Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

GERÇEK HÜRRİYET VE ÖZGÜRLÜK İSLAM’DADIR!

Evet, sevgili okurlar.

Bu köşede siz değerli okurlarımızla yıllardan beri yapmış olduğumuz sohbetlerin nerdeyse tümü; “insan haklarıyla” ilgilidir.

İnsan temel hak ve özgürlüğüyle ilgilidir.

Gerçek hürriyet sınırlı hürriyettir...

Sınırsız hürriyet, hayvanlaşma hürriyetidir.

Keza demokrasi ve özgürlükler silsilesi de bundan ibarettir.

Mutlak, önü açık, bağımsız hürriyet, özgürlük sayılamaz.

Çünkü bunları müştereken ve müteselsilen, insanlıktan nasibini almayan insanlık dışı kirli ideolojilere inanan anlayışlar "yaldızlayarak" sunmaktadırlar..

Sınırsız hürriyete demokrasi derler.

Özgürce yaşam derler.

Oysaki böylesine hürriyet, demokrasi, insan temel hak ve özgürlüğüne aykırı olduğu gibi, özgürlüksüzlüğü dayatır, köleleştirir ve insanları yavanlaştırır…

Bu itibarla hürriyet, yani sınırsız bir serbestiyet, toplumu ruhen yozlaştırır, hayvani bir hayatla baş başa bırakır.

Siyasilerimiz her ne kadar buna demokrasi diyorlarsa da tam tersine anti-demokratik neticeleri doğrur..

Kişileri mutlak köleliğe götürür.

Hem de müstebit zalimlerin zulmünü kabul ettirme mecburiyetine köle eder!…

Adeta hürriyet ve demokrasi adı altında mutlak bir köleleştirme sistemini oluşturur…

Toplumu temel değerlerinden, medeniyetten uzaklaştırır..

İlahi kudrede inanmaz, beşeri fikriyatın biatkarı olur!...

Nitekim, tarih boyunca, yani yakın tarihimize baktığımızda yüce İslam dinini kendi ümmetine unutturup, mutlak hürriyet adı altında nice toplumlar, bağımsız, özgürce yaşama algısıyla beşeri sistemlere bağlayıp batıl ve sefil sistemlere hizmetkâr ettiğini görüyoruz…

Dolayısıyla İslam dünyasındaki bir çok toplum, benliğinden uzaklaşmış oluyor..

Ki batı dünyasının, İslam dünyası üzerindeki tahakkümünün de hızla artması ve yayılması da bundandır!…

***

Hep ifade etmişimdir.. Ki bir kez daha, ifade edersek…

İslam dünyası, bağımsız ve sınırsız bir hürriyetten kendini arındırmadığı müddetçe; "iki yakasını" bir araya getiremez…

Yani serbestiyet adına sınırsız saldırgan bir hürriyete inanıp yaşamaya devam ederse, hiç kimse kimseyi kandırmasın, o anlayışa sahip topluma, kişiye "İslama intisap etmiş Müslüman" denilemez…

Hele ki, güçlünün gücüne dayanarak mağdur ve mustazaf insanlara zulmeden müstebitlerin tahakkümünden de kendini kurtaramaz.

Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretlerinden; "istibdadın ve meşrutiyetin" ne olduğunu sorarlar?

Bediüzzaman şöyle cevap verir;

“Elcevap: İstibdat, mezalimdir, tahakkümdür, zulümdür ve dayatmadır.

Keyfi bir muameledir.

Kuvvete isnat ile cevherdir.

Allah’a değil sadece kendi gücüne dayanarak “ben güçlüyüm” diye sanan insanlar, kendini tahakkümden kurtaramaz.

Kuvvete istinat eden cebirdir ve rey-i vahittir.

Suiistimalata gayet müsait bir zemindir.

Orada zulmün temeli vardır.

İnsaniyetin mahisidir (yok edicidir.)

Sefalet derelerinin esfelis-safilinine insanı tekellendirir.

Ve âlem-i İslamiyet’i zillet ve sefalete düşürür.

Husumeti uyandıran ve İslamiyet’i zehirleten, hatta her şeye sirayet ile zehrini atan o derece ihtilafatı beynel-İslam ika edip mu’tezile, ceberi mercie gibi dalalete ayrılan fırkaları tevlid eden, istibdattır...”

Ve buna da mutlak bir demokrasi denir.

Ama bunun altında her şey yatar...

* * *

Evet, sevgili dostlar.

İşte İslam dünyası bugün hür değildir.

Özgür değildir.

Her ne kadar bir İslam ülkesi olarak Türkiye’de şekli olarak ibadetler yapılıyorsa da fakat hükmen ve zımnen İslam vardır diye düşünülemez.

Bugünkü yaşanmakta olan İslamiyet, hiçbir zaman İslamiyet olamamıştır, olamaz da.

Zira bütün haçlı emperyalistlerin, talim ve direktifleri altında bir yaşam halini kendine beğendirmiştir.

I. Dünya Savaşından sonra, İngilizler İstanbul’u istila ettikten sonra, İslam Dünyasını devletçiklere dönüştürüp, İngilizlerin direktifleriyle devletler biçimlendirildi.. Ama hiçbir zaman; "mutlak, özgür, hür bir devlet" olamadılar..

Ki olamazlarda!?.

Zira o hain müstebit güç, gelip İslam ülkelerini işgal ettiğinde; "zehrini" akıttı…

Bilmiş olalım ki; "İslamiyeti yok etmek için" geldiler..

Nitekim hal-i âlem meydanda.

1924’ten bugüne kadar Türkiye kendini darbelerden arındıramamıştır.

Darbe demek milleti emperyalizme köleleştirmek demektir.

Masonik kafaların silahlı kuvvetlerin bünyesine yerleşip, İslam aleyhine menfi propaganda yapıp, kendilerini suret-i haktan göstererek gah Kemalizm’le övünme, gah laikçilikle övünme vs. vs.

Görüyoruz ki tamamıyla içi boşaltılmış, sadece iskeleti kalmış bir demokrasiden bahsediliyor.

Bu da hiçbir zaman millete yarar getirmediği gibi aldatıcı olmuştur..

Nifak tohumlarının ekmesine vesile olmuştur..

Şu Mısır’ın hali pür melaline bakalım.

1800’lü yıllardan günümüze dek gerek Fransa olsun, gerek İngiltere olsun, onların köleliğinden ve onlar adına çalışıp İslamiyet’i vurmaktan başka bir çareleri olmamıştır.

Ve buna da; "özgür" yaşam deniyor.

Tam tersine yaşamsızlık ve özgürlüksüzlük var?

* * *

Bakınız,

Televizyon ekranlarında göründüğü gibi, dün ABD Devlet Başkanı Donald Trump, Mısır’ın katil ve darbeci Abdulfettah Sisi’yi huzuruna çağırıyor ve elini koluna vuruyor, saygı gösteriyor.

Onu takdir ediyor.

Çünkü karşısına almış olduğu kişi, her ne kadar İslam ismini taşıyorsa da hiçbir zaman Müslüman olmamakla beraber, haçlıların ve Siyonistlerin direktifliği altında ülkesini onların nam-ı hesabına yönetiyor…

On binlerce Müslüman’ı katlettiler..

Donald Trump ona diyor ki "senin yaptığın her şey doğrudur ve güzel şeylerdir.

Elbette ki sen kendi iktidarını koruma altına almak için Mısır halkına güvenemezsin.

Sen o isyankarları öldürmüşsün, iyi etmişsin."

O Sisi de kemal-i inkıyat ve saygıyla huzurunda tebessüm ederek, bir kölenin bir padişahın huzurunda olması gibi kendini bu şekilde lanse etmiştir.

Ama ey Âlem-i İslam neredesin diyen yok?

İşte bakınız, o sahtekar darbeci general ne yazık ki, Mısır’ın kurtarıcısı, kollayıcısı ve atası durumunda kendini görüyor...

Çünkü onu pohpohlayan dış mihraklar vardır..

Türkiye’mizde de aynısı yaşanmadı mı?

Ve hala da yaşanmıyor mu?

Yorum siz değerli kardeşlerimize aittir.

En derin saygı ve sevgilerimle.

Hayırlı cumalar…