Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

15 TEMMUZ 2016!

Evet, sevgili okurlar.

Mutat olarak her 11 yılda bir darbe girişimlerinin Türkiye’de var olabilmesi aşikârdır.

Bu kez strateji mi değişti, politika icabı mı oldu?

Birilerinin gizli kalması için Fethullah Gülen’in devreye sokulması mı gerekiyordu?

Tabi bilemiyoruz.

Ama olan oldu bizlere...

Yani bir gecede 251 insanımız şehit oldu.

Buna rağmen bu millet, başta Cumhurbaşkanını ve iktidarı yalnız bırakmadı.

Kanlarına, canlarına mal olmuş büyük bir harekâtla o kirli 15 Temmuz darbe girişimini geri püskürttü.

Ve ülke insanıyla beraber, devletiyle-milletiyle beraber rahat bir nefes aldı.

Eğer püskürtülmemiş olsaydı, 251 şehidin kanı heba olmuş olurdu.

Allah korusun.

Türkiye şimdi başka yörüngelere girmişti.

Lakin bize göre çok büyük bir ustalıkla bu kirli, hain darbe teşebbüsünün üzerine giydirilen kaftan, apayrı bir kaftandır.

Aslında gerçeğin temeline inersek; bu 15 Temmuz, 28 Şubat’ın bir uzantısıydı veya bir intikam alma hareketiydi.

Ancak çok büyük bir ustalıkla Fethullah Gülen’i, yani nam-ı diğeri FETÖ’yü rahatlıkla devreye koydular.

Ve yine o kirli teşebbüsün, darbeci girişimin sayesinde Kemalizm ve laiklik savunucuları rahat nefes almış oldular.

Zira FETÖ’yü kandırıp devreye sokmamış olsaydılar, yine aynı 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat gibi darbeler olacaktı.

Doğrusu yeraltından geçen telsiz telefon şebekeleri gibi, bize göre FETÖ ile 28 Şubatçıların gizli bir ittifakı vardı...

Bir şeyler yapmanın gayreti içerisine; ittifakla girdiler.. Ama başaramadılar...

Yine o ustalığın başka bir versiyonuyla birbirine sırt çevirdiler, düşman gibi gözüktüler.

Ancak, “sille-i hudanın sesi yoktur, bir vurdu mu da devası yoktur.”

Halkın büyük dualarıyla, bu kirli girişimin müteşebbislerine çok ağır bir darbe vuruldu.

Şiddetli bir tokat yediler.

Emellerini kursaklarında bıraktılar...

Allah’a şükürler olsun.

Dört yıl sonra bu kez Erdoğan’ın bütün dünya kamuoyu nezdinde yedi düvele meydan okuyarak dik durmasıyla, 86 yıl önce kapatılan müzeye çevrilen Ayasofya Camisini açma isteği de az öz bir şey değildir..

Zaten Sayın Erdoğan da bunu çok iyi biliyor.

Zira “Ayasofya Camii olarak açılsın” diye seslenen bir vatandaşa “Önce Sultanahmet’i doldurun ondan sonra ona bakarız” diye tepki göstermiş ve şöyle demişti:

“Bak şimdi Büyük Çamlıca Camii’ni yaptık. 4 tane, 5 tane Ayasofya eder.

O kadar büyük.

60 bin kişiyi alabilecek kapasitede.

Ve Anadolu Yakası’nda tüm İstanbul’da ve Türkiye’de en büyük camii oldu.

Önce oraları doldurun.

Bu işin bir de siyasi boyutu var.

Bu oyunlara gelmeyelim lütfen.

Bunların hepsi tezgah.

Biz ne zaman, neyin, nasıl yapılacağını çok iyi biliyoruz.”

(16 Mart 2019)

Sayın Erdoğan Tekirdağ mitinginden birkaç gün sonra gençlerle birlikte bir televizyonda  “Seçim Özel” programına katıldı.

O programda bir vatandaş “Ayasofya açılsın” diyerek mevzuyu gündeme getirdi...

Ayasofya ibadete açılsın taleplerini “oyun” olarak gördüğünü söyleyen Erdoğan özetle şunları söyledi.

 “Bunları da aşmak bizim için sorun değil ama getirisi götürüsü nedir?

Bunun bir götürüsü var.

Onun faturası çok daha ağır.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bizim binlerce camimiz var.

Ayasofya ibadete açılsın diyenler acaba o camilerin başına ne gelir düşünüyor mu?

Bunları düşünmeden söylüyorlar.

Bunlar dünyayı tanımıyorlar.

Muhataplarını bilmiyorlar.

Ben bir siyasi lider olarak bu oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim.

Bu oyunlara gelmeyelim.

Bunların hepsi tezgah.” (18 Mart 2019)

Tüm bunlara rağmen, Cumhurbaşkanı bir yıl sonra Temmuz ayında, hem de 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin yıl dönümünden beş gün önce böyle bir karar alması, gerçekten şayan-ı tebriktir.

Ve hem darbe girişimcilerine, hem de yıllardan beri darbeci 28 Şubatçılara ve hem de FETÖ’nün basmakalıp aldatmaca anlayışına karşı bu zafere karar vermiş ve kazanmıştır.

Öyle inanıyoruz ki Başkan Erdoğan’ın siyaset dünyasında bugüne kadar attığı her adım, sağlıklı adımlar olmuştur.

Başarılı adımlar olmuştur.

Rastgele bir lider değil, bilakis tam bilen bir devlet başkanıdır.

Her halükarda insandır.

Fıtrat kanununa göre herkesin eksik ve noksanlıkları, nisyan ve isyanları söz konusu olabilir.

Ama ne mutlu o insanlara ki iyilikleri, yanlışlarına ağır bassın.

Her ne kadar bir yıl önce Cumhurbaşkanı, görülen lüzum üzerine bunları söylemiş ise de bugünkü icraatı meydanda, elimizde mevcuttur.

Kamuoyu çok iyi biliyor ve iyi niyet besliyor.

Ancak tüm bunlara rağmen diyoruz ki Türkiye’nin sorunu artık bunlar değil, en büyük sorunlar şunlardır;

Ağır ekonomik sıkıntılar var.

Toplumsal ahlaki çöküntüler var.

Türkiye, sorunlarına çözüm üretemiyor, bir gelecek vaat edemiyor, toplumun geniş kesimlerine yayılan adalet sorunları var.

Var da var.

Hele hele özellikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki bazı baroların baronları tarafından bu kutsal meslek, kirlenmiş durumda.

Savunma erki olarak çok yanlışlar yapılıyor.

Adliyenin kapısından cezaevi kapısına kadar kişisel rant, para kazanma anlayışı diz boyu.

Ve devlete karşı kazançtan doğan vergi vermemek için kayıt dışı para kazanılıyor.

Ve bu para nereden geliyor, nasıl tüketiliyor, nereye gidiyor, nasıl aklanıyor?

Yine bu soruları da o hukukçulardan sormak lazım.

Devletin, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Adalet Bakanının bu işe çare bulması gereği bulunmaktadır.

En derin saygı ve sevgilerimle...