Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BU BÖLGEDE DEVLET İMKÂNLARIYLA MUHALEFET PROPAGANDASI MI YAPILIYOR?!

Evet, sevgili okurlar.

Cuma günkü yazımızda uzun uzadıya bazı serzenişlerde bulunmuştuk...

Sohbetimize de başlık olarak; “BİZDEN DOSTÇA UYARI” ifadesini kullanmıştık...

Dedik ki; “Dost acı söyler..”

Sohbetimizi de şu cümleyle sonlandırmıştık..

Bölgemizde, Diyarbakır’ımızda olup bitenleri yazdık ve yazmaya da devam ediyoruz.

Ne yazık ki, yaşanan ve yaşatılanlara baktığımızda, “suçlu kim?” arayışına giriyor isek de suçluyu bulmak imkânsız...

Her şey mubah, her şey muamma!...

İşte böylesi bir haldir ki almış başını gidiyor.

Bu serzenişlerimiz, dostça uyarılarımız, eleştirilerimiz her ne kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya hatta Diyarbakır’ımıza yönelik tahsis ediyor isek de oysaki hedef bir genellemedir..

Yani tüm Türkiye’yi kapsamaktadır...

Dedik ya, suçlu arayışına girdiğimiz zaman suçluyu bulmak imkansız!...

Somut bir gerçek vardır ki, o da kokuşmuş mevcut sistemin varlığıdır.

***

Değerli okurlar...

İçimize enjekte edilmiş, yüz yıl önce ithal edilmiş, Frenk orijinli, yani batı emperyalizm projeleri, bizi “kemirmeye” çökertmeye, bölüp, parçalamaya devam ediyor...

Dün olduğu gibi bugün de..

O gün haçlı emperyalist ülkeler idi..

Bugün Amerika onları temsil ederek, görev üstlenmiş durumda...

Ki Yunanistan’ı temsil ediyor desek de yerindedir.

Ki İsrail temsil ediyor desek de yerindedir.

İslam dünyasına karşı, hamleler geliştiriyorlar...

Özellikle de İslam dünyasının lideri konumundaki Türkiye’ye “diş biliyorlar?..”

Nitekim, yakın tarihimizi anlatan çok önemli duayen tarihçiler bu minvalde, önemli tespitlerde bulunuyorlar..

Kalemleri hep hakikatleri yazıyor.

Yanlış yok diye düşünüyoruz.

Evet.

Cihanşümul bir devleti yok etme projelerini hayata geçiriyorlar.

Bunlar, devasa bir İslam coğrafyasını “nasıl yok” edebiliriz projeleri...

Yüce İslam dinini içten dinamitleyerek İslamiyet’i ve toplumu birbirinden uzaklaştırma gayretini içeriyor...

Bunu da, laiklik adı altında yapıyorlar...

Yani sekülarist bir anlayışın hâkimiyetiyle zemin buluyorlar.

Ya da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gölgesine sığınarak onu istismar ederek, Atatürkçülük adı altında toplumu tümüyle dinden uzaklaştırma, gençliği ruhen, zihnen ve kalben yozlaştırma projeleriyle hedeflerine ulaşma gayretindedirler..

Kısacası, “Kimin eli kimin cebinde” bilinmezliği içerisinde toplumu bunaltma projelerini uygulamaya sokuyorlar.

Fırka-i milliye adı altında CHP’ye çevrilen isim ve kurulan parti; kökten milli olmamakla beraber, tümüyle dış mihrak orijinli parti anlayışıyla yönetilen bir Türkiye projesi olduğunu da unutmamak gerekir...

Mevcut darbeci anayasanın himayesiyle!...

Projelerinde değişmez kural; 10 yılda bir darbe organizasyonlarını tertip etmek...

Tüm bunların hepsini sıralarsak bir çerçevede toparlayıp geniş bir pencereden bakarsak, her şeyi net olarak görebiliriz..

Okuruz, öğreniriz ve bilgileniriz...

Hem de yanılmadan, dürüstçe, olup bitene vakıf oluruz...

***

Başta dedik ya; bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi.

Güneydoğu Anadolu’da ve Diyarbakır’ımızda nerdeyse AK Partinin siyasetini temsil eden, varlığını gösterebilen bir siyasetçi bulamayacak kadar şanssızlıklarla karşı karşıyadır vatandaş.

“Düşenin boynu kopsun” anlayışıyla vatandaş çok tedirgin.

Hele hele şu belediyelerin başına getirilen kayyım gerçeği, ne yazık ki nerdeyse HDP’nin belediyelerinin varlığına rahmet okutuyor.

Hal böyle mi olacaktı?

Kesinlikle böyle olmamalıydı.

Şovmenlik.

Hep “ben biliyorum, kimse bilmez” örneğiyle yola çıkma var.

Despotça devletin makamını kötüye kullanma gibi haller ve hareketler var.

Bir Diyarbakırlı olarak biz bunları çok geçirdik.

Yukarıda dedik ya;

“Kimin eli kimin cebinde belli değil” misaliyle yola çıkarsak, her gün biraz daha gerçekler tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.

Bu millet, devletten güven istiyor, hizmet istiyor, huzur istiyor, mutluluk istiyor.

Eğer belediyeler vatandaşın arsalarına, arazilerine el koyarcasına “sana imar veriyorum, ama yüzde 50’sini, yüzde 45’ini senden kesiyorum” diye dayatıyorsa, bu hem görevi hem de devletin nüfuzunu kötüye kullanmak demektir...

Denir ya despotça yönetim..

HDP’liler de öyle yaptılar.

Ama ömürleri yetmedi.

Malum, Gültan Kışanak’ın yerine gelen kayyım Cumali Atilla, Gültan hanıma rahmet okuttu...

Gültan hanım fikren, her şeyden evvel inançlı bir bayan değildi.

Tam tersine inançsızlık içerisinde ruhen yoğrulup gitmişti.

Rafızîlik anlayışına sahipti, inkârcıydı.

Ama kişisel rantı düşünmüyordu.

Kendine sıradan bir koltuk koymuştu, Belediye Başkanlığı yapıyordu.

Vatandaşa “bugün git yarın gel” demiyordu.

Kendi yandaşlarına büyük hizmet yapıyordu.

“O inançta olmayan vatandaşların boynu kopsun” anlayışına sahipti.

Ama zaten tıyneti belliydi.

Onun için devletten yardım istedi Diyarbakırlılar.

İktidar yerel bir siyasetçinin düşüncesinin egemenliğine inanan Cumali Atilla’yı kayyım olarak Büyükşehir Belediyesinin başına getirdi.

Ama ne yazık ki onun makamındaki istirahat odası, lavabo ve banyo odalarının donatısı 2,5 milyon liraya tekabül ediyordu.

Allah aşkına!

Bu hangi kitapta yazıyor.

Hangi yasada, hangi insanın karakterinde yazıyor.

Biz o zamanlar bunları yazdık.

Cumali Atilla’yı görevden bile aldılar, boşta kaldı.

Hangi anlayışın dayatmasıyla bu kez Ankara Altındağ Belediye Başkanlığına getirildi, onu anlamak zor!

Allah aşkına buna ağlanır mı gülünür mü?

Sormazlar mı, bu ne biçim bir hal?

Demek ki “iktidar böylesi anlayışlara rıza gösteriyor” görüntüsü veriliyor.

Fazla uzatmaya lüzum yok.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Cumartesi günkü SÖZ Gazetesinin göbeğinde mavi zemin üzerine beyaz harflerle yazılan manşet şöyle;

“BORÇ ÖDEYEN TEK BELEDİYE”

Belediye Başkanvekili kayyımın çalışanlarıyla beraber görüntüsü de var.

Haber şöyle devam ediyor;

“Sur Kaymakamı ve Belediye Başkanvekili Abdullah Çiftçi; 201 milyon lirayı bulan borç yapımız bu süre içerisinde 34,5 milyon liraya indirildi.

Kendi bütçesine göre Türkiye’de bir sene içerisinde en çok borç ödeyen belediye haline geldik.

ŞEFFAF BELEDİYECİLİK

Merkez Sur İlçesi Kaymakamı ve Belediye Başkanvekili Abdullah Çiftçi, son dönemde yapılan çalışmalar ve ödenen borçlara ilişkin bilgi verdi.

Yakın zamana kadar da bölgede nerdeyse en borçlu belediye konumunda olduklarını kaydeden Çiftçi; Belediyeyi devraldıkları günden bugüne yoğun çalışmayla, mali, kurumsal ve idari yapıyı önemli bir seviyeye getirdiklerini belirtti.”

Evet, sevgili okurlar.

El hak.

Başkan Sayın Abdullah Çiftçi’yi tebrik ediyorum, kutluyorum.

Bize göre onun bu söylemlerini basına açıklamasına da gerekmez.

Zaten uygulaması kendini gösteriyor ve kamuoyunun vicdanına yerleştiriyor.

Görüntü zaten ortada…

Mütevazı ve çok çalışkan kişiliğiyle tanınan Sayın Çiftçi, gerçekten yalnızca Sur Belediyesine bağlı köy ve mahallelerin insanlarının değil, tüm Diyarbakır’ın teveccühünü kazanmış biridir.

Keza aynı paralelde ve ondan hemen hemen hiç eksik olmayan Yenişehir Belediye Başkanvekili Sayın Murat Beşikci beyefendi de vardır.

Murat Bey de mütevazı kişiliğiyle bilinen bir devlet adamı.

O da Abdullah Bey gibi zerre kadar makam, mevki, koltuk peşinde olmayıp kamunun menfaatini, yararını her şeyin üstünde tutan ve devlet hizmetine âşık olan bir kişi.

İşte halk böylesine yöneticileri istiyor.

Bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi diğer bazı belediyelere bakıldığında, hükmen ve manen adeta geçmişe yönelik HDP’nin, yani muhalefetin seçim propagandası yapılır bir halde faaliyet gösteriyorlar...

Özellikle Kayapınar Belediyesi ve Eğil Belediyesine Başkanvekili olarak atanan Kaymakamlar.

İktidara rağmen, iktidarı yerme gayreti var...

Biz de dostça yetkilileri ve sorumluları uyarma bakımından bunları yazıyoruz, çiziyoruz ve devam edeceğiz.

En derin saygı ve sevgilerimle.