Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

KURGULANMIŞ BİR FANTEZİYE DÖNÜŞTÜRÜLEN TARİH HİKÂYELERİ!?

Evet, sevgili okurlar.

Bu ülke, yalan söyleyen tarihle anıldığı müddetçe ve mevcut yasalarla da yönetildiği sürece, “doğru ve istikrarlı” bir rotada yol alamaz...

Pek tabi ki, Erdoğan gibi şuurlu, dirayetli, imanlı büyük devlet adamlarına da her daim, yorgunluk getirir.

Hem de çok büyük yorgunluk getirir.

Bakınız çevremizdeki, son günlerde olup bitenlere...

Dün Yunanistan, şimdi de Ermenistan, keza Doğu Akdeniz gerçekleri...

Bu hadiseler, her gün biraz daha geçmişe yönelik kirli bir tarihin gerçek kimliğini ortaya çıkarmaktadır..

Şöyle ki, Osmanlı-İslam devletinin yıllar yılı aba ecdatlarından intikal ede gelen büyük bir coğrafyaya sahip olmakla beraber, 1923’ten günümüze dek nedense bu tarih “ke’en lem yekûn” yokmuş gibi gösterilmiştir, gösterilmektedir..

Osmanlı tarihi..

1071 Malazgirt tarihi...

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi..

Ulu Hakan Abdülhamit Han’ın 33 yıl süreyle taht-ı saltanatta kalma tarihi...

Başta emperyalist haçlılarla karşı verilmiş olunan mücadeleler..

Hepsi, şerefli bir tarihi içermektedir..

Dahası, O kahraman mücahit ecdadımızın 7 milyon kilometrekarelik bir yayılma siyasetiyle kazandırılan İslam ülkeleri ve hatta Avrupa’nın bir bölümü…

Ama bugün, 783 bin kilometrekarelik bir alana sığdırılan Türkiye var..

Ne hazindir ki, tarihi de, kıstırılan coğrafya gibi; “bir dönemi” öne çıkarıyor...

Varsa yoksa, 1923’ten sonraki tarih!..

Gerçekten bu durum insanı çok düşündürüyor.

Hem de 7’den 70’e kadar insanı, “zihinen” yoruyor..

Zerre kadar izan, fikir, inanç düşüncesi taşıyan, her inanan insanımızın bunu artık idrak etmesi gerekir.

Biz neydik, ne olduk, neredeydik, nereye geldik?

***

Sormak istiyorum..

Sizce, bunları düşünmemiz gerekmiyor mu?

Gerekiyor..

Çünkü, intisap etmiş olduğumuz o yüce İslam dininin hakikatlerini arka plana attık, hatta tozlu raflara kaldırdık.

Bu ülke ve millet, Fransa’dan ithal edilmiş bayat bir sistem olan “sekülarizm” yani “laikçilik” ile tanıştırıldı...

Daha doğrusu dinin devletten ayrı bir faktör olarak topluma enjekte edilmesi, gerçekten tarihi bir ders-i ibret olmalıdır.

Nitekim bu girişimin akabinde 1924’te yürürlüğe giren Anayasadan sonra tek parti şeflik ve dipçik jakobenliğiyle devlet-millet birbirine düşman ettirildi..

Hasım görüldü..

Şiddet, kan, gözyaşı ve ihdas edilen terör örgütleri..

O günden bugüne, geldik..

***

Laikçilik adı altında İslam’ın devletten ve milletten ayrılışının adı “FESLUD-DİN ÂNİ’D-DEVLE” idi..

Yani, “DİNİN DEVLETTEN AYRILIŞ KISKACI”

Devletle millet ayrı bir yörüngede gidecek, küfür ve inançsızlık sistemi yörüngesinde gidecek yani.

Dinin toplumdan, devletten ayrılmasının sonucunda ortaya çıkan manzara, bugünkü Türkiye’nin halini ortaya koymaktadır...

Gerçekten bu manzaraya hiç kimse dayanamıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dayanamıyor ve çok yorgun.

Onun yorgun bakışı, bize çok şeyleri anlatıyor.. Ama anlayana.

* * *

Evet, sevgili okurlar..

Cumhurbaşkanının basına yansıyan veciz ifadeleri şöyle…

“BU İŞE ARTIK SON VERECEĞİZ”

“Ermenistan işgal ettiği Azerbaycan topraklarından derhal çekilsin.

Artık hesap vakti geldi” diyen Cumhurbaşkanı, boşuna bu ifadeleri kullanmaz.

Evet, gerçekten şimdi hesap vaktidir.

Kiminle?

Elbette ki Ermenistan’la…

Elbette ki Haçolarla...

Elbette ki Siyonizm unsurlarıyla…

Elbette ki içimizdeki Ermenistan sevdalılarıyla...

Bu hesaplaşma ülkenin ve milletin varlığı için çok önemlidir.

Cumhurbaşkanının dediği gibi hesap vaktidir.

Uluslar arası deniz hukuku ve Doğu Akdeniz Sempozyumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem Doğu Akdeniz gerilimine hem de Ermenistan’ın Azerbaycan’a saldırılarına yönelik önemli mesajlar verdi.

Ermenistan’ı bir kez daha kınayan Erdoğan “Azerbaycan işgalcilere karşı kendi göbeğini kesiyor” dedi..

Erdoğan’ın bu tespitlerine katılmamak, akıl fukarası ve şuur yoksulu olarak adlandırılmadır.

* * *

Sevgili okurlar.

Yakın tarihimizde laikçilik ve Kemalist bir anlayışla yola çıkarak din işlerini, yani İslam varlığını ve birliğini toplumun içinden söküp atmak, gençliğin içinden İslam’ı çıkarmak hal-i rezaleti bugün bize bunları anlatıyor ve okutuyor.

Zira bugün Türkiye öyle bir hal yaşıyor ki başta ana muhalefet partisi ve onun yan kuruluşları ve yavruları durumunda olan HDP gibi partiler; nereden koşuyorlar dedirtiyor?

Türkiye’de her gün biraz daha şuursuzlaşan bir gençlik potansiyeli var…

Ve her gün biraz daha dev adımlarla inkârcılığa, materyalizme, satanistliğe ve Zerdüştlüğe doğru yürüyor..

İşte bu gençlik, bir türlü kendini toparlayamıyor.

Çünkü iman yoksunudur.

Çünkü, şuurli bir aile sahip değil…

Ki aile şuuru hakaik-i İslam ile oluşur.

Ama ne yapacaksın?

Allah bu milletin içine düşmüş olduğu badirelere, hal-i pür melaline acısın diye dua etmekten başka bir şey diyemiyoruz..

* * *

Bakar mısınız, Ana muhalefet partisi CHP’ye...

Dün, PKK’nın faaliyetlerini ve bugün de Ermenistan’ın mütecaviz şeklini gizliden gizliye benimseyerek koruyan bir anlayışla hareket ediyor...

Sevgili okurlar...

 “Bir CHP’li monşerden Ermeni ağzıyla” nasıl konuştuğunu sizlere aktarmak istiyorum..

CHP Dış İşlerden Sorumlu Genel Başkan Başdanışmanı eski Büyükelçi Ünal Çeviköz...

Diyor ki;

“Türkiye Azerbaycan’a silah desteği veriyor, Suriyeli muhalifleri Azerbaycan’a gönderiyor..”

Tam bir Ermeni ağzı...

Çeviköz, geçmişte de Libya, S-400’ler ve Doğu Akdeniz meselesinde “haçlı ağzını kullanmıştı.”

Evet.

Kendine meşruiyet kazandırmak için “tavşana kaç, tazıya tut” diyen CHP’nin bu memlekete yıllar yılıdır, zarar verdiği açık ve nettir.

Ama ne çare ki bunun varlığı, “Türkiye’ye demokrasi getirmiştir (!)” diyorlar.

Bugünkü yazımıza başlık olarak kullandığımız “KURGULANMIŞ BİR FANTEZİYE DÖNÜŞTÜRÜLEN TARİH HİKÂYELERİ!?” ifadesi, her şeyi kapsamına almıştır.

Kapsamlı bir ifadedir.

Anlayan anlar.

Ama heyhat!

Bazı Hıristiyanlık âdetleri gibi hiç layık olmayan şeyleri kutsamış olma halimiz, bizi çok büyük badirelere götüreceğinden endişe etmiyor değiliz..

Allah ülkemizi ve milletimizi korusun diye de dua ediyoruz.

En derin saygı ve sevgilerimle..