Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

BÜYÜK MEZOPOTAMYA!? (III)

Evet, sevgili okurlar.

Dünkü yazımızda tüm detay ve kapsamıyla “BÜYÜK MEZOPOTAMYA” başlığı altında kaleme aldığımız gerçekler, tarihi gerçeklerdir.

Dayanaklı tespitlerdir.

Nitekim dünkü yazımızda da ifade etmeye çalıştığımız gibi;

“Büyük Mezopotamya coğrafyası İslam’ın malıdır.”

Bu coğrafyayı başta Selahaddin-i Eyyubi olmak üzere Selçuklular, yani Türkler ve Kürtler iç içe girerek “tevhit” inancı paralelinde, şehitler vererek, kazanmışlardır..

Haçlı seferleri düzenlemişler ve “tevhit” inancının bayrağını yükseklerde tutmuşlardır.

Neticede bu coğrafyayı haçlıların kirliliğinden temizlemişlerdir...

Tevhit inancına bağlı imanlı yeni bir neslin, bir ümmetin bireylerinin yaşadığı bir coğrafyaya dönüştürmüşlerdir...

Büyük toplumlar oluşturmuşlardır...

Kısacası bu coğrafya haçlı Siyonist, Ermeni vs. gibi kirli inançlardan arındırılmış bir coğrafyadır.

Tıpkı İstanbul’un kurtuluşu ve Ayasofya’nın tekrar cami olarak açılması gibi.

Dün de ifade etmiştik..

Buna rağmen Türkiye’de demokrasi adı altında müesses nizam denilen mevcut rejimin bünyesine sızan bazı yapıların; bu coğrafyayı “tevhit” inancının bayrağından, çıkarma gayreti içerisinde olduklarını görüyoruz...

Genellikle de iktidar partilerin bünyesine sızdırılmış kişisel ranta dayalı çıkarcı, ikiyüzlü insanlar, bu minvalde şayan-ı faaliyetlerle koruma ve kollama çabası içerisindeler..

Hele hele yıllardan beri devlet düşmanlığı yapan kanlı bir terör örgütünün aktif faaliyette bulunması, bunun en bariz örneğidir...

Terörle mücadele kapsamında, devlet bütün imkânlarını harcayarak, milletin bütçesinden büyük meblağlar sarf ederek, mücadele veriyor...

Silahlı mücadeleyle bu kirli terör örgütünü bölgemizden, coğrafyamızdan temizlemeye çalışmaktadır..

Ki çalışmaya da devam etmektedir.

Ancak buna rağmen, bu yıkıcı yapı, içimizdeki şeytan-i karaktere sahip yapılar sayesinde kendini diri tutuyor..

Bakınız, bir buçuk yıldan beri HDP tarafından çocukları dağa kaçırılan annelerin HDP il başkanlığı önünde nöbet tutarak devletten yardım istemesine rağmen bir türlü sonuç alınamamaktadır.

Tüm bunlar ayan beyan gerçekler olmakla beraber, iktidar partinin yani AK Partinin bünyesinde anılan kanlı örgütle gizli ve çok sıkı bağlantıları olan bazı siyasilerin varlığını kimse inkâr edemez.

Bu tür yanlış fitne ve fesat unsurları partinin bünyesine gizliden sızdırılmış olmasıyla beraber, buradan ta TBMM’ne kadar hatta devletin kılcal damarlarına kadar yerleşmiş bu fitne unsurları bir yandan devletçi, milliyetçi ve muhafazakâr inançlı (!) olarak kendilerini şekillendiriyorlar.

Öbür taraftan da tümüyle anılan kanlı PKK terör örgütünün ve HDP’nin, KCK’nın gizli mensupları ve yan kuruluşlarıyla işbirliği yaparak aynı safta faaliyet gösteriyorlar...

En kirli fikre sahip kişileri de iktidar nüfuzuyla devletin kilit noktalarına kadar yerleştirmeye çalışmaktadırlar..

Ki bu minvalde, tespitlerimiz var.

Bunun en bariz örneği;

İki üç sene önce Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atanan Feysel Taşçıer…

Eğitimcilikle alakası olmadığı halde, öğretmen olmadığı halde, Milli Eğitim Camiasında yer almamış biri olmakla beraber, Mehmet Mehdi Eker’in Bakanı olduğu Tarım Bakanlığı bünyesinde görev yaparken ansızın Diyarbakır Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atandı...

Çok dikkat çekici olup, der demez insanları büyük çapta düşündürmektedir.

Sormazlar mı..?

“Hop hop hayrola, nedir bu hal?”

Evet, gerçekten çok önemli…

Ve bu kişi bu kurumun başındayken adı çok büyük kirli şaibelerle anıldı.

Hatta Milli Eğitim ders müfredatlarına müdahale edip de dolaylı yollarla başta HDP, KCK ve PKK propagandasını yaparak öğrencilerin ve Müdürlük bünyesinde çalışan personelin beyinlerine enjekte etmeye çalıştığını bilmeyen yok...

Dahası.

Milli Eğitim’e bağlı olarak bilinen Diyarbakır Öğretmenevi Kurumu onun kontrolünde çalışırken, uzun bir süreç ses seda çıkmamıştı.

Herhangi bir itirazda bulunmamıştı.

Ancak Yunus Memiş isimli bir öğretmenin Müdürü olarak çalıştığı kurum, her nedense onu saymamıştır.

Yani oradaki gelirden faydalanamayan Taşçıer, illaki bu ekibi değiştirip, kendisine kişisel yarar sağlayan ve orada kendisini söz sahibi kılma bahanesiyle kurumun yetkili müdürüyle ters düşmüş olup, orada yolsuzlukların yapıldığını, yapılan ihalelere fesat karıştırıldığına dair şikâyette bulunmuş.

Ve nihayetinde geçici de olsa çalışan o ekibi göndermiş, yerine kendisine bağlı olan yeni bir Müdüriyet kurmuştur.

Ancak bununla da kalmayıp, Pandemi döneminde örgün eğitim yapılmayan dönemde uzaktan eğitime başlanmış ve kendisi illaki o mevkide olma hasebiyle kişisel rant ve para kazanma hevesi peşine düşmüştür...

Çok büyük usulsüzlükler, yolsuzluklar ve şaibelerden kendini kurtaramamıştır.

Sonuç itibariyle Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesinde “sertifika skandalı” patlak verdi?...

“Çüngüş ilçesindeki skandal olayda Pandemi sürecinin başlangıcında hijyen eğitimi adı altında açılan halk eğitim merkezi kursunda yaklaşık 16 bin kişiye biner lira karşılığında elektronik sertifika verildiği ortaya çıktı...”

Yani 10 milyon liradan fazla bir tutar ele geçerken, oradaki çalışan bazı gayretli, namuslu memurlar buna dayanmayıp Diyarbakır Söz’e haber veriyor.

Ve suçüstü yakalanıyorlar.

Dün Ömer Büyüktimur’un da köşesinde belirttiği gibi bu skandal haberi, elbette ki Diyarbakır İl Valisi Münir Karaloğlu görüyor ve Vali olarak harekete geçiyor.

Neticede işten el çektiriliyor.

Ama ne gariptir ki işten el çektirildiği halde, herhangi bir soruşturma, savcılığa suç duyurusunda bulunulmuyor?

Vali Karaloğlu Bakanlığa bildiriyor...

Milli Eğitim Bakanı da onu görevden alıyor...

Tüm bu vuku bulan olaylar, Feysel Taşçıer’in birer skandal zinciri olup, görevden alınır alınmaz her ne hikmetse aldığımız habere göre soluğu Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker’in yanında alıyor..

Ki bu görevden alma Eker’in çok zoruna gidiyor, çok üzülüyor ve Milli Eğitim Bakanını arıyor.

Bakana diyor bu insanı ben oraya atamıştım, sen niye onu oradan aldın diye büyük sitem ediyor.

Artık Vali Beye de ne yapıp yapmadığını bilemiyoruz.

Tüm bu skandallar zincirine dayanmayan, örgüt medyası olarak bilinen Mezopotamya adlı ne idüğü belli olmayan internet sitesi, örgütün adamı için bu olayların kirli yüzünü kapatma operasyonuna giriyor...

Örgüt adına harekete geçiyor...

 “Öğretmenevindeki” dört beş sene evvel yapılan bir ihaleyi yeniden gündeme getiriyor ve ihalede sözde bazı yolsuzlukların ve yanlışlıkların olduğunu kamuoyuna her gün bölüm bölüm algı üretme adına, aktarıyor.

Bundan da anlaşıldığı gibi;

Taşçıer, HDP’li İmam Taşçıer’in yakın akrabası olmakla beraber, tabi onun da o silsilenin içinde olduğunun apayrı bir delilidir ve kanıtlayıcı bir belgedir.

Ne yazık ki böylesine devlet düşmanı olan bir örgütün yan kuruluşu olan bu çukur medya, masum ve terutaze suçsuz insanlara “çamur at, tutmazsa iz bırakır” misaliyle hala da rahat durmuyor?..

Attıkları iftira, yalan ve tezviratların her gün bir bölümünü salya şeklinde akıtıyorlar.

Ama ne yazık ki bundan daha fazla üzücü olay da bize göre “demokrasi” adı altında “basın özgürlüğü” adı altında HDP’nin, KCK’nın, PKK’nın kirli oyunlarının örtbas edilip, serbestçe yayın yapabiliyor olmalarıdır...

Devletin yetkili ve etkili kurumları da bunları bir türlü görmüyor..

İmkân tanıyor olma halleri de, ayrı bir garabet!.

Açıkça, masum, suçsuz, günahsız adı geçen insanlar itibar suikastına uğratılıyor...

Ki avukatları aracılığıyla haklarını arıyor ve suç duyurusunda bulunuyor olunmasına rağmen, mekanizma ne acıdır ki işlemiyor...

Sulh Ceza Hakimliği, bu tür iğrenç, skandal, iftira ve kişinin hak ve özgürlüğüne tecavüzü görmeyip “basın özgürlüğü” kapsamına alması da apayrı bir garabettir ve skandallar zincirine öncüdür...

PKK’nın propagandasını yapan çukur internet haber siteleri görmezden geliniyor?..

Ne yazık ki Sulh Ceza Hakimi Mehmet Tur da bunları “basın özgürlüğü” olarak sayıyor...

Suçsuz ve mağdur olan insanları suçlu olarak göstererek kişinin hak ve özgürlüğüne tecavüzden çıkararak, tekzibe ret veriyor.

Bu da bize göre ayrı bir adli skandaldır.

Ve hem de kamu vicdanında yara açan bir skandaldır.

En derin saygı ve sevgilerimle..

Hayırlı Cumalar...