Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

AH EYLÜL AYI AH!…

Neyin hikmeti ki, "insanlık tarihinin" en vahşi, en acımasız, en canice "olayların" yaşandığı ay oldun, ey Eylül ayı!!.. Zaman açısından, "masumsun" ama, yaşanan ve yaşatılanların hiçbiri, "masum" değil!… Hepsi, "zalimlik" ihtiva ediyor...

***

Evet, Eylül ayı "demokrasi açısından tarihe kara lekeler" diye geçmiş ve unutulmaması gereken "demokrasimizi ve milli irade hürriyetini" askıya aldıran olayların sene-i devriyesini içinde barındırıyor… O karanlık günleri idrak ediyoruz bugünlerde!!…

***

İşte, 27 Mayıs'ın "acımasız" kararlarının uygulandığı tarih; 16 ila 17 Eylül!.. İşte 12 Eylül darbesi ve sonrasındaki; vahşilikler!. Türkiye'nin asırlarını, insanlığın geleceğini, milletin inanç ve değerlerinin "sinsice" batıl ve batıya endeksli vesayetlerin "nam-ı hesabına", " prangalayan", olayların yaşandığı bu evre, unutulmaz acıları barındırıyor…

***

Ve darbelerin, ihtilallerin, muhtıraların temelinde hiç bir şekilde "bu milletin yarınlarının" güveni, istikrarı, gelişimi, büyümesi "yatmadığı" gibi, her anı, Türkiye'nin "insani, vicdanı rahmani" tüm duygularının, yok etmeyi planlamıştır!!… Acımasız, katı, inançtan yoksun; "bencil ve vahşi" bir, düzen ve yaratıkları oluşturmayı hedeflemiştir!

***

Yoksa, yaşanan ve yaşatılan darbelere neden, "tarihin ve insanlığın" kara lekeleri olarak, tarih sayfalarına kaydedilsin ki… İşte bir önceki gün, 60 yıl önce "idam" edilen Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın "şehadete" ermelerinin sene-i devriyesiydi.. Önceki gün de, 17 Eylül 1961'de idam edilen Adnan Menderes'in şehadetinin yıl dönümüydü.. Birer gün arayla; bir başbakan, iki bakan idam edildi... Hepsini buradan, bir kez daha hayırlarla, dualarla yad ediyoruz....

Çünkü onlar, demokrasi şehitleridir.. Milli iradeyi temsil etmenin mücadelesini veren, milletin evlatlarıdır..

***

Hiç kimse 27 Mayıs darbesini "masumiyet" karinesi içerisinde göremez.. İfade bile edilemez.. Çünkü, 27 Mayıs, yalnızca Türkiye'de değil dünyanın siyasi tarihine kara bir leke olarak kazındı. Hiçbir "darbenin ve siyasetin" oluşumunda, olmayan "vahşilikler, insanlık dışı uygulamalar" yaşandı ve yaşatıldı; bu dönemde!.. Çünkü, darbecilerin, kan donduran uygulamaları, tarih sayfalarında yerlerini "zihinleri" tar-u mar edecek şekilde, "işte aşağılıklar" diye yer aldı.

***

Tarihe düşen nottaki uygulamaya bakar mısınız!… "insanların tüyleri diken diken oluyor?"… Darbeyle indirilen hükümete olan kinleri nedeniyle Başbakan Menderes ve 2 bakanı idam sehpasına götüren darbeciler, vefatlarından sonra bile 3 isme rahat vermemek için "kefen ve mezar paralarını" bile onlardan tahsil etmeye çalıştı.. Hem de bağnazca!...

***

27 Mayıs darbesinde hayata geçirilen "bitmeyen kinin" çirkin uygulaması şöyle gelişiyor…Tarihi vesika, yanda görüldüğü gibi..


***

Vesayetçiler, "öfkelerini, kinlerini" öylesine aşağılık bir ruhla harekete geçiriyorlar ki, hızlarını alamayıp idamlıklardan ip, kefen, mezar ve Yassıada’da yenen yemeğin parasının "ödeme emri kâğıdını" istiyorlar..

***

Polatkan ve Zorlu'dan ip, kefen, mezar ve darağacı parası isteyen zihniyet aynı uygulamayı Başbakan Menderes’in yakınlarına da reva görüyorlar.. Menderes’in mirasçılardan idam sırasında yapılan masraflar isteniyor… Fütursuzca, "Mirasçılara icra emri dahi gönderiliyor.."

***

Menderes’i kuşatan darbeci zihniyetin kini üç kez ipte sallandırılmasıyla da tatmin olmamış olmadıkları gibi, ölümden sonra ailesinin kapısına bir belge olarak yapıştırarak, ödeme emriyle "yapılan masrafı" istiyorlar. Aydın Menderes bu tarihi fecaati bakın şöyle anlatıyor:

***

Polis memuru üzüntülü bir ifade ile bunu yapmaya mecbur olduğunu söyledi.

Eş, dost, bulunanlar itiraz edecek oldular, biz itiraz edecek olduk. Annemin müdahalesini hatırlıyorum.

Dedi ki: ‘Adnan gittikten sonra neyin üzerinde duruyorsunuz?

Herhalde sebep olanlar şan şöhret kazandıklarını zannediyorlar, bununla da pekiştirecekler. Bırakın, dokunmayın” (Bostancı,1987:145).

***

Aynı zihniyet dile kolay, Menderes’in ölü fotoğraflarını satarak da, kazanç elde etmekten kaçınmış değiller… Menderes’in ölüsünün fotoğrafını Darbeciler, 200 bin liraya satıyorlar… Tarihte ilk kez idam edilen bir bahtsız şehidin ipte sallanan resmi, düşünün bitmeyen bir kinle; satışa çıkarılarak "ölümü ve görüntüleri" üzerinde rant temin ediyorlar!!!.

***

Ve bu vahşi yaratıklar, idam edilenlerin naaşları ailelerine teslim etmedikleri gibi, Yassıada'nın bir köşesine kazdıkları çukurlara gömüyorlar…Yassıada’da Ordu Film Merkezi’nde çekilen fotoğraf ve görüntüler basına irtibat bürosu üzerinden açık arttırma ile satışa çıkarılıyor. Hürriyet gazetesinin sahibi Erol Simavi, 200 bin lira karşılığında fotoğrafların yayın hakkını satın alıyor…

***

Vesayetçilerin ruhlarında "suçlu" olsalar da, Menderes ve iki bakanı, bu milletin gönlünde, tarihinde, zihninde hep "demokrasinin şehitleri" olarak, anılmaktadır.. tek parti şeflik dönemi, ve 27 Mayıs ihtilali… Aslında, ülkemizin bağrına "kötülük tohumlarının" ekildiği, bizi bizden etmenin "karanlık ve sinsi senaryolarının" kaleme alınıp, hayata geçirildiği, bir zaman dilimidir!?..

***

Tarih sayfalarını çevirdiğimizde!… Nice ulemalar, nice şaikler, nice alimler, nice siyasetçilerimiz, Cumhuriyet sonrası "idam" edildi, sürgünlere tabi tutuldu, zindanlara atılıp, ömürler çürütüldü.. 61'de üç siyasetçi, sonrasında "üç genç" ardından, 12 Eylül'de "bir sağdan, bir soldan".. Beri yanda, 28 Şubat.. E-muhtıra, ve 15 Temmuz!…

***

Sonuç itibariyle, bir asra dayanan zaman dilimi içerisindeki zulümler, yeni zulümleri, intikamları, kinleri, nefretleri "körükleyerek", bu toprakların insanları, hem devlet nezdinde, hem kendi içinde "hasım" oldu, edildi… Ki bu evrede, 800 bin kilometrekare alana sahip ülke coğrafyasında "zulüm görmeyen, baskıya uğramayan, vesayetin ürettiği kinden, nefretten pay almayan" kalmadı!..

***

Evet, ah Eylül ayı ah.. İşte böylesi acı ve hazin bir zamana sahipsin.. Suç sende değil; "zihnini" batıla ve batıya satandır suçlu!..

***

Netice itibariyle!… 15 Temmuz'da sokağa yansıyan "o demokrasiye, milli iradeye sahip çıkma" haykırışı!… Yaşadığımız evre açısından, artık kinin, nefretin, intikamın, hasettin, kan ve gözyaşının, inkar ve asimilasyonun, şiddetin, terörün, bağnazca yaşamın, batı ve batıla endeksli zihinleri bunamanın dağınıklığından kurtulmamızın zamanı gelip geçmiştir!…

***

Bugün bilelim ki, dünden daha büyük bir ihtiyacımız olan, sevgiye, barışa, huzura, istikrara, toplumun değerlerine, inancına, örfüne, gelenek ve göreneklerine, insani ve rahmani duyguların zenginliğine, toplumsal refahın büyümesi, gelişmesi, zenginliğin, yaşamın her alanına sirayet edici, bir değişimin ve dönüşümün zamanı!…

***

Yeter artık deyip, "vesayet" prangalarını kıralım, tabuları yıkalım!… Ki; "tarihin kara lekeleriyle" ne tarihimiz anılsın, ne de zihinlerimiz o günlerin acısıyla, "kindar" olsun.. Barışı sağlayalım ki; kefenimizi de, mezarımızı da, musalla taşındaki tabutumuzu da, "kin ve nefretle" değil; "mekanı cennet olsun" nidalarıyla, duasıyla sahiplensin!…

***

GÜNÜN SÖZÜ

Kötülükler gidince, her yer cennet olur…