NÜFUS PATLAMALARI

Toplumca, ülkece, yönetimce garip bir huyumuz var; sorunlarımızın kaynağına inemiyoruz. Sıkıntıların nereden çıktığının tespiti yerine yüzeysel çözümlerle meşgul oluyoruz.

Bu problemlerin çıkış noktası neresi diye ya sorgulayamıyoruz, ya da bulup çözmeye gücümüz ve aklımız yetmediğinden görmezden gelip kendimizden sonra göreve geleceklere devrediyoruz.

Bugün cebelleştiğimiz sorunların yarısından fazlasının sebebi nüfus fazlalığıdır doğal ve iktisadi kaynaklarımızla kıyaslayınca.

İşsizlik had safhada diye bağıranların, açız diye haykıranların, 60 kişilik öğrenci sınıflarına çözüm bulunamayışının vs. vs. temel sebebi nüfus fazlalığıdır.

Çünkü doğal kaynaklarımız ve ülke maddi hazinesi yeterli gelmiyor. Çünkü milyonlarca insanı devlet kurumlarına alıp işe başlatmak mümkün değil zira o kadar kurum yok zaten.

Çok değil 50-60 yıl önce Türkiye’de yoldan geçeni çağırıp devlet memuru yapıyorlardı. 

Bugün ne oldu? Çoğaldık…

Savaş yoktu çoğaldık, bölünerek çoğaldık, ağlayarak çoğaldık, sevdik çoğaldık, yiyerek çoğaldık. Hülasa (özetle) türlü şekillerle ülke nüfus katsayımızı arttırdık.

Yeşilçam da on yirmi tane film aktristi vardı bugün aktrislerden geçilmiyor çoğunu tanımıyoruz bile.

Namık Kemal, Halide Edip, Ahmed-i Hani, Yunus Emre’yi en az iki nesil tanıyor. Günümüzde ki yazar ve şairlerin çokluğundan çok daha iyi olanlar belki de kendilerini gösteremiyorlar.

1935’te nüfus yaklaşık 16 milyon, 1950’de 20 milyon, 1980’de 43 milyon civarı, 2020’de 83 milyon olduk.

Eğitim ve işsizlik konusunda buldukları çözüm sınav sistemiydi. Yani kalabalıkları elemek.

Evvel zaman da olduğu gibi öğrenciler gidip istedikleri fakülteye kayıt yaptıramıyorlar. Stres dolu bir üniversite giriş sınavı var.

Dört beş yıl üniversite mecralarında oyalanıyorlar, sonra KPSS sınavı var üç beş sene de o menzilde canları çıkıyor. Kaloriferci, aşçı, şoför olabilmek için bile sınava giriyorlar.

Bu sorunların temel kaynağı gerçek nüfus artışı. Nüfus artış hızı 1980’den 2010 kadar grafiklere göre hep düşüşteydi gerçi.

2009 da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın en az 3 çocuk açıklamasından sonra

Nüfus artış hızı bir dönem yükseldiyse de sonrasında tekrar düşüşe geçti.

Ama gerçek nüfus hep ve sürekli arttı yıllardan bu yana hiç azalma göstermedi.

Cumhuriyetten sonra kademe kademe sağlık koşulları iyileştirildi. Her türlü hastalık için aşılar geliştirildi. Sosyal hayat modernleşti.

Bir dizi sorun çözüldü, 2. Perdede başka sorunlar belirdi.

Nüfus artışı sadece bizim değil dünyanın sorunu, şu küreselciler mi diyeyim, dünyayı parmağında oynatan masamı diyeyim, batılı ülkeler mi diyeyim nüfus sorununun çözümü adına iğrenç teşebbüsler de bulundular.

Bugün dünya genelinde 10 kadından 4’ü kısır, Avrupa, Çin, Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde dönem dönem çocuk doğurma yasaklarından dolayı hamile bayanlar kürtaja zorlanmış.

İki yıldır dünyayı birbirine katan corona virüs acaba bir nevi nüfus düzenleme Harekâtı mıydı diye düşünmeden edemiyor insan.

İnsanların yaşam hakkını elinden almak Allah’a mahsustur. Çözüm olarak öldürmeyi seçmek acımasızlık ve barbarlıktır.

Ama gidişatımıza bakılırsa yeniden nüfus planlaması yani kimse dünyaya gelmemişken önlem almak elzem görünüyor.

Tabi eşzamanlı olarak bir taraftan da maddi kaynakları arttırmanın yolları aranırken gelir adaletsizliğinin çözümü aranırken…

Bu yöntem birçok idealistin, özgürlükçünün hoşuna gitmeyecek yol, lakin bir ailenin 3’ten fazla çocuk dünyaya getirmesi en başta kendi çocuğuna yaptığı haksızlık olur.

Hayatın zorlaşması, ekmeğin aslanın midesine inmesi, tüm alanlarda çok daha çok mücadele etmek zorunda kalınması heeep nüfus artışından ve beraberinde gelen kapitalizmden.

Türkiye’nin genç nüfusunun diğer ülkelere nazaran fazla olması ‘Türkiye’yi ayrı bir konumda kılıyor deniyor.’

 Ama genç nüfus ülke koşullarında dolayı Avrupa da yaşamayı tercih edip, diğer ülkelere kapak atmanın derdinde olduğuna göre, genç nüfusu elde tutamadıktan sonra neye yarıyor genç nüfusun fazla olması sorarım.

Bir cesaret nüfus planlama kanunu yenilenirse, hiç değilse 20-30 yıl sonra ki çocukların önü açılmış olur kanaatindeyim.

Evet sanayi bacalarını çoğaltmak ha deyince olmuyor, daha geniş iş imkanları sunmak ha deyince olmuyor, bari la havle bela çekip nüfus artışını sınırlandıralım.

Nüfus artışını sınırlandırmak kulağa hoş gelmese de halimiz de ortada.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde iklim değişikliği başkanlığı oluşturacağını açıkladı.

(2 hafta önce iklim değişiklikleri ilgili yazımda sorunları dile getirmiştim, üzerine bu haber ziyadesiyle memnun etti) kademe kademe de olsa, revizyonlar yapılıyor.

Göç idaresi genel müdürlüğün de statüsü değişerek göç idaresi başkanlığına dönüşeceğini dile getirdi.

İlerleyen zamanlarda nüfus stratejistlerinin aktif rol aldığı nüfus planlama başkanlığının da, oluşturulacağını umut ediyorum.