Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

BAĞIŞLARIN ÖNCELİĞİ!…

Ne diyorduk… Toplumsal dayanışma.. Birlik, bütünlük yekvücut olmak!… Acıda da, tasada da, sevinçte de; "ümmet" kimliğiyle, milli ve yerli birliktelik içerisinde, var olabilmek!… Ki, "kutsallığımız" bu birlikteliğin inancı, ibadeti ve iman kudretiyle "kamil" ancak mümkün olabilir der!..!

***

Çünkü hali hazırda çok kritik, zorlu, korku ve endişeli, büyük bir belirsizliğin hakimiyeti altında, riskli bir zaman dilimi içerisinde yürüyoruz!.. Yarınlar meçhuliyet arz ediyor!.. Ama ümitvarız ve inancımız da bunu emrediyor, "her sıkıntılı gecenin, ferahlı bir sabahı var" gerçeğiyle "bu günler de geçecek" yarınlar daha bir güzel olacak..

***

Yeter ki bir ve diri olalım!..  Yeter ki, "tedbiri" elden bırakmayalım!..  İşte bu "tedbirlerden" biri de, hiç kuşkusuz ki, "rahmet ve bereket" elini, her daim uzatabilmektir.. Onu, "cimriliğin, bencilliğin" cenderesine sokmayıp, siyasi ve ideolojik "akımların" fikriyatına, boğdurmamak, çaresiz bırakmamaktadır…

***

Yoksulun, fakirin, işsizin, açın, aşsızın, öksüzün, yetimin, geliri olmayan, işinden, gücünden olmuş günlük çalışanlar işçiler… Hele ki borç, harç içerisinde "riskli" zamanı geçirme çabası içerisinde dört duvar arasında "uzanacak" rahmet elini bekleyen.. Ve işten çıkarılanlar… İşte bunlara "rahmet, bereket" elini uzatıp, dayanışma içerisinde olabilmek bugün, her beşerin vazifesi ve sorumluluğudur…

***

Bir önceki yazımda, "milli dayanışmadan" söz ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Biz bize yeteriz Türkiyem" kampanyasına, bir bütünlük içerisinde "destek vermemiz" gerektiğini, söylemiştim!..

***

Her ne kadar, siyasi ve ideolojik, şu kurum, bu belediye gibi "Milli Dayanışma" adımına karşı refleksler geliştirilerek, tartışma konusu edildiyse de kampanya!!… Doğrusu da hal-i hazırdaki işlemdir…

***

Bilinen ve olması gereken de budur!… Çünkü, koordinasyonun "tek elden" yürümesini sağlayabilmek önemlidir.. Bunu da, en doğru, en şeffaf, en güvenli, düzenli, tabi ki itibar edilebilecek, kuşkuya, şüpheye düşürmeyecek, üzerinde "siyasi devşirmelerde" bulunmayacak olan da "Devlet-i Aliyedir.." Yani, devlet yönetimidir.. Ki Erdoğan da bu minvalde, ilk adımı atan oldu!…

***

Çağrı sonrası, ciddi ve önemli bir "birliktelik" sağladığımızı söyleyebiliriz… 7'den 70'e herkes; "gönül dostluğuyla" bağışta bulunuyor.. Ki, biz de ailece bütçemizin yettiği noktada, bağışımızı yaptık..  Hani bir söz var, "damlaya, damlaya göl olur" diye!.. Böylesi göllerin her daim olması gerekir…

***

Tabi, yardım kampanyasına dair oluşan "muhalif" cephenin, gösterdiği tepkileri anlamakta zorluk çekiyorum.. Şöyle ki.. Ki narayı atan, ortamı geren, kendince bir şeyler ifade etmekle meşgul olduğunu gösteren bazı kesimler var diyor ki, "Hükümet bu dönemde, millete para vermesi gerekirken, milletten alıyor, topluyor?"…

***

İşte bunlara sormak lazım!.. Zaten, devlet böylesi kritik dönemlerde, "darda olana" sosyal devlet anlayışıyla, yardım elini uzatması, sorununu çözmesi temel görevi ve sorumluluğudur.. Bundan kaçamaz!.. Ancak, şu anki "Pandemi" halimiz, "salt devlet" imkanlarıyla, sınırlı, çözümlenebilecek, üstesinden gelinebilecek bir hal değildir… "Milli bir seferberlik" şart…

***

Netice itibariyle, "Milli Dayanışma" kampanyasına dair "devlet millete para vermeli, ama milletten para topluyor" mantığıyla gelişen, polemikler "samimi, iyi niyet içeren, ihlaslı, gerçekçi"  değil.. Olmadığı için de bu kulvarla alakalı, çok söz söylemeye gerek yok!.. Olmamalıdır…

***

Ama, şu sorgulama ya da soru mahiyetiyle, cevap isteme hakkı, herkes için geçerli olan; "yardımların dağıtım kriterleri, nasıl olacak, kim belirleyecek?"… Ve tabiki öncelikte kimler olacak?… Yardımları, kim dağıtacak?.. Kim kime, hani oran ve ölçüde yardım verilecek?.. Ha bir de, işin içerisine, "siyasi el" özellikle parti teşkilatları, milletvekilleri uzanıp, dahil edilecekler mi?.. İl, ilçe düzeyinde, "koordinasyon" kimde, olacak…

***

Aslında, bu minvalde düzine düzine soru ikmale getirebiliriz!.. Ki bu soruların, ikmale gelmesi ve muhtevasını sorgulamak, önem arz edici olduğu kadar, gelen yanıt ta ivme kazandırıcı… Eğer ki, Devlet-i Aliye "kuşkuya" yer vermeyecek, "pusuda bekleyenlere" siyasi ve sosyal "hedef" çıkaracak kozlar oluşturmazsa!.. Halk deyimiyle, halis, muhlis, şeffaf, net, pak ve ak bir fikriyatla, hepsini cevaplarsa!.. Ki etmelidir…

***

İşte o zaman, bugün "milli dayanışmaya" dil uzatan, hükümeti yeren, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "maaş sorgulamasına" alan, Diyanet İşleri Başkanlığının "Zekat'ın da" bağış olarak verilebileceğine dair "fetvaya" laf edenin "ağzına" tapa vurmuş olursun… Ve, yine bağış paralarını "yandaşlarının hak edişlerine, kasasına, kendi şahsi giderlerine, örtülü ödeneklere" gideceğini "ağzına" sakız edenleri "dut yemiş bülbüle" döndürürsün…

***

Hiç kuşkusuz ki!.. Millette büyük bir coşku ve dayanışma isteğiyle, "bir verirken, beş verip", katılımcı bir birlikteliğe kucak acar.. Bugün milyonlar diyoruz, yarın on milyonlar, 83 milyon olur… Tıpkı, Çanakkale’de olduğu gibi, Kurtuluş savaşında yaşanan o milli ruhun şahlanışı gibi; milletimiz fedakar ve cefakar bir şekilde; "yaşanan" sıkıntılı dönemin ve "korona virüs" illetinin üstesinden, gelecektir?…

***

Ama velakin!.. Aksi bir seyir.. Sırlar alemi bir ortam.. Kapalı kapılar ardında bir fikriyat!.. Herşeyi, "bıçak" gibi keseceği gibi!… Devletin, milletin, ülkenin "çöküşüne, kaosa girmesine" hevesli olanların zihniyetine, beslenme varlıklarına "yeni varlıklar" eklersin ki, işte o zaman da, zaten herşey bitmiş olacak?…

***

 

İKİ DAMLA YAĞMUR!…

Diyarbakır’ımıza dair artık "klişeleşen" bir ifade oldu.. "İki damla yağmur, şehirde hayatı felç etti?".. Değişmeyen manzara.. Yıllar yılıdır aynı!.. Ki önceki gün yaşadıklarımız, bugüne münhasır bir "zafiyet, hizmetsizlik, çözüm üretmeme" hali değil…Çıkmaz, yarım asra dayanıyor..

***

Ne yazık ki; gelen-giden yerel yönetimler başta olmak üzere!!.. Tabi ki merkezi hükümetler.. "Şehre" dair hizmet anlayışları hep; "günü" kurtarmaya odaklı, olunca!!… Görselliğe, önem verip.. Asıl hizmete, yeraltına, altyapıya müdahil olmayınca, en küçük bir doğal reflekste, hal-i vaziyet böylesi bir manzarayı yaşatıyor…

***

Önceki gün, şehrin en modern ilçesinden tutun da, en varoş semtine kadar.. Siverek yolu da, Mardin yolu da, Silvan yolu da!… Tıpkı şehir içi yollar gibi; Dicle Nehrini aratmadı.. Oluşan göletler, mahsur kalan araçlar.. Su baskınına uğrayan, ev ve işyerleri.? Çarıklı mahallesindeki, çevresel düzenlemesi olmayan derenin taşması neticesinde oluşan, sel baskını!…

***

Şükürler olsun ki, "can" kaybı yaşanmadı.. Ama maddi hasar büyük.. Telef olan büyükbaş hayvanlar.. Yıkılan ahırlar, çöken evler.. Netice itibariyle; Diyarbakır’ın acil ve ivedi olarak "iki damla yağmura teslim olmak" istenilmiyorsa, bundan sonraki yerel hizmetler açısındaki eforunu, "altyapıya" odaklandırmalıdır!.. Çiçek, böcekle uğraşmak yerine, bu alana yönelmelidir… Ki büyük görev de, Büyükşehir'e ve ilçe Belediyelerine düşüyor…

***

DİYANET'E ÖNERİM!…

"Camilerde cemaatle Cuma Namazı" kılma yasağına dair!.. Artık Cuma günleri, "cuma namazı" saati esnasında, resmi bir televizyon kanalında, "Cuma hutbesi" okunsun.. Mesela bugün bir ilk olarak, bu gerçekleştirilebilinir.. Ve Hutbe de "Covid-19'a" yönelik tedbirler ve hastalığın boyutu, hazırlanan ilmin ve bilimin bütünleşmesiyle usta bir hatibe okutulabilinir?…

Ne dersiniz?…

***

GÜNÜN SÖZÜ…

Yaşamın normal seyrinin "bir hapishaneye dönüşebileceğini" hiç düşündünüz mü?

***

Hayırlı Cumalar….