Görüş Bildir

Kürtçe'de aile sorumluluğu!

Kürtçenin yaygınlaşması ve ikinci bir resmi dil olması yönünde yürütülen "yasal güvenceye" alınması yönündeki çalışmalar yoğunluk kazanırken, Eğitmen Ferhat Ertaş, dilin yaşaması için en büyük sorumluluğun aileye düştüğünü söyledi.

Kürt Ulusal Kongresi'nin 2006 tarihinde aldığı karar üzerine her yıl Kürt Dil Bayramı olarak kutlanan 15 Mayıs'a sayılı günler kaldı. Kürt diline önemli katkılarda bulunan Celadet Elî Bedirxan ve arkadaşlarının Suriye'nin başkenti Şam'da 15 Mayıs 1932 yılında çıkardığı Hawar Dergisi'nin yayın tarihinden kaynağını alan bayram, bu yıl da Kürtçe üzerindeki baskılarla karşılanıyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana asimilasyon kıskacında olan Kürtçeye yönelik baskıların son bulması isteniyor.

KAMPANYA SÜRÜYOR

Kürtçenin resmi ve eğitim dili olarak kabul edilmesi talebiyle Kürt Dil ve Kültür Ağı (Tora Ziman û Çanda Kurdî) ile Kürt Dil Platformu’nun oluşturduğu 21 Şubat Komisyonu tarafından 22 Şubat’ta başlatılan imza kampanyası ise sürüyor. Dil bayramına kadar sürecek kampanya kapsamında toplanan imzalar ise ilgili yerlere gönderilecek.

Çalışmalarını tamamen Kürtçe yürüten Ma Müzik Akademisi'nden Kürtçe eğitmenlik yapan Ferhat Ertaş, dil üzerindeki baskılar ve buna kadar yapılması gerekenleri anlattı. 

AİLELERİN SORUMLULUĞU

Kürtçenin yasal güvenceye alınarak, eğitim dili olması için mücadele verilmesi gerektiğini vurgulayan Ertaş, dil üzerine ders veren tüm eğitmenler ve asimilasyon politikalarına karşı durmalarının bu mücadelenin parçası olduğunu kaydetti. Kürtçenin istenilen düzeye getirilmesi için bu durumun da yeterli olmayacağına dikkati çeken Ertaş, "Bugün evlerin içerisine girdiğinizde anadil dışında başka bir dil kullanılıyor. Bu yüzden çocuklar Kürtçeyi anlamıyor ve çoğu zaman Kürtçe konuştuğunuzu bile bilmiyor. Dolayısıyla Kürt dili için yapılan çalışmalarda en büyük sorumluluk ailelere düşüyor. Ev içerisinde anadilimizle konuşmadığımız takdirde Kürt dili yok olma tehlikesi altına girer" uyarısında bulundu.

YASAL GÜVENCE 

Kürtçe üzerindeki asimilasyon politikalarına karşı birçok kesimin öneride bulunduğuna dikkati çeken Ertaş, ancak önerilerin hayata geçirilmesi noktasında eksik kalındığını söyledi. Ertaş, "Öncelikle olması geren kendimizi ve dilimizi tanımak, daha sonra dilimizi tanıttırmaktır. Dil, bir haktır ve bu uluslararası sözleşmelerle de tanınmıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde yer alan haklardan biri de dil hakkıdır.

Türkiye de bu anlaşmayı imzalamıştır. Ancak pratikte bu bildiriyi uygulamıyor. Kürtler anadilini yaşatması ve bir şekilde yasal güvenceye almalı. Dilimizi savunmak yerine, dilimizi asimile etmeye çalışanlardan dilimizin savunmasını bekliyoruz. Bu sebepten dilimizi savunmak ve eğitim dili olması bize bağlıdır" diye kaydetti.

KÜRTÇEYE BASKILAR

Ertaş, "Milyonlarca Kürdün yaşadığı Türkiye'de resmi kurumlarda Kürtçeye dair bir şey yapılmazken, Suriye iç savaşı ile birlikte gelen Araplar için her yerde Arapça tabelaları görmeye başladık. Elbette bunun olmasına karşı değiliz, ama bu ülkede milyonlarca Kürt var ve bunun görmezden gelinmesine karşıyız" diye kaydetti. Adım atılmamasının yanı sıra şehir, ilçe ve köylerdeki Kürtçe tabelaların kaldırıldığı ve kültür çalışmalarına izin verilmediğini ifade eden Ertaş, "Her alanda asimilasyon politikası yürüterek seni unutturmaya çalışıyor. Her seçim döneminde dil konusu ortaya atılıyor ancak seçim sonrası bir şey yok. Meclis'te halen Kürtçe kayıtlara 'bilinmeyen dil' olarak geçiyor" şeklinde konuştu.

MÜCADELE VURGUSU

"Büyüklerimizin bıraktığı mirasa sahip çıkarak mücadeleye devam edelim" çağrısı yapan Ertaş, şöyle devam etti: "Her alanda ve her yerde dilimize sahip çıkarak, bu mücadeleyi sürdürmeliyiz. Bizi kurtaracak olan şey sahip çıkmadır ve herkesin diline kültürüne sahip çıkmasını bekliyoruz. Devletten yana bir umudumuz yok ama bir çağrıda yapacaksak; Demokratik yol ve yöntemlerle, anayasal güvence esas alınarak, insanların kendi anadillerinde eğitim görmeleri ve yaşamsal haklarını sağlanmalı."




Etiketler: |