Şaheserler yazdılar ama yoksul öldüler

Türk ve dünya edebiyatına kazandırdıkları şaheserlerle yazı dünyasının kilometre taşları olan bazı ünlülerin, son yıllarını yoksulluk içerisinde geçirdiklerini biliyor muydunuz?

Haberler 19.02.2012 - 12:46 Son Güncelleme : 19.02.2012 - 12:46

Türk ve dünya edebiyatına kazandırdıkları şaheserlerle yazı dünyasının kilometre taşları olan bazı ünlülerin, son yıllarını yoksulluk içerisinde geçirdiklerini biliyor muydunuz? Ölümlerinden sonra romanları geniş okur yelpazesine kavuşan yazarların, sanılanın aksine maddi sıkıntılarla boğuşması, Dâhilerin kıymeti öldükten sonra anlaşılır. sözünü doğrular nitelikte. Yazdıkları eserlerle edebiyat dünyasına kalıcı etki bırakmasına rağmen maddi sıkıntılarla boğuşan yazarlar arasında Alexandre Dumas, Peyami Safa, Edgar Allan Poe, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi saygın yazarlar da bulunuyor.

MARK TWAİN, KONFERANSLAR VEREREK BORÇLARINI ÖDEDİ

Biyografilerinden derlenen bilgilere göre, Tom Sawyerın Maceraları ve Huckleberry Finn’in Maceraları isimli ünlü çocuk romanlarının yazarı Mark Twain, kariyerinin zirvesinde Amerikanın en ünlü kişilerinden biri olarak gösteriliyordu. Twain, zengin olmak umuduyla işadamlığına soyundu. Para kazanmak için çeşitli işlere yatırım yapan Mark Twainin girişimleri hep başarısızlıkla sonuçlandı. 1885te kurduğu yayınevi ise iflasına sebep oldu. 58 yaşında boğazına kadar borç içindeydi. 5 yıl boyunca kitap yazarak ve Avustralyadan Hindistana, Güney Afrikadan İngiltereye kadar pek çok ülkede konferans vererek borçlarını ödeyebildi. Eşi Olivia bu tempoya dayanamadı; sağlığı bozuldu ve Floransada öldü. Twain ise altı yıl sonra 75 yaşında öldüğünde geride 23 kitap bıraktı.

ALEXANDRE DUMAS KİRASINI ÖDEYEBİLMEK İÇİN PALTOSUNU SATTI

Üç Silahşorlar ve Monte Kristo Kontu gibi çok satan tarihi romanların yazarı Alexandre Dumas, yazı hayatı boyunca toplamı bin 200 cilt tutan roman, piyes ve tarih kitabı yazdı. Yaklaşık 5 milyon dolar eden servetine pek az meslektaşının erişebildiği söylenir. Ancak kadın ve içkiye düşkünlüğünün yanı sıra lükse merakı hazin sonunu hazırladı. Son yılları sefalet içinde geçti. Ev kirasını ödeyebilmek için tüm değerli eşyalarını, hatta paltosunu sattı. Akrabaları, bakkal borçlarını ödemeseydi açlıktan ölebileceği notu biyografisinde belirtiliyor.

EDGAR ALLAN POE 3 DOLAR OLAN EV KİRASINI ÖDEYEMİYORDU

Şiirleri ve gizemli hikâyeleriyle Amerikan edebiyatının en değerli yazarlarından birisi olarak gösterilen Edgar Allan Poe, kumar ve içkiye düşkündü. İçecek bir şey bulamadığında saf ispirto içiyordu. Pek çok meslektaşı gibi sağlığında kıymeti takdir edilmedi. Eserlerini karın tokluğuna satmak zorunda kaldı. Erken dönem eserlerinden Ligeiayı on yılda tamamlayabildi. Bu eserini sadece 10 dolara satabildi. Kuzgun (The Raven) isimli eseri 1845 yılında yayınlandığında kendisine sadece 9 dolar verildi. Aylık 3 dolar olan ev kirasını ödeyemiyordu. Karısı Virginia gıdasızlıktan verem hastalığına yakalandı. Kuzgunun yazarı Poe parasızdı. Günlerce bir şey yemeden aç oturuyordu. Poe ailesinin açlıktan ölmek üzere olduğunu anlayan komşuları sepetlerle yiyecek getirdi. Eşi Virginia öldüğünde Poenun cebinde cenazenin kaldırılmasına yetecek para yoktu. Meyhanede fenalaştıktan dört gün sonra 40 yaşında öldü. Sonsözü, Tanrım benim zavallı ruhuma yardım et. oldu. Ölümünden sonra Poenun satılığa çıkarılan birkaç sahifelik el yazısına 10 bin dolar verilecekti.

PEYAMİ SAFA TELEFONUNU SATILIĞA ÇIKARDI

Peyami Safa, 27 Mayıs darbesinden sonra sıkıntılı günler geçirdi. İlan bulmakta zorlandığı Türk Düşüncesi dergisinin yayını durduruldu. Türk Edebiyatçılar Birliğinden ve Türk Dil Kurumundan çıkarıldı. Son yıllarında Adnan Menderese yakın olduğu için ağır saldırı ve hakaretlere maruz kaldı. Milli Birlik Komitesinin baskılarıyla Havadisteki yazılarına da son verildi. Yaklaşık 300 cilt tutan çalışması vardı; ama işsizdi ve maddi sıkıntı içerisindeydi.

Bir gün yayıncısının yanına giderek ev kirasını ödeyebilmek için telefonu satılığa çıkardığını söyler. Yayıncısı, Sultanhamamı esnafından telefon ücreti kadar para toplayarak Safaya teslim eder. Basıldığını göremediği Doğu-Batı Sentezi isimli kitabını bu borcuna karşılık yayınevine teslim eder. 62 yaşında vefat eden Dokuzuncu Hariciye Koğuşunun yazarı, son dönemini şöyle özetler: Kitaplarımı basıp da büyük paralar kazanmamış, beni yazı kadrosuna alıp da muazzam servetler yığmamış editör, gazete sahibi zor gösterilir. Fakat benim gayret payımın mükâfatı, yarım asır süren uzun bir mahrumluk, hastalık ve işkence hayatından başka bir şey olmamıştır.

TANPINARIN GÜNLÜGÜNDEN: HASTALIĞIMDAN ZİYADE PARASIZLIKLA MEŞGULÜM

Türk Edebiyatına Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi eşsiz eserler kazandıran Ahmet Hamdi Tanpınar da son yıllarında hem sağlık hem de maddi sorunlarla boğuştu. 1962 yılında 61 yaşındayken geçirdiği kalp krizi sonucu aramızdan ayrılan Beş Şehirin yazarı, içinde bulunduğu sıkıntıları günlüğüne şu şekilde kaydetmiş: 26 Teşrin-i Sani (Kasım) 1958. Bugün karaciğer muayenesi için hastaneye gidiyorum. İçimde her şey alt üst. Bittabi hastalığımdan ziyade parasızlıkla meşgulüm. Cebimde yalnız bir lira var. Parasızlığım büyük hastalıklar gibi hemen hemen hiçten başladı, büyüdü, çoğaldı beni altına aldı. Etrafım alacaklı ile dolu. Cebimde borç senetleri var. Şu anda yalnız borçla ve atıfetle yaşıyorum ve borç beni çıldırtacak. Kurtulmak için her teşebbüsüm yeni borca sebep oluyor. Yahut da bir yığın edebi proje () parasızlığın mutlak ve şaşmaz tecellileri ve komplikasyonları. Abdülhâk Şinasiden borç para alıyorum. Kemalden para bulamıyorum

TOLSTOY KENDİ ELBİSESİNİ DİKTİ

Tolstoy ise yoksulluğu kendi arzusuyla tercih edenlerden Zengin bir ailenin çocuğu olarak doğan Lev Nikolayeviç Tolstoy, öğreniminin ardından köyü Yasnaya-Polyanaya dönerek yoksul köylüler arasına katıldı. Rus köylüsünün yoksul, perişan durumu onu çok üzüyordu. Sahip olduğu toprakların hepsini dağıttı, kıymetli mallarını elden çıkarttı; eserlerinin telif haklarından vazgeçti. Köylüler gibi yaşamaya başladı. Kalın kumaştan yapılmış kaba elbiseler giydi; ayakkabılarını kendi eliyle dikti. Anna Karenina’yı ve Savaş ve Barış’ı yazan el, odasının tozlarını süpürüyor, elbiselerini dikiyordu. Tolstoy, bütün arazilerini satınca sefalete düştü. Bu trajedide mutsuz geçen evliliğinin payı da büyüktü. Yazar, son yıllarını moral çöküntüsü içinde geçirdi. Evini bırakıp yollara düştü. Astapovo tren istasyonunda öldüğünde geriye kalemi, romanları ve kendi diktiği elbisesi kaldı.

MEHMET AKİF ERSOY ANKARA SOĞUĞUNDA PALTOSUZ DOLAŞTI

İstiklal Marşının yazarı Mehmet Akif Ersoy da son yıllarını ıstırap içinde geçirdi. Dostu Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine kışı geçirmek için Mısır’a gitti. Daha doğrusu gitmek zorunda kaldı. Maaşsızdı, işsizdi. Ancak onu esas üzense polis takibi altında olmasıydı. Takriri Sükûn’un çıktığı, İstiklal Mahkemelerinin yoğun mesai yaptığı 1920li yılları Mısırda geçirmek zorunda kaldı. Bin bir güçlükle çıkardığı Sebil’ür-Reşad dergisi kapatıldı. Mısırda ciddi maddi sıkıntı içerisindeydi. Durumuna üzülüp, yiyecek ve ev eşyası getirmesinler diye oturduğu adresi değiştirdi. Hastalanınca Lübnan, Antakya üzerinden Türkiyeye giriş yaptı. Beyoğlundaki Mısır Apartmanında hayatını kaybetti. Cenazesine resmi protokol katılmadı. Mezarı iki yıl sonra üniversiteli gençlerce yapıldı. Siyasi atmosfer nedeniyle Safahatın basımı ise 1943 yılına kadar yapılamadı.

Ersoy, yazdığı İstiklal Marşının Mecliste okunup ayakta dinlenmesinin ardından 12 Mart 1921de milli marş olarak kabul edilmesi sebebiyle ödül olarak kendisine verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer (Kızılay) bünyesinde cepheye elbise diken Darül Mesai vakfına bağışlamıştı. Safahat yazarının İstiklal Marşının yazdığı dönemde sırtında paltosunun olmadığı, Taceddin Dergâhından Meclise paltosuz yaya olarak gittiği söylenir. Akif, çok sevdiği milletine İstiklal Marşı ve Çanakkale Destanı gibi kıymetli eserlerini; yakınlarına ise dürüst ve onurlu bir şahsiyet bıraktı.

24 Ocak 1967de gazetelerin iç sayfalarında yürekleri sızlatan şöyle bir haber dikkatleri çekti: Beşiktaştaki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akifin oğlu Emin Ersoyun ölüsü bulundu! Yıllar sonra Çetin Altan, bir yazısında Emin Ersoy’a yer verdi, bir gün Mehmet Akif Ersoy’un oğlu olduğunu söyleyen bir kişinin odasına gelerek para istediğini, bu olaydan iki hafta sonra da ölü bulunduğunu yazdı.

Ana Sayfaya Git