Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

MASONİK MEDYA KAVRAM ALDATMACASIYLA KENDİNE ÖMÜR BİÇİYOR!?

Sevgili okurlar..

Sohbetimiz dünden devam mahiyetinde olacak.. Ama başlığı değiştiriyoruz.. Malum iki gün süreyle; “SİSTEM KAVRAM ALDATMACASIYLA KENDİNE ÖMÜR BİÇİYOR!?” başlılığını kullandık..

Bugün ise; “MASONİK MEDYA KAVRAM ALDATMACASIYLA KENDİNE ÖMÜR BİÇİYOR!?” başlığını kullanıyoruz...

İki yazı başlığı aslında; zincirin birer halkası..

Birbirini tamamlıyor..

Ülkenin yaşanan hal-i perişanlığı bugüne özgü değil..  Bir asırdır, süre gelmektedir.. Ve her geçen zaman dilimi, “beterin beteri” misali travmatik bir hal yaşanıyor...

Kargaşa, terör, şiddet, bilinmeze doğru sürüklenip gidiyoruz..

Yaşanan ve yaşatılanların baş aktörlerine de baktığımızda, “kutsal kavram ve şahsiyetleri” kendilerine libas yapan sözde zevatlar karşımıza çıkıyor!

Özellikle, sözde Atatürkçü geçinen güruh bir kesim var ki, maazallah!

Enva-i şeytani karakteri bünyesinde barındırıyor...

Beri yanda satılmış, kökü belirsiz, aslı astarı olmayan, neidüğü belirsiz bir medya var ki “fitne” üretme makinesi gibi çalışıyor...

Varsa yoksa; devleti de, milleti de, siyasal yönetimleri de, muhalefetiyle birlikte; “çatıştırmak” ülkeyi kaosa sürüklemek!..

Ülkemizi bölücülüğe, ırkçılığa, mezhepçiliğe, din ve dinsizliğe, laiklik ve anti laikliğe, Kemalist ve anti Kemalist anlayışına sürükleyen, ülkenin ve milletin gelişmesinin, büyümesinin, oluşmasının önünü tıkayan “tıpa” misali faaliyet gösteriyor...

 Ana akımında ise meşhur masonik locaların mensupları var...

Ne yazık ki AK Parti iktidarda olmasına rağmen hala da “bu masonik zihniyetin sahibi kafalar” borularını öttürmektedirler.

Her halükarda ülkeyi karıştırmak için birer fitne unsuru haline gelmiş dış orjinli medya aracılığıyla, dün olduğu gibi bugün de aynı haşinlikleriyle Türkiye’nin A’dan Z’ye tüm “değerlerine ve kutsallarına” saldırmaktadırlar..

Bakınız, kendilerine biçtikleri fistana!..

Kendilerine Kemalist diyorlar..

Kendilerine Atatürkçü diyorlar..

Kendilerine Laikçi diyorlar...

Kendilerine Demokrat diyorlar...

Oysaki bu söylenen kavramların hiçbirisini samimi olarak kendi mihveri içerisinde kullanmamaktadırlar...

Ve gerçek manada kullanmak da istemiyorlar.

Zaten gerçek manada kullansalar işlerine yaramaz.

Çünkü fitnecilik ortadan kalkar.

Ama onlar kendilerine fitne unsuru olarak bu fistanı giyerek güzel görünüp, ömür biçiyorlar.

Fitne unsurları böylesine kavram aldatmacasıyla kendilerine hayatiyet buldukları gibi, toplumu da zihnen dejenere ediyorlar..

* * *

Bakınız, meşhur Sözcü Gazetesinin dünkü manşetine.

Önce manşet haberin içeriğini paylaşalım.

Ondan sonra da Elazığ’da Enes Kara’nın intihar hadisesine geçelim.

Zaten dünkü yazımızın son bölümünde de Enes Kara’nın intiharıyla ilgili daha detaylı tarihi bilgileri sizinle paylaşacağımıza söz vermiştik.

Meşhur Sözcü Gazetesinin manşeti aynen şöyle;

“Atatürk ne diyorsa doğru çıktı!

Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

Haber şöyle devam ediyor;

“ATATÜRK’Ü DİNLESEYDİNİZ ENES YAŞIYOR OLACAKTI!

Ulu Önder Atatürk, 97 yıl önce yukarıdaki sözlerle tehlikeye işaret etmişti. Ama dikkate alınmadı. AKP iktidarında tarikatlar eğitimin içine sokuldu. FETÖ bu yüzden darbe girişimi bile yaptı. Dün de tarikat elindeki bir tıp öğrencisi Enes’in ölümüyle sarsıldık.”

***

Sevgili okurlar..

Bakar mısınız haberin veriliş şekline.. Kullanılan cümleler..

Nasıl da kin, nefret ve haset kokuyor..

Neyse!

“Gel de ayıkla pirincin taşlarını...”

Bu minvalde yola çıkalım..

Aslında, kimlerin nereden yürüdüğünü, bu ülkeyi kimin nasıl bu hale getirdiğini, hangi medyanın hangi kalemşorlarının “ülkenin bin yıllık tarihini, kültürünü, medeniyetini” yok sayarak, devlet ile milleti çatıştırdığını, görmek açısından bu haberin satırları her şeye yanıt veriyor...

Çok şeyi aydınlatıyor...

Ne yazık ki asılları, kökenleri birer devşirme olma gerçeğini bir türlü bu millet irdelemedi!

Zira önemsemedi.

Önemsemediği gibi umursamadı.

İşte bundan dolayıdır ki; “kirli fikir ve teşebbüs” kendine alan bulup, palazlandı, büyüdü!

O kirli salyalarını İslam aleyhine hep akıta akıta bugünlere geldiler...

Tarih sayfalarını çevirelim...

Bu anlayış, Moiz Kohen’lerin nam-ı diğeri Munis Tekinalp’lerin, Yunus Nadi’lerin, Emanuel Karasu’ların ve daha nice alçak hıyanet devşirmelerinin birer uzantısı olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Tarikatlar, cemaatler, namazlar, mevlitler, şeyhler, dervişler, müritler vs. gibi kiraladıkları kavram aldatmacalarıyla kendilerine hayatiyet bulma halini hep yaşaya gelmektedirler ve devam ediyorlar.

Ne yazık ki mevcut sistem, yani çürümüş müesses nizamın gölgesinde her halükarda Atatürkçülüğün gölgesine sığınıyorlar.

“Kemalizm, laikçilik” vs. vs. gibi karanlık kavramları kullanmaktan bir türlü yorulmuyorlar.

Oysaki bunların gayesi ne Atatürk’tür, ne Atatürk’ün varlığıdır, ne ülkenin bütünlüğüdür, ne ülkenin birlikteliğidir ve ne de tarikatların varlığıdır.

Ne de tarikat, ne de dervişlik, ne de müritlik vs. değil.

Bunlar Siyonizm’e vicdanlarını kiralamış, zehirli kalemlerini emperyalist uşaklığına satmış nice kiralık militanlardır..

Aslında umurları Enes’ler değil, Enes’in intiharı da değildir.

Hedefleri Nur cemaatidir.

Hedefleri Risale-i Nur’dur.

Ki bunların, yıllarca Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerini kirli kalemleriyle karalamaya çalışan birer satılmış unsurlar olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Bize göre 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe teşebbüsünün varlığı da ne yazık ki FETÖ kavramını, kelimesini de kiralamış olduklarına inanıyoruz ve böyle düşünüyoruz.

FETÖ kavramı, Fetullah Gülen’in kısaltılmış ismidir.

15 Temmuz’dan evvel, hatta 20-30 sene boyunca Fetullah Gülen’e bu kelimeyi yakıştıran Hürriyet’in eski kalemşorlarından Emin Çölaşan ile Ertuğrul Özkök’tür, Uğur Dündar’dır.

Bu üç kalem sahipleri hemen hemen her köşe yazılarında FETÖ, FETÖ, FETÖ deyip durmakta olduklarını biliyoruz...

Ve nihayetinde kader tecellisine bakın.

FETÖ ile işbirliği içine girip ne yazık ki FETÖ’yü kullanabildiler ve böyle bir darbeye teşebbüs edebildiler.

Bize göre o da onlar için bir başarıdır.

Ama yine de başaramadılar.

Zira millet uyanık durdu.

O gece biz dahil İstanbul’daki ve Diyarbakır’daki yayın bürolarımızı sabaha kadar ayakta tuttuk..

Yayınlarımızı aralıksız olarak sürdürdük..

Haftalarca okutulan Sala ve ilahilerle 15 Temmuz’u lanetleyerek yayınlarımızi kesintisiz devam ettirdik...

Ve hala da bunu sürdürmeye devam ediyoruz.

Böyle kirli kalemlerin, masonik locaların birer tane köleleri ve aynı zamanda Selanik devşirmelerinin uşaklık görevini üstlenen böylesine hıyanet erbapları ne yazık ki bu milletin bütçesiyle, vergileriyle, sermayeleriyle kendilerine hayatiyet biçiyor olması, insanın kanına dokunuyor...

Gâh Atatürkçülük adına, gâh demokrasi adına, gâh siyasetin gölgesinde; arz-ı endam ediyorlar…

Ama başaramayacaklar.

Bugüne kadar hiçbir şeyi başaramadıkları gibi Allah’ın izniyle bundan sonra da başaramayacaklar.

Zira devletin başında zekâsıyla, dehasıyla, tecrübeleriyle bilinen Recep Tayyip Erdoğan var.

O var olduğu müddetçe, bunlar ister CHP’nin gölgesine girsinler, ister Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu olan Grup Başkanvekili Özgür Özel’in gölgesine girsinler.

Boşunadır.

Bize göre kullanmaya en müsait olan Fetullah Gülen’di, nam-ı diğeri onların FETÖ’süydü.

Onu da başaramadılar.

Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.

* * *

Gelelim Enes’in intiharına.

İntihar eden 20 yaşındaki genç bir evlat...

Allah ailesine sabırlar versin...

Annesinin babasının başı sağ olsun.

Akli dengesi ve şuuru yerinde olmadığı halde bu işi yapmış diye düşünüyoruz, belki Allah taksiratını affedebilir.

Yoksa “Ben Müslüman değilim” demesiyle şuurlu bir gencin tezbetez bunu söyleyebilecek kadar gafil olmayacağını düşünüyoruz.

Ancak mevcut gençliğimizin, özellikle yüksek tahsil yapanların kaçta kaçı, nerede olursa olsun, hangi alanda bulunursa bulunsun, genelleme olmasa dahi birçoğu uyuşturucudan kendilerini alıkoyamamışlardır...

Onun için Enes’in videosundaki “cemaatten rahatsız oluyorum, psikolojik baskı var” gibi sözleri.

Bize göre bu da Enes’in bir nevi itirafıdır ki babasının ve annesinin dahi yolundan çıkmış bir insan.

Hatay ilimizin, o yöredeki özellikle Kuzey Suriye sınırındaki bazı insanlarımızın mezhepçilik gibi yanlış sapmalarda olduklarını biliyoruz, duyuyoruz ve konuşuyoruz.

Tarihi bir anımı burada sizinle paylaşmak istiyorum.

Yıl 1995 veya 1996.

Tam kestiremiyorum.

O süreç içerisinde Allah nasip etti bir Ramazan’da umreye gittim.

Medine-i Münevvere’deki Mescid-i Nebevi’de cemaat öğle namazından sonra yer yer gruplar halinde sohbet ediyorlardı.

Ben de orada bir yerde oturdum, dinledim.

Baktım ki iki tane genç, ellerinde Risale-i Nur’un küçük “Hutbe-i Şamiye ve Gençlik Rehberi” kitapları var..

Okuyorlar..

Dikkatimi çekti.

Dedim ki;

“Gençler siz bu eserleri mi okuyorsunuz?”

“Evet” dediler.

“Maşallah, nerelisiniz” dedim.

Biri “Ben Hataylıyım” diğeri ise “ben de Balıkesirliyim” dedi.

“Nerede buluştunuz, nerede yaşıyorsunuz” gibi sorularıma onlar da “Avustralya’da yaşıyoruz, orada çalışıyoruz” yanıtını verdiler..

İki gün boyunca sohbetimiz devam ederken nihayet gerçek kimlik ve adreslerimizi birbirimize verdik..

Bana, Avustralya’daki çalışma azimlerini, cemaatleşmeyi, Nur cemaatinin aktif çalıştığını, orada Risale-i Nur’un serbestçe yayınlanmasıyla ilgili anlattılar.

“Avustralya hükümeti cemaatlere ilişmiyor” dediler.

Hataylı gençle sohbet ederken kendisini ve ailesini anlattı...

Dedikleri aynen şöyle..

“Hacı amca ben Hataylıyım. Biz aile olarak Nusayri mezhebine mensubuz. Babam, kardeşlerim, yakınlarım, annem, hala da o mezhep üzerinedirler. Fakat Allah’a şükürler olsun ki ben Risale-i Nur ile tanıştım, Nur cemaatine girdim ve hem dünyamı, hem de ahretimi bu dünyada kazandım diye düşünüyorum.

Benim babam ve diğer yakınlarım Kur’andaki geçen Ayet-ül Kürsî’nin son cümlesi olan “Ve hûvel aliyyül azim” cümlesine anlam verirken “O Aliyyül Azim olan Allah değil, Hz. Ali’dir” diye yanlış bir inanca sahip olan kimselerdir.

Defalarca ben bunu babama anlattım, inandıramadım.

Oysaki “Ve hûvel aliyyül azim” yüce Allah’ın azametini anlatan Esma-ül Hüsna’dan iki isimdir.

Yani “Aliyyül Azim olan Allah’tır” “Hz. Ali değildir.”

Nusayri mezhebine mensup olanlar böyle bir batıl anlayışa sahiptir” dedi.

Bunu bana söyleyen o Hataylı genç arkadaş.

Risale-i Nur’u tam okumuş, özünü elde etmiş, kendisi de Risale-i Nur’un bir mensubu olarak hayatını biçimlendirmiş durumda olduğunu söyledi.

Düşünün, sevgili okurlar.

Artık o genç olan Enes Kara’nın da acaba babasını, ailesini dinlemeyip de yanlış bir sapmalara yönelik mi kendine bu felaketi getirdi?

Bu şekilde düşünmemek elde değildir.

En derin saygı ve sevgilerimle.