Fısıldar sessiz ve derinden

Vali Toprak, "Nasıl ki Özgürlük Abidesi olmadan Newyork, Eyfel Kulesi olmadan Paris, Kolezyum olmadan Roma düşünülemezse, surlar olmadan da Diyarbakır asla düşünülemez" dedi.

Fısıldar sessiz ve derinden

Cumuhbaşkanı Abdullah Gül'an başkanlığında Çankaya Köşkü'nde yapılan Diyarbakır Surları Zirvesi'nin ardından 'Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu' düzenlendi. Cumhurbaşkanlığı himayesinde Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi'nde düzenlenen sempozyuma Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Jale Saraç ve çok sayıda akademisyen katıldı.

SURLARIN DOĞAL GÜZELLİĞİ

Vali Toprak, Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Uluslararası Diyarbakır Surları Sempozyumu"nun açılışında yaptığı konuşmada, şehirlerin insanların yaşadığı, sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler kurduğu yerler olarak tanımlandığını söyledi. Bir kenti diğerlerinden farklı kılan şeyin, ona özgünlük katan tarihi kültürel mirası, doğal güzellikleri ve mimarisi olduğunu vurgulayan Toprak, "Bu değerler zamanla o şehirlerin sembolü haline gelirler. Hatta bu semboller bazen şehirlerin bile önüne geçerler. Nasıl ki Özgürlük Abidesi olmadan Newyork, Eyfel Kulesi olmadan Paris, Kolezyum olmadan Roma düşünülemezse surlar olmadan da Diyarbakır asla düşünülemez. Kaldı ki Diyarbakır Surları bu eserlerin hepsinden gerek tarihi gerek eşsiz mimarisi ve insani değerleriyle çok daha önemli bir eser ve mimari bir baş yapıttır" diye konuştu.

GÖÇLERİ YÖNETEMEYENLER

Diyarbakır Surları'nın tam olarak ne zaman ve kimler tarafından yapıldığının bilinmediğini, üzerinde, kentte yaşamış bütün medeniyetlerin imzasını taşıdığını anımsatan Toprak, gelip geçen her medeniyetin kendinden bir iz bıraktığını kaydetti. Vali Toprak, göçün iyi bir şekilde yönlendirilemediğini belirterek, "Göçleri yönetemeyen bir toplumun şüphesiz ki onun doğuracağı sonuçlara da katlanması kaçınılmazdır. Maalesef surlarımız da bundan nasibini almış, çarpık kentleşme neticesinde görselliğini kısmen kaybetmiştir" dedi.

Surları'nın yeniden görkemli günlerine geri dönmesi için önemli çalışmalar başlatıldığını anımsatan Toprak, başta Cumhurbaşkanı Gül ve Kültür Bakanlığı katkılarıyla yürütülen çalışmaların yavaş yavaş yerel yönetimlerin de katkısıyla meyvelerini vermeye başladığını dile getirdi.

TURİZM ŞANTİYESİNE DÖNÜŞTÜ

Vali Mustafa Toprak, uygulanan projeler sayesinde Diyarbakır'ın bir turizm şantiyesine dönüştüğünü ve yapılan işlerin tamamlanmasıyla kentin adeta bir müze şehri olma statüsüne kavuşacağını belirterek, DÜ tarafından düzenlenen birçok etkinlik sayesinde kent ve özellikle surlara dair önemli bir farkındalık oluştuğunu bildirdi.

ŞÜKÜR BUGÜN 1930'LARIN ALGISI YOK

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de, Diyarbakır surlarının her şeyden önce bir korunma bendi değil, bir medeniyet yarattığını ancak bu medeniyetin sur içerisinde koruduğu insanlar tarafından zarar gördüğünü söyledi. "Nasıl bir paradoks- siz medeniyeti, insanları, insanlığı koruyorsunuz ama bir müddet sonra koruduklarınız size zarar veriyor" diyen Baydemir, şöyle devam etti:

"1930'larda sur, burçlar yıkılmaya çalışılıyor. Neden- Diyarbakır hava alsın diye. Fransız Albert Gabriel'i burada anmak istiyorum. Onun girişimleri ile Ankara'dan bu yıkım işleri durduruluyor. İşte perspektif ve işte vizyon. Neyi niçin yaptığımızı bilebilmek. Sadece bugünü değil, yüzyıl sonrasını zikredebilmek, fikriyatını kurabilmek. Bunun için çok önemli bir noktadır vizyon dediğimiz mesele. Çok şükür bugün Diyarbakır'da 1930'ların algısı yok. Vilayeti, belediyeleri, üniversitesi, STK'ları ve halkı ile birlikte bunun önemine, bunun değerine vakıf durumda. Bundan sonra sonra yapılması gereken bu ortak akılla, ortak eyleme geçebilmektir. Bana göre artık bu sempozyum eylemi başlatmaktır."

GÖÇ VE SURLARIN DİBİNDEKİ KAÇAK

Baydemir, Dağkapı Meydanı, Gazi Caddesi, Yeni Kapı Sokak, Melikahmet Caddesi ve Mardin Kapı'da, Surp Giragos Kilisesi'nin onarımı, Cemil Paşa Konağı ile İzzet Paşa Caddesi'nde restorasyon ve çalışmalar yaptıklarını anlattı. Bugün, dünden çok daha ileri bir mesafede olduklarına dikkati çeken Baydemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "1990'lardaki yoğun göçte insanlar yerlerini terk ettiler. Sadece sonuca bakarsanız mekanik akıl yanlışa sevk edebilir. Neden ve sonucu birlikte yani vicdan ve aklı ortaklaştırarak, yaklaşım geliştirmeliyiz. Bu insanlar gelip surlara sığındılar. Bin, 2 bin yıl önce, 4 bin yıl önce insanlığın yaptığını yaptılar. Kendilerini güvenliğe almak istediler onun için sırtlarını sura verdiler. Orada barakalar yaptılar ve bir müddet yaşamlarını öyle idame ettirdiler. Bir kez daha mağdur etmeden o barakaları başlarına yıkmadan alternatifler üretme çabası içerisindeyiz. Ortak akıl ve ortak çabayla şu anda yapıların yüzde 50'si yıkıldı, kamulaştırma oranı yaklaşık yüzde 70'e ulaştı. 6 ay daha devam edebilir ama kimsenin kafası kırılmadan, burnu kanamadan o bölgenin tamamı boşaltılacak. Dolayısıyla üretiğimiz bütün politikalarda, insan-mekan, mekan-insan ikilisini ve ilişkisini asla birbirinden ayrık ele alamayız."

DÜŞMANI YILDIRAN SURLARI BİRAZ HALTEMİŞİZ

Sempozyumda konuşan ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ise toplumsal tarih ve ilişkilere bakmadan onun ucundaki sonuçlara bakmanın kendilerini sağlıklı bir yere götüremeyeceğinin altını çizdi. Prof. Dr. Sözen, şunları söyledi: "Tarihsel bilinç konusunda dünyadaki ve bizdeki zamanla gelişmenin, teknolojik, bilimsel büyümenin, toprakların, aklın ve kültürel mirasın da birlikte büyümesi anlamına gelmediğini gördük. Bu değerler farklı bakmamızı, farklı davranmamızı, farklı beraberlikleri bir araya getirmemizi gerektiriyor. Bugün toplantı konumuz bir sur değil; bir aklın, egemenliğin, bir karşı görüşün, yan görüşün, bir düşmanın, içindeki dostun, beraberce hayran kaldığı insanlık tarihini, mimarlık tarihinin ve aklın tarihinin simgelerini taşıdığı bir kültürel varlıkla ilgili karşı karşıya geliyoruz. Burayı yaratan insanlar zaten içindeki büyüklüğü, uygarlığı, bilinci ve bilimi yarattıkları için bu surlar var. O bakımdan surları yalnız ayakta tutma, geleceğe taşıma, bir kültürel varlık, korumamız gereken diyerek baktığınız zaman yanlış yapıyorsunuz demektir. Savunma yapıları, iki şeyin karşılıklı savunulduğu bir yerdir. Biri düşmanın girmemesi, ikinci düşmanın girmesi anlamının ortasında bittiği yerde başlayan yeni bir uygarlık, yeni bir beraberlik, yeni bir dönüm noktasının unsurlarıdır."

SURLAR ÇEKİŞMEYLE KORUNAMAZ

Prof. Dr. Sözen, dünyada ve Türkiye'de uygarlık mirasının korunması olmazsa olmaz gibi görünmesine rağmen üçüncü bir bakış, uzmanlığın ötesine çıkan toplumsal bir büyüklük iç içe geçmedikçe, üniversitelerin restorasyon kürsüleri dahil bütün bunların hepsi, Kültür Bakanlığının da bir araya gelmesiyle kültürel mirasın korunamayacağını savundu.

Kesimleri bir araya getirmeden, toplumsal tarihi tarafsız yazmadan, onun uygarlık ürünlerini, onunla bağdaştırarak somut sonuç olarak göstermedikçe tarih kitaplarının yazılamayacağını anlatan Sözen, şöyle devam etti:

"Dünya artık uygarlık tarihini, kendi tarihini öne çıkaran bir tarih anlayışıyla asla yazmamalıdır. AB, birlikte olmaya çalıştığı halde hala kendine dönük taraflarıyla öne çıkma isteğiyle birlik olamamaktadır. Birlik olmak; uygarlık birleşmesidir, bilinçtir, üniversitedeki çocuklarımızı geldiği gibi gitmeyen, dünyayı açık yetiştirme eylemidir. Bu surlar çekişmeyle, bilim insanlarının karşılıklı 300 alternatif geliştirmesiyle korunamayacaktır. Bir noktada birleşmek, o noktanın doğrularını çek ettikten sonra, somut örneğini de önce Diyarbakır, Türkiye ve dünya halkına gösterdikten sonra korunacaktır. Önce yaptığımızı kendimiz ve ülkemiz için yapmalıyız. O yüzden Diyarbakır başta olmak üzere, merkezi hükümet, bütün kurum ve kuruluşlar Diyarbakır surları ve içindeki sanatsal merkezleri, artık dünya kültürünün parçası olduğunu kanıtlayacak bir yolun ortak paydasında buluşmak zorunda. Bu bir bütçe ve kaynak sorunu değildir. Kaynağını kötü kullanan çok yer olduğunu biliyorum. Biz kaynaksız, akla dayanarak çok yer kurtardık Türkiye'de. Ama paraları ile rezil olan kurumları da gördük."

KALELERİN YÜZÜ AYDINLIK VE TEMİZLİK

Prof. Dr. Sözen, Türkiye'nin dönüşüme girdiğini, geleceğinin aydınlık ve güzel olması için kalelerin yüzünün aydınlık, içinin temiz, içindeki kullanıcının da o varlığa saygılı olmasını gerektiren bir bilinç eğitimi istediğini sözlerine ekledi.

Dicle Üniversitesi Rektörü Ayşegül Jale Saraç da, üniversite olarak üzerlerine düşeni her zaman yaptıklarını kaydederek, surlarla ve kültürel mirasla ilgili çalışmalarda destek olduklarını söyledi. Saraç, üniversite olarak bu tür çalışmaların artmasını umut ettiklerini, tüm dinamiklerin Diyarbakır'daki tarih ve kültüre sahip çıkması gerektiğini dile getirdi.

ANTİK DÖNEMLERDEN BUGÜNE

Dicle Üniversitesi (DÜ) Mimarlık Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zülküf Güneli, antik dönemlerden beri bir çok medeniyete beşiklik eden Diyarbakır Suriçi dokusunun onu çevreleyen surlarla bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Dünya Kültür Mirası sınıfına alınmayı hak edecek özelliklere sahip olan Diyarbakır Surları'nın önemini ortaya çıkaracak bu tür girişimlerin, surların yüklendiği gizem ve mesajlarının aktarılmasına da olanak sağlayacağını belirten Güneli, şunları söyledi:

''Antik dönemlerden beri bir çok medeniyete beşiklik etmiş olan Diyarbakır Suriçi dokusu, onu çevreleyen surlarla bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Çünkü 5 bin yıl geçmişe sahip olan ve çeşitli aşamalardan geçerek günümüze gelen Suriçi, eski kent dokusunu çevreleyen muhteşem surlarla birlikte, her dönemde dış etkenlerden korunarak bugüne kadar gelebilmiştir. Surlar, her türlü doğa şartlarına ve insan eliyle tahribatın acımasız etkisi altında kalmasına rağmen, yaklaşık yüzde 70 oranında ayakta kalmıştır.''

FETİH TARİHİYLE İLGİLİ DEĞERLENDİRME

ÇEKÜL Yüksek Danışma Kurulu Üyesi tarihçi-yazar Necdet Sakaoğlu da Vakidi adlı Arap tarihçisine ait bin 200 sayfalık bir yazma eserden Diyarbakır'ın fethini çıkardığını belirtti.

Vakidi'nin 747 ile 823 yılları arasında yaşadığını ve Kitab'ül Futuh adlı eserinde 20 sayfayı Diyarbakır'ın fethine ayırdığı bilgisini veren Sakaoğlu, Diyarbakır'ın fethinin 639 olarak bilinmesine rağmen kitapta farklı geçtiğine değinerek şunları söyledi:

''Kitapta Diyarbakır'ın fethi 649 olarak geçiyor. Belki Diyarbakır fetih tarihini düzeltmemiz gerekiyor. Kent hicretten 27 yıl sonra kuşatılmış ve 5 aylık bir kuşatma sonunda alınmış. Halit Bin Velid'in 80 mücahitle bir su deliğinden şehre girip içeride bir panik yaratmak suretiyle kapılardan birini açmak ve dışardaki İyaz Bin Ganem'in süvari ordusunu içeri alarak kentin fethini sağlamıştır.''

Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Canan Parla da, Diyarbakır Surları'nın gerçekten bir şeyler söylediğini, bu nedenle anlamak ve dinlemek gerektiğini dile getirdi.

4 YÜZYILDAN 6 YÜZYILA KADAR

Anlayabilmek için bugünkü verilerin ve kitabelerin yeterli olmadığını ifade eden Parla, ilk şehrin milattan önce 2 bin yıllarına tarihlendiğini kaydetti. Aslında, bölgedeki yerleşim tarihinin milattan önce 7 binli yıllara kadar gittiğini, milattan önce 2 binli yıllarda İçkale'de Hurri kentinin olduğunun kabul gördüğünü anlatan Parla, ''Daha sonra Diyarbakır hakkındaki bilgileri Romalılarla öğreniyoruz. Milattan önce 69'da Romalılar Diyarbakır'a hakim olunca, kente gelmeye başlıyorlar'' dedi.

Fransa'dan Paul Üniversitesi'nden Martine Assenat de antik dönemde Diyarbakır'ı anlattı. İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Metin Ahunbay da Diyarbakır Surları'nın erken dönemine değindi. Erken dönemin 4. yüzyıldan 6. yüzyıla kadar geçen zamanı kapsadığını ifade eden Ahunbay, antik dönemde Diyarbakır'ın 'Amida' olarak anıldığını söyledi. İki gün sürecek sempozyumun sonunda, Diyarbakır Valiliği'nde de 'Diyarbakır Surları Çalıştayı' düzenlenecek.

Kaynak: Diyarbakır Söz