lisan-ı halinde, ne lisan-ı kalinde ve ne de fiiliyatında o kadar zulümler çektiği ve idamlarla tehdit edildiği halde, en küçük bir değişiklik bile yapmamıştır. Bilkis, Ecel birdir, tagayyür etmez. Ölüm, bu lem-i fenadan lem-i bekaya ve lem-i nura gitmek için bir terhistir deyip mücadeleye atılmış; bidaları tanıtan ve durduran ve şeair-i İslmiyeyi muhafaza eden ve sünnet-i seniyeyi ihy eden eserleri perde altında otuz seneden beri neşretmiş ve muhitinde, deta Devr-i Saadetin bir cilvesini yaşatmıştır. Bir sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için, işkenceli bir inzivayı ihtiyar etmiştir. Otuz seneden beri milyonlara hükmeden dinsiz ve emsalsiz bir istibdad-ı mutlak, Bediüzzamanı hiçbir cihetten hiçbir vakit hükmü altına alamamış, bilkis zalim müstebitler ona mağlp olmuşlardır.

Risale-i Nur, taklid imanı tahkik imana çevirip, imanı kuvvetlendirip, iki cihanın saadetini kazandırıp, hüsn-ü htimeyi netice verir. En büyük dinsiz feylesofları da ilzam etmiştir. Risale-i Nurun bir hususiyeti de şudur ki: Diğer mütekellimne muhalif olarak, ehl-i dalletin menfliklerini zikretmeden, yalnız müsbeti ders vererek, yara yapmaksızın tedavi etmesidir. Bu itibarla, bu zamanda Risale-i Nur, vehim ve vesveseleri mahvediyor; akla gelen sualleri, istifhamları, nefsi ilzam, kalbi ikna ederek cevaplandırıyor.

Risale-i Nur, hem aklı, hem kalbi tenvir eder, nurlandırır; hem nefsi musahhar eder. Bunun içindir ki, yalnız akılla giden ehl-i mektep ve ehl-i felsefe, ve kalb yoluyla giden ehl-i tasavvuf, Risale-i Nura sarılıyorlar. Ve ehl-i mektep ve felsefe anlıyorlar ki, hakik münevverlik, akıl ve kalp nurunun mezciyle kabildir. Yalnız akılla gitmek, aklı göze indiriyor. Bu hal ise, bir kanadı kırık olanın mahkm olduğu sukutu netice veriyor. İhlslı, hlis ehl-i tasavvuf idrak ediyor ki, demek zaman eski zaman değildir; böyle bir zamanda, hem kalble, hem akılla bizi hakikat yolunda götürecek ve hakikata vsıl edecek Kurn bir yol lzımdır ki, biz zülcenaheyn olabilelim. İntibaha gelmiş olan ehl-i medrese vkıf oluyorlar ki, eski zamanda medrese usulüyle on beş senede elde edilebilen iman ve İslm netice, bu zamanda, Risale-i Nurla on beş haftada elde edilebiliyor. Üstadımız buyuruyorlar ki: Bir sene Risale-i Nur derslerini anlayarak ve kabul ederek okuyan kimse, bu zamanın mühim ve hakikatli bir limi olabilir.

DEVAM EDECEK