Görüş Bildir

KALEMİN DİLİ

Ömer Büyüktimur

omerbuyuktimur@hotmail.com

BIRAK YA YALANCI'NIN TEKİ!…

Ne yazık ki, yaşam maratonu işte böylesi "girift" bir yol seyrinde, debelenip gidiyor..

Artık "gerçekler ya da doğrular veyahut yalanın alenisi" pek makbul görülmüyor…

Denir ya, "doğru ya da, yalan" olsa da olur, olmazsa da olur; zaten "kurmay patentli" bir fikriyat yasası oluşmuş herkeste!…

Sıkışan "bırak ya yalancının teki" deyip geçiyor buldozer gibi; hakikatlerin üzerinden geçiyor!!!…

***

İşte siyaset… Ve onu icra eden politikacılar.

. Tamer güzel giydirmiş, "her türlü faaliyet ve senaryoya" evet, ama yalana hayır..

İyi de, adam doğruyu da söylese, söylemezse!…

Rakipli, rakipsiz…

Ters köşe misali siyasi faaliyetleri dahil!…

Sonuç itibariyle "doğru da, yalan da" pek muteberlik içermiyor…

"Sıkışan da, sıkıştıran da", son sözleri; "bırak ya yalancının teki" ötesini geçmiyor?..

***

Bakınız, tekaütlü, 104 amiralin bildirisine dair, "politikacıların" sergilediği siyasete!…

Enva-i şekli ve şemalı değişkenlik arz eden, felsefe üretiliyor..

Hele ki, o ince "ideolojik, ırkçı ve şoven" siyaset, yargısız infaz misali önüne geleni, katlediyor!..

Politikacı diyor ki; "Eğer ki seçimi kazanacağına inansaydı, darbeye niye kalkışsın?"…

El hak, doğru bir söz değil mi, bu laf!?..

Tabi kime göre diyeceksin!?..

Ancak "suçüstü" olan politikacının ürettiği lafa baktığınızda o da, "bırak ya yalancının teki?"..

***

Beri yanda, "zevzeklik" diğer yandan "şahane" diyen mi?..

Yok yok, "suni gündem" yaratıyorlar?..

Darbecilik mi, muhtıracılık mı, olur da fikir ve düşünce özgürlüğü yok mu yani..?

Koca, 104 tekaütlü adamın "yüksek akla" ihtiyacını sorarken, peki "kurmay planının" komuta merkezi, olmaz mı?..

Neyse, "alayı bırak ya yalancının teki?"…

Haydaaaa!...

***

 

Sahi ya, darbeciyi, darbe seviciyi, ırkçıyı, milliyetçiyi, faşist ve şovenisti, hatta muhalifliği, münafıklığı da, denir ya bir kenara koyup, anlayabilirsin?..

Zaten bu kulvardakileri, anlayan insan "yalancıların teki" deyip bir kenara atarsın!…

Ama siyasetin kulvarında "casus politikacıyı da" bir yere koyup, işin ciddiyetine odaklanmak gerekmez mi?..

Gerekir..

Ancak bizimkiler "iki yönlü" karakterle "bırak ya yalancının teki" der gider..

***

Vaziyet, "kemirgen" misali, sorgulama yapıyor!…

Yahu, Türkiye'nin "siyasi" kulvarındaki zat-ı muhteremler, ne ara "söylem ve eylemleriyle", yer küresinin "bırak ya yalancının teki" olma vasfında, şampiyonluğu ele geçirdi..

Bu kadar mı, "yalancımız var?"..

Ve bunların hepsi de; "bizim vatandaşlarımız mı?"…

Biri doğruyu söylesin!..

Yoksa, ona da mı "bırak ya o da yalancının tekidir" diyecek miyiz?..

Kahreden, bunaltan, düşünce girdabıyla "bunak" hale sokan bu, ruh karakterini., tez elden kirli siyasetin, "yalancının teki" politikacılarından, arındırmamız gerekir..

Yoksa hal-i durum, hiç ama hiç hayra alamet değil…

***

Eee üstat boşuna söylemiyor, "yahu düne kadar" yalancı, sahtekar, üçkağıtçı, hırsız, rüşvetçi, ahlaksız ve tabi ki yalancının biri yolda görüldüğünde düne kadar "bu adam yaramaz, dikkat et buna" deyip uyarmaz mıydık!…

El hak, hem de nasıl uyarırdık?..

Peki şimdi, vaki mi… Değil..

Çünkü "bırak ya yalancının tekidir" ruhu, her kulvarı, sarmaşık misali sormuş!…

Çünkü, bu arenanın içerisinde çıkıp "Bu adam var ya bu adam, adamın hassosu, sağlam ve dürüst adam" dediğinizde, ilk anda yanınızdaki "he vallahi" der ama, köşeyi döndüğünüzde "Yok ya, o da yalancının teki" deyip çıkan olur..

Ve dersin ki, eyvah o da mı?..

***

Kısacası, Siyasetin ve politikacılarımızın mazisi ne kadar da; "temizmiş be kardeşim" diyene?..

Benim de okkalı bir cevabım var.. "Bırak ya, ne kadar da yalancısın be kardeşim.?"

Neyse, "vaziyet" hayatın her alanına sirayetten dolayı, "kim doğru söyledi, kim yalan attı" artık pek muteber olmadığı için, "hangi iş kimin işine yaradı, ya da yaramadı" önem arz edici olan bu!…

Sizce…

***

NEYE, KİME TEŞEKKÜR?..

Galiba şu "teşekkür" kelimesi de, çok ama çok ucuzladı mı ne?… Yanlış yapana, hatalı olana, bariz bir şekilde "hakaretler" sıralayana dahi, "icraatından" döndüğünde, "teşekkür" eder hale geldik?..

Ne tezat bir hal-i durum böyle!…

***

Bakar mısınız, MEB'in kerameti kendinden menkul zevatına!…

Diyarbakır'ı "öcü gösteren" fikriyatlarında, "geri döndüler?"..

Ki o geri dönüş, bizlerin, şehrin ahalisinin "öfke ve tepkisi" üzerine, halk deyimiyle "geri adım" atıldı?..

"O rezilce ifadeler kaldırıldı?"..

Yani, hatalarından döndüler!…

***

Peki, zevat ne yapıyor?.. Hem zafiyetini, hem keyfiyetini, hem de yüzüne çarpan yanlıştan dönüşünü, büyük bir "zafer ve maharetmiş" gibi gösterip; "teşekkürler, teşekkürler" sıralayıp duruyor..

Hiç de teşekkürü hak etmiyorlar, çünkü "niyet" halis değil!…

***

"İÇİMİZ KİRLİYSE.."

Üstadın ne güzel bir ifadesi var…

"İçin kirliyse, çevren, kapı önün, dışarısı "kirli olsa" ne yazar…

Çünkü; "pislik" içinde üreme gösteriyor…

Ülkemizin hal-i durumu da, aynen böyle!..

Ama siz "içimizle" değil, hep hasmı dışarıya endeksleyerek içimizdeki "pislikleri" göz ardı ediyoruz…

***

Türkiye, yıllar yılıdır "çıkmaz sokaklara" mahkum edilir durulur…

Darbeler, muhtıralar, laik anti laik çekişmesi, terör, şiddet, ırkçılık, inkar ve asimilasyon, milliyetçi akımın yarattığı travmaların, tar-u marlığıyla boğuşup duruyoruz!..

Ki başımızı kaldıramıyoruz demiyorum ama, "başımız hep kuma" gömülü…

***

İşte bu halden dolayı, ne huzuru, ne güveni, ne istikrarı, ne zenginliği, ne de insan hakları, vatandaşlık, dil, din, inanç, kültür ve medeniyet zenginliğimizle, demokrasiyi derinliklere indirip, bütünleştiremedik!…

Hep ötekileştirip, asıl suçlu, müsebbibi de "dışarıya" havale edip, çözümsüzlük üzerine, "gelgitleri" ikmale getirdik!…

***

Oysa, "içimize" yönelsek!..

Kirlilikleri "içimizden" temizlersek.. Sonra, çevremizi, kapımızın önünü, ardından ülke sathında, sonra da "içteki tahribatı" fırsat belleyip, komuta oluşturan dış güçlerle "mücadele" edip, saf dışı bırakılır..

Şu ABD'li, Şu Fransız, Şu Alman, Şu İngiliz "paranoyaklığından" kurtuluruz..

Ki, düşman el olunca "kavganın" hesabı nettir..

Ama "Kurt" içerdense, gaflet ve delaleti çoktur!…

***

GÜNÜN SÖZÜ

Sahi ya, neden ben insanlara güvenmemeyi öğrenip ruhumu kirleteyim, onlar güvenilir olmayı öğrensinler...