Görüş Bildir

GÜNÜN YORUMU

TALAN, YALAN, SAHTEKÂRLIK=YOKSULLUK!? (II)

Sevgili okurlar...

Yazı başlığından da anlaşıldığı gibi sohbetimiz, bir önceki yazımızın muhtevası kapsamında devam edecek...

Çünkü mevzu derin ve kapsamlı...

Çıkar ve rant odaklı işbirliğin odak noktasında yer alan siyaset ve siyasiler, yaşamın her alanında “buhranlaroluşturuyorlar..

Hele ki bölgenin “bukalemun yüzlü” menfaatperest feodal yapıların birer sülük misali “kamuyadadanmaları!...

Yani, vaziyet hiç de iç açıcı değil..

***

Hafızayı tazeleme adına, “TALAN, YALAN, SAHTEKÂRLIK=YOKSULLUK!?” başlığı altında, sizinle paylaştığım mevzuyu güncelleyelim!...

Hadise çok yönlü, ders-i ibret ihtiva ediyor...

Öncelikle, siyasetin, bölgemize kazandırdıkları ve kaybettirdiklerini birbiriyle mukayese edelim...

Gelen-giden siyasileri kâr ve zarar hanelerine göre tarttığımız zaman, ne hazindir ki, “zarar ve tahribat” korkunç bir şekilde ağır basıyor...

AK Partinin yıllardan beri bu bölgede, bu coğrafyada devletin imkânlarını kullanarak harcadığı on milyarlarca lira paranın, nasıl da  yatırıma ve kamuya gitmeden “hebaedildiğini mevcut terazinin “zararkefesi, çığlık çığlığa kendini ifşa ediyor..

Çünkü bölgede fiziki görüntüsü AK Partili ama ruhu ve karakteri AKP’li olan vurguncu anlayışların oluşturduğu korkunç tabloda ne kadar “çirkinlikarz ettiklerini görmek daha kolay!

Zira geçen Perşembe günkü Diyarbakır SÖZ Gazetesinin birinci sayfasında yer alan haber, yaşananları teyit ediyor..

“RANT KAVGASIYLA MASKELER DÜŞTÜ”

Haberi detayıyla sizinle paylaşmıştık.

Ve demiştik ki;

Müze Müdürü Vehbi Yurt’un büyük cesaret göstererek yapmış olduğu yolsuzluk, rüşvet ve devleti temelinden kemirme edepsizliğinin başlıca sorumluları kimlerdir?

Her ne kadar bunları yapmış ve yapma cesaretini göstermişse de bakanlık müfettişlerince yapılan incelemeler neticesinde her şey gün gibi su yüzüne çıkmıştır...

Yapılan hırsızlık ihaneti ve hıyanetini yalnız Müdüre isnat edip de onunla sınırlı kalınması, bize göre hiçbir anlam teşkil etmez...

İster yürütme ve idari soruşturma olsun, ister yargıdaki yapılan sorgulama ve araştırma şekli olsun, eğer bu müdürle ve o iki üç arkadaşıyla yetinilirse, “işlemhiç de şeffaf olmayacağı gibi, yerli yerinde de olmaz!...

Ki kamu vicdanı bunu sorguluyor?..

Ve biliyor ki bu adam rastgele müze müdürlüğüne atanmış bir adam değildir.

Bunun arkasındaki siyasi güç ve onu himaye eden Diyarbakır’daki bürokrasiye de mercek tutulması gerekir...

Gerek Ambar Çayı Kazısı olsun, gerekse de Zerzevan Kazısı olsun, yıllardan beri bunu yapıp yakıştırmasına (!) rağmen olay fark edilmemişse veyahut görmezlikten gelinmişse; “sorgulanmasılazım

Bu müdürün böylesi kritik bir yere atanmasını hangi bakan veya bu bölgede rol oynayan hangi siyasi güç sağlamıştır...

Mutlaka bunlarla kalkıp oturmasının adresi araştırılmalı...

İşte o zaman, “şeffaf ve sağlıklı” bir sonuç, elde edilir...

Organizeli bir iş olduğu açıkça ortaya konulur.

Yani para ve vurgun…

Ama ne yazık ki bugüne kadar bu tür araştırmalar, soruşturmalar ele alınmamıştır...

Bilakis, örtbas edilmeye çalışılmıştır...

Dedik ya, “müdürün görevden el çektirilmesiyle” sınırlı kalırsa, her yasadışı iş ve işlem; “yapanınyanında kâr kalacağı gibi, tekerrürü de kaçınılmaz olur...

Görevden aldım demekle iş bitmiyor...

Bu işin, adli yönden de soruşturulması gerekir.

Bu kaçınılmazdır.

Nitekim yapılan yolsuzluk ve çalınan para az-öz bir miktar değildir.

17 milyon lira gibi yüksek bir meblağdan bahsediliyor...

***

Sevgili okurlar..

Şöyle üç yıl öncesine bir gidelim..

O dönemde, Diyarbakır Milli Eğitim Müdürü Feysel Taşçıer idi...

Çüngüş ilçesinde “Hijyenik sertifika” skandalı patlak vermişti..

Yine Diyarbakır Söz, o iğrenç “çarkıgün yüzüne çıkarmıştı...

Yapılan usulsüzlük ve yolsuzluk; 13 milyon lira civarında...

Kurumun başında bulunan ve en büyük rol oynayan İl Milli Eğitim Müdürü Taşçıer oldu...

Her ne kadar açığa alındıysa da ne yazık ki aynı bakanlığın veyahut başka bir bakanlığın bir bölümüne atanarak burada görevlendirildi...

13 milyon liralık vurgun dosyası, sadece “tozlurafta kaldı...

Çünkü herhangi bir adli soruşturma açılmadı...

Diyeceksiniz ki, onu oraya atayan siyasi gücün, “vurgunukamufle etme noktasında, büyük rolünün olduğunu görmezden mi geliyorsunuz?..

İşte tam da bizim demek istediğimiz bu!...

O siyasi güçtür, “yolsuzluğu, usulsüzlüğü, vurgunu, talanı, rüşveti” bilumum himayeeden!...

Taşçıer’i bilen bilir...

Arkasındaki siyasi gücün kim olduğunu da?..

Yakını, hemşerisi Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker’in olduğu, açıkça bilinen bir gerçektir...

Ki tüm çıplaklığıyla bu kanıtlanmıştır.

Peki, bu müze müdürünün arkasında hangi siyasi güç var?

Bir türlü anlaşılmaz durumda, muamma olarak kalıyor.

Kamuoyu vuku bulan yolsuzluğun tam manasıyla açığa çıkması için Diyarbakır İl Valiliğinin geniş kapsamlı araştırma yapıp herhangi bir siyasi gücün etkisi altında kalmadan, objektif bir biçimde kamuoyunu rahatlatabilecek bir çalışmayla irdelemesi gerekir...

Eğer bu yapılmadığı takdirde, müfettişlerin yapmış olduğu samimi çalışmalara rağmen o çalışma “ke en lem yekûn” gibi hiç olmamış sayılır..

Hadise de uçar gider.

Sonuçta, “kim ne yapıyorsa yanında kar kalıyor” misali vatandaş elbette ki tedirgin olur, huzursuz olur.

Nitekim sokaktaki vatandaş ne diyor?

AK Parti eski muhafazakârlık misyonunu yitirmiş...

2002-2003 ruhunu arka plana atmış...

Liberal bir demokrasinin sahrasına girmiş...

Büyük belirsizlikler içerisinde yürümektedir...

Ki her gün biraz daha parti, iktidar olma şansını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya..

* * *

Bakınız, sevgili okurlar.

Yazılarımız bir bütün içerisinde değerlendirilirse…

Çoğu zaman diyoruz ki;

Bu ülke, özellikle bu coğrafya, tarihi boyunca muhafazakârlık gömleğiyle varlık göstermiştir..

Kendini bu şekilde tüm dünya kamuoyuna tanıtmıştır.

Tarih boyunca CHP’nin sekülar ve Kemalist anlayışı adı altında ülke insanına yapmış olduğu mezalime karşı, dik durmuştur...

Ve bu memleket CHP’yi bir daha iktidara getirmemiştir.

Ve getirmeyeceğine de inanıyoruz.

Ama her zaman ifade etmeye çalıştığımız gibi AK Parti, bu bölgede ne yazık ki hükmen ve zımnen CHP’nin propagandasını yapmaktadır.

Her ne kadar kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Kuzey Irak’ta, Suriye’de veyahut bu bölgemizde, coğrafyamızda PKK ve FETÖ terörüyle mücadele ediyorsa da bize göre bu şekli oluyor.

Her ne kadar silah kullanılıyor ve PKK’nın birçok militanı etkisiz hale getiriliyorsa da ama PKK değil, FETÖ değil, iktidar partisinin bünyesindeki yandaşların varlığı ve çalışma stili inkâr edilemez.

Öyle inanıyoruz ki bu hususta devletin Milli İstihbaratı dahi yanaşamıyor.

Çünkü o anlayış, partinin içinde çok güçlü bir anlayışa sahiptir ve partinin kilit noktalarıyla nerdeyse yan yana yürüyendir....

Önceki yazılarımızda ifade etmiştik..

 “DAVUL İLE TOKMAK MESELESİ.”

Demiştik ki;

Her ne kadar davul AK Partinin boynunda ise de tokmak başkasının elindedir.

Vuruyor ve partinin sesini yayıyorsa da o ses, iktidar partisinin sesi değil partinin bünyesindeki başka unsurların sesidir...

Yani PKK ve FETÖ’ye yakın unsurların elindeki tokmağın sesidir.

Bize göre Türkiye, her gün biraz daha seçimlerin sath-ı mailine girmek üzeredir.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çok büyük çabasına rağmen, çok büyük fedakârlıklarına rağmen, çok güzel konuşma ve tespitlerine rağmen, bu yöredeki insanların ekseriyet-i mutlakası böylesi görüntüleri görünce Cumhurbaşkanının şerefli, izzetli çalışmaları da artık onları etkilemeyecek gibi geliyor bize.

Nitekim Cumhurbaşkanımız iki gün önce Siirt’te bazı açılışlar yaptı...

Mitingte çok güzel tarihi bir konuşma yaptı..

Siirt, Erdoğan’ın siyasi hayatında dönüm noktası..

Çünkü 23 yıl önce Siirt’te okuduğu bir şiirden dolayı cezaevine girmişti.

23 yıl sonra Siirt’te yaptığı tarihi konuşmasında aynı şiiri tekrarlayarak insanlara duyurması bize göre harika bir olaydır.

Tebrik ediyoruz, Cumhurbaşkanımızı kutluyoruz ve o misyonuna kıyamete dek katılıyoruz.

Devamını istiyoruz.

Ama tüm bu güzel çalışmalara rağmen mutlaka şu Diyarbakır’ımıza, şu coğrafyamızın diğer il ve ilçelerine atanan AK Partili değil, ya ANAP’çılar, ya Doğru-Yol’cular, ya HDP’cilerin partinin bünyesinde olmaları partiye çok büyük zarar vermektedir.

Açıkça bunu kaleme aldık.

* * *

Bakınız, sevgili dostlar.

Yusuf Kaplan Bey’in dünkü Yeni Şafak Gazetesindeki “Tarihi kim yapar? Galipler mi?” başlıklı yazısından bir iki paragraf özetleyerek sizinle paylaşıyoruz.

Ki bu da söylediklerimizin başlıca kanıtlayıcı delilidir.

İki asırdır tam bir çıkmaz sokağın eşiğine sürüklendik: Tarihi sürükleyen bir aktör değil başkalarının yaptığı tarihin önünde sürüklenen bir figüran, bir “çer çöp” olduğumuzu fark edemedik bile henüz!

Ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, başına ne geldiğini bilmeyen bir toplumun zihnî işgal yaşayan acıklı çocuklarıyız.

Tarihi, galipler yazar. Böyle bir laf var.

Doğrusu ürpertici bir söz bu.

Tarihin yapılış sürecinde de “survival of the fittest” olarak özetlenen, “güçlü olanın yaşayabildiği” Darwinyen “orman kanunları”nın hükümferma olduğunu varsayan tedirgin edici bir söz bu.”

Sevgili dostlar sağlıkla kalın.

En derin saygı ve sevgilerimle.