İKİLİ SİSTEM VE DENGE

Zannım diyor ki hayatın bir sırrı varsa oda dengedir. Her durumda, her kulvarda, soyut somut her varlıkta, tüm yaşamsal biçimlerimizde ölçüyü sağlıyorsak muvaffak oluyoruz. Denge yoksa bir şeyler alt üst olabiliyor.

Eksikliklerimizi ve fazlalıklarımızı fark edip onardığımız zaman bir ‘BEN’ ortaya getirebiliriz.

Bir bitkinin ya da ilacın kararında dozu hastayı iyileştirirken, fazla dozu kişiyi öldürebiliyor.

Az yersek çeşitli vitamin ve minerallerden mahrum kaldığımız için vücutta rahatsızlıklar meydana gelirken, çok yersek yine bir takım hastalıklar zuhur ediyor.

       İbnü’l Arabi “insanın iki tarafa da bakan bir yüzü olduğunu” söylerken içsel olarak ince ayar, yani denge meselesine vurgu yapıyor.

Güneşin dünyaya faydalı olmasının tek sebebi sistemsel olarak olağanüstü dengede olduğundandır. (Daha yakın olsa yakıp küle çevirecek, uzak olsa şu an topraklarımız da yaşam yok idi.)

İnsan ilişkilerinde de denge başrolde, çok sevip, gereğinden sık görüşüp, ölçüsüz önemseyip, günde on defa arayıp bir kimseyi veya bir grubu hayatının merkezine koyduğun zaman o ilişkilerin kısa zamanda kopmasına şaşırmamak lazım.

Lakin az ilgide öldürür… Her boşluk doldurulur bu fizik kanunudur.

Sert hışımkâr yapılı insanlara etrafındakiler yaklaşmak istemezler, yaklaşsalar da samimi ilişkiler gelişmez.

Haddinden fazla naif, ince ruhlu, hoşgörülü mülayim insanlar da ne yazık ki sözlerini dinletemez ne aile hayatında ne de iş hayatında.

Demek ki karaktere de denge, ince ayar lazım!

Başka bir örnekle; odağına dini alan özellikle genç arkadaşların namazı, Kuran’ı, dini kitapları abartarak hayatına alan, dini ritüelleri normalden fazla yaşatmaya çalışanların bir süre sonra aklen kaydığını gözlemleyebiliriz.

     Her ne kadar hayat ikilik sistem üzerine kuruluysa ve her şey zıddı ile kaim olsa da…  Aydınlık karanlık, iyi kötü, kaos düzen, olabilirlik imkansızlık, çalışkanlık tembellik…

En sağlıklısı orta da bir yerlerde durmaya çabalamaktır. İyi olan hiçbir şey kendiliğinden olmaz üstünde çalışmak gerekir.

Yunan felsefesin de Stoacılık kavramı vardır: ne sürekli haz peşinde koşmak, ne de akıl mantık diye tutturup ot gibi bir hayat yaşamak elzemdir, denmiştir.

   Özetle mesafenizi ve dengenizi ayarlarsanız sırtınız yere gelmez.

KİTAP ÖNERİSİ: CHARLES DICKENS -  BÜYÜK UMUTLAR